
gerze samsun yolu üzerindeyiz... gerze şirinlik muskası bir ilçe ... ayancıkla gerze yarışıyor bu konuda...
yolda hep kendi tarafıma bakıyorum... çeşit çeşit bitkiler ağaçlar... muhteşem bir flora... ve çok güzel bir koku... niye kendi tarafıma bakıyorum ... çok basit... diğer taraf uçurum... bakacam da nolacak...
ıssız kimsesiz bir yanı dağ bir yanı uçurum yollardan geçerken... uçurum kısmındaki ,küçücük düz bir yerde yanan odun ateşi ... ve üstündeki semaver karşıladı bizi... baktık başımızı çevirdik... sonra hızla dönüp bir daha baktık... yavaşladık...
serap mıdır nedir...
yahu burda ev yok iş yeri yok yoldan geçen yolcu yok.... sadece uçurum kıyısında odun ateşinin üstünde bir semaver var... bardak yok , doğal olarak sandalye filan yok insan ise hiç yok....
arada ekselans deha moduna geçer...
bana döndü ...
__bak bunu hayır için koymuşlar buraya ...gelen geçen yolcu çay içsin diye... __yapma yaaa...
burası karadeniz ya ... çay çok içilir ya... kendisi anadolu kaplanı ya... ıcığını cıcığını bilir ya...
kıhlamadan tıslamadan önce sordum...
__istanbulda biz niye yollara semaver koymuyoruz sence...
__aman canım semaveri çalarlar... __peki burda? __niye çalsınlar... __sen şu istanbul dışına her çıktığında girdiğin istanbul ihaneti modundan bi çıksanda biz de senle dalanmasak ,semaveri çaldırmasak nasıl olur....
azda olsa ileriyi gören bi tarafım varmış demek ki... dalanmayalım lafımı nasıl olsa iplemeyen ekselansla azzz sonra hır çıkacaktı ...

nasıl bir hayal gücüyse bu...
gülmekten hıçkırık tuttu....
__yahu saçmalama imarethane mi burası adamlar niye böyle bişi yapsın üstelik ortada bardak bile yok gelen geçen yolcu semaverin musluğuna ağzını dayayıp kaynar çayı mı içecek...
arabayı dağın izin verdiği minicik bir cebe sıkıştırdık... gittik semavere bakmaya... semaverin bir adım arkası uçurum... ve elbette bariyer filan yok...
o uçurumdan hayır sahibi imarethane kurmuş iki tane uçurum cini çıktı ...
sadece kafaları var ortada... bastığınız yerin 3-5 adım ötesinde yerle aynı hizada iki kafa hayal edin... bu işte...
__buyrun efendim ,buyrun hoşgeldiniz...
buyuralım buyurmasına da nereye buyuralım... adamların çıktığı yer uçurum ... benle aralarında 2 adım var ve bu noktadan öyle gözüküyor...
2 adım attık... uçurum 5 - 6 metre aşağıda dar bir alanda bir düzlük tanımış... düzlüğün aşağısı yani dibi gözükmüyor bile... bir kaç ağaçlık o düzlüğe ... bu aklıevvellerde bir kaç masa bir mutfak hatta birde hamak koymuş...
ne güzel ne güzel hamağa yatmış hafif hafif sallanırken biri şaka niyetine hız verip 3 kere ittirse... kendini uçurumun dibinde bulman an meselesi...
Allahtan ki düşünce yaralı kalıp yardım beklemen söz konusu değil...
bölgenin bir çok yerinde bir çok öykü dinledik böyle... kamyonla,minibüsle,özel araçla uçanlar ... görevlilerin tüm çabalarına karşı ulaşılamayanlar gibi... köyün en bıçkınları inermiş daha sonra ... kayıpları bulmak için...

dönelim uçurumdaki çay bahçesi lokanta karışımımıza...
uçurum cinleri __gelin gelin deyince yavaş yavaş bir adım daha attık... anladık 5-6 metre aşağıdaki düzlükte konuşlanmış bunlar konuşlanmasına da ... ne yapıcaz atlayacaz mı 5 -6 metreden... az daha yaklaşınca çaresizliğin ürettiği çarelerden birini daha tanıdım...
dimdik 5-6 metre eğimin topraklı bölümlerine... ağaçlardan kestikleri kalın dalları yanlamasına gömüp çimento filan bişiler yapmışlar...
adam yemekleri sayıyor... ekselans karnım aç diye vızıldıyor...
bitti çünkü yemek yenecek yerler... çünkü kıtlık çıktı ... ve... bir bu uçurumun dibi kaldı yemek yenecek yer...
ekselans ucun ucun inmeye başladı bende ona yapışıp indim...
uçurum cinleri gülüyorlar ... __kolaycacık inersiniz korkmayın diyip yardım ediyorlar...
''çıkış daha zor '' diyip tekrar gülüyorlar... çıkış zormuşmuş son gülen iyi gülermişmiş ... iki adam baba oğulmuş... bi daha mış muş yazarsam tik gelişecek gibi ya... neyse...
oğul köyde bir kıza tutulunca... kızın aileside vermeyip sorun çıkarınca... tatsızlıklar baş gösterince... gelmiş burayı yapmş ... mutfağın arkasındada minicik 7 metrekare bir kulübe ... karısı oğlu kendi orda kalıyorlar...
köydekiler alay ediyormuş arkalarından... o dağlı oldu dağa kaçtı diye...
her yer ovaydıda adam keyfinden dağa kaçtı sanki...
ama... hayatımda yediğim en güzel , en özenli güveçte alabalıklardan biri geldi ... uçurumdan dolayı tırsıp gelen yemeği kayıtsız şartsız beğenmekle ilgisi yok bunun... tereyağında bol sebzeli bol kaşarlı ve en önemlisi defne yapraklarıyla harmanlanarak hazırlanmıştı alabalık... daha ne olsun... hakikaten güzeldi...
yemeğimizi yedik birazda dinlendik... yolcu yolunda gerek diyip kalktık...
baba oğul ... __biz önden çıkıp size yardım edelim... dediğinde...
ben ,o dingirik tahtalardan çıkmıştım bile yukarı... aşağıdan hayretler içersinde bakakaldılar... üşenmeyip ekselansla beraber onlarda çıktı yukarı ...
__şaştık kaldık nasıl çıktınız öyle...
__e ben dağcıyım...
__aaa bilmiyoduk valla bravo...tanıyamadık kusura bakmayın...
__nerden tanıycaksın sadece futbolcular tanınıyor burda...
__doğru valla...ama inerken kayıyordunuz tutundunuz hep...
__ben tırmanıcılar kısmındanım...çıkmayı bilirimde inemem...
__aaa dağcılık böyle mi yani...
__tabii iki ekip çıkıyoruz...tırmanıcılar ve iniciler...
__vayyy be çok enteresanmış ilk defa duyduk ama bravo çok başarılısınız... __eee çok yıllardır yapıyorum...
uçurum cinlerinden genç olanı uyanık çıktı...
__peki siz tırmanıcılar sonra napıyorsunuz dağın tepesinde kalmıyorsunuzdur herhalde... ne şekilde iniyorsunuz ki aşağıya...
gülmeye başladım...
gülünce çözüldü olay... babasına döndü...
__yaa baba ya... şaka yapıyormuş bize ,aslında yok böyle bişi...
|