Image and video hosting by TinyPic
bu sitedeki yazılarımın....kopyalanması,çoğaltılması,yayınlanması yasaktır...

Sedencikin Dünyası

Tanım

Çoban kaval çalar anın Hayâtı şairanedir ... Güler perisi tarlanın ... Bu bir güzel teranedir ... Tevfik Fikret

Bağlantılarım

» Ana Sayfa
» Profilim
» google
» e-mail

yakın gecmis

»
güvenli yollar
» dün'ün anlamı
» iki cihan'da...
» hünnap'ın yolculuğu...
» babalar ve oğullar
» hangi şerit
» bayramlık...
» kenar-ı dicle...
» merak kumkuma'sı
» ve...kutlu olsun
» bir fincan kahve
» kapılar ardı
» öküz kafayı sallarsa
» dün'ü gün'e eklerken
» akrebin masumiyeti
» ruh havalandırması
» arni'nin perdeleri
» şefkat'den zulm'e
» ninnilerle büyürken
» metro
» ucu açık
» özetle
» özetle-1-
» ada(mama)k
» öncelikler
» ne desem
» semer'den eser
» ilk aşk
» çok güzel hareketler bunlar
» kriz yönetimi
» zıkkımın dibi
» doz aşımı
» tasarruf tedbirleri !!!
» bayram'dan bayram'a
» delikanlı
» park etmeden fark etmek
» dut ağacı boyunca
» tüyapta kitap
» ayıklama
» işler nasıl gidiyor
» biri bizi...
» ya affetmezse
» tek tek
» hangi kene
» aynadaki oynamalar
» bu da geçer
» hibrit akvaryum
» kıtmir ve nankör kedi
» yağma
» bir demet saygı
» kadın ve emek
» şam şeytanı
» şerrealite
» projeler...ler...
» prestige aslında Tesla

geziyoruz

» uzungöl'ün gölgesi...
» sumela...
» trabzon...
» vona...yason
» ünye-fatsa arası buharlaşmalar
» bandırma'dan alaçam'a
» uçurum cinleri
» sinop-2-
» sinop-1-
» yollardan sonra
» şanslı ayrıntılar
» araba-benzinci-zeytin üçgeni
» iznik-göl-zeytin-yayın
» hamamlıkızık-cumalıkızık arası saat 8 sırası mı
» orhangazide kahvaltı
» ve geldim...
» deniz-tatil-yıldızlar


sinop-2-






                                  ''görmesen bile denizi ...
                                   yukarıya çevir yüzü
                                   deniz gibidir gökyüzü...
                                   aldırma gönül aldırma''






içeri adımını attığın anda  için ürperiyor...
ister kullanılmasın ister müze yapılsın...
ne yaparlarsa yapsınlar...
burası ne yazık ki hala yaşıyor...
koku ve korku egemenliğinde...

dalgaların sesleri mi çığlıkları bastırıyor...
yoksa çığlıklar mı dalga seslerini ....
burnumda kesif bir amonyak kokusu...
ki insan merak ediyor...
kaçta kaçı o yıllardan kalanlara aittir bu idrar kokusunun ...
kaçta kaçı  bir takım ziyaretçi adındaki ve ceza tadındaki insan ve
çocuklarına....

kulağımda...




''görmesen bile denizi ...
yukarıya çevir yüzü
deniz gibidir gökyüzü...
aldırma gönül aldırma''...




dizeleri...

ve...
burası eski 


                   SİNOP HAPİSHANESİ...

















ne burnumdaki kokuyu bastırabildim...
ne de kulağımdaki sesi ve müziği...

keşke bu sözleri ve müziği oradaki herkese duyurabilseydim...
o zamanda bu kadar pervasızca,umursamazca gezenler...
gezerken keyif alanlar...
sürekli gülenler....
etrafta koşuşturup çığlık çığlık bağıran  çocuklar olurmuydu acaba...


çocukları buraya niye alıyorlar anlamak mümkün değil...
sinemada,tiyatroda yaş sınırı koyulurken...
resmi adı hapishane asıl adı işkencehane olan bir yerde çoluk çocuk  ne arar...


fotoğraf karesi olarak beyninde topladığı karelerle ilerleyen yaşlarında olumsuz etkilenir mi...
yoksa onlarda kendilerini oraya getiren anne ve babaları kadar asla ve kat'a olumlu olumsuz hiçbirşeyden etkilenmeyecek kadar duyarsız ve sığ bakıp ...
hayata teğet yaşayan bireyler mi olurlar...



duvarlara ziyaretçiler tarafından yazılmış...
kalp içindeki sevgili isimlerine
''hapishane duvarıyla sevgili adının alakası ne'' diyerek hayret etmedim bu sefer...
geçen yıl İstanbulda bir mezarlıkta mezartaşının arkasında  iki sevgilinin adını kalp içine alarak yazdıklarını görünce..
''yok artık oha'' diyip bütün hayret duygumu tüketmişim demek ki...



kadın yanındaki kocasına izlenimlerini aktarıyor....
''bahçeleri çok güzelmiş...
hele çocuk kısmının bahçesi pek şirin hayatım kutu gibi''...

işte o kutu gibi şirin bahçede  gerçekleşti 4 infaz (asılarak öldürme)






bir koğuşun penceresinin içine yaslanmış bir adam gördüm...
gözünden süzülen yaşlarla... 
yakın hissettim kendime...
kimbilir neydi aklından geçen,ve hangi anı savurmuştu onu bu gözyaşlarına...
bu hapishane en iyi bu fotoğrafla bütünleşirdi belki...
ne gidip izin aldım...
ne de habersiz  çektim...
istemedim fotoğraf karesinde bile olsa bu acının  donmasını kalmasını...
yıllara  nakledilip aktarılmasını...


anneler çocuklarına hep aynı şeyi söylüyor...
''bak aliye çıkacak köşeden uslu dur''...
diğeri ...
''aaa koşma bakim gülten gelip içeri tıkar seni''...

bir aliye ve gülten lafıdır gidiyor...
hem çok tanıdık hem uzak geliyor...
farklı farklı insanların ağzından aynı cümleri duyunca dolayısıyla onları değil, kendini yabancılıyorsun....

herkesin ortak bildiği bir şey var ve ben bunu bilmiyorum...

bir koğuşun kapısında yığılma olmuş...
kapı kapalı ziyaretciye açık değil...
olsun parmaklık arkasından da olsa herkes orayı görmek istiyor...
yaklaştım...
kendi aralarında konuşuyordu bir grup...
bak burası aliyenin yatağıydı burda hayriye yatıyordu...



dizinin çekildiği koğuş...erkekler kısmında...



tabii ya ...
adı da...''parmaklıklar ardında''ydı
üstelik ben bu dizinin 4-5 bölümünü seyretmiş çokta beğenmiştim ve hatta jenerikteki aldırma gönül fazlasıyla bağırsada yine de bilmem kaçıncı kez  çarpmıştı beni...
sonra nasıl becerdiysem buluşamamıştım bir daha diziyle...
kanalımı değişti saatimi ya da  ben mi  bilemem...


hapishanenin asıl mevcudunu oluşturan erkekler...
çünkü kadınlar azınlıkta....
o yüzden en geniş koğuşlar ve en geniş avlular hep erkekler  kısmında...


yukarda dizelerini yazdığım şair Sabahattin Ali idi...
''aldırma gönül''ün sahibi...
burda bu hapishanede...
erkekler koğuşundaki ranzasında yazdı bu şiiri...



küçük bir tezgah ve bir lavabonun bulunduğu koğuşlardan biri...






'mişli 'geçmiş zaman kullanmamama şaşırmayın bu yazımda...
çünkü hala yazıyordur...
bizlere bu boyutta ulaşmasa bile...
su içinde zindanlardaki çığlıkları...
korkunun kokusunu duyup,duvarlardaki kan lekesini görüyorum...
hakikaten çıkmıyor kan lekesi kanla yıkandıkça...


ranzasında yazdığı şiirin bir kelimesi Sabahattin Ali yide  sürükledi deniz seviyesinin altında kalan zindanlara...



''dertlerin kalkınca şaha...
bir küfür yolla Allaha...
görecek günler var daha...
aldırma gönül aldırma...




diye yazmıştı...

''küfür'' kelimesi hapishane yönetiminden baştakilere kadar herkesi çok etkiledi...
ve zindanla cezalandırıldı...

şarkı olarak bize dönüşü ise ''sitem''le oldu...
halen de ''sitem'' olarak söylenir...



''dertlerin kalkınca şaha
bir sitem yolla Allaha...
görecek günler var daha
aldırma gönül aldırma''





üstelik sadece düşüncelerinden dolayı sürgün yeri sinoptaydı...
ne devleti hortumlamıştı ,ne seri katildi...
elbette 14 yaşındaki çocuklara tecavüzde etmemişti...
şimdi hortumcuların,tecavüzcülerin,katillerin...
televizyonları,cep telefonları,internetleri,gardrop dolusu eşyaları...
kebapları,balıkları, rakılarıyla beraber göbeklerini ,kıçlarını kaşıya kaşıya hapiste yattıklarını duysa...
o şiiri yeniden hangi kelimelerle yazardı kimbilir...


kelime olarak dahi olsa hoş mudur ''küfür'' kelimesi...
hayır değildir...
peki bu noktada ceza-i yaptırımın diğer kullardan gelmesi hoş mudur...
o da değildir...
hayli ince bir çizgi vardır buralarda bir yerde...



demek sadece bugüne dair değil Allahtan özel vahiy alanlar...
Allahı korumasına almaya kalkan gafiller,eyyamcılar...

o zamanlarda da varmış ...
şimdi sorsan herbirine tek tek...
Allahla kul arasına girilmez cümlesini hiç kekelemeden yumurtlarlar....
arkasındanda 'küfür' kelimesi için adamı alıp zindana atar işkenceden geçirirler...


hani Allahla kul arasına girilmezdi...
ister eğri söyler, ister doğru...
sanane...
Allahın avukatlığına soyunma gücünü hangi kul kendinde bulabilir ...
yada hangi gaflet perdesi örterki üstünü de kendisi bu küfre düşebilir...

biri şükreder... diğeri şikayet eder...
sen buna itiraz edersin etmesine de...
peki ...
yaradanı yarattığından korumak hangi şirke girer...



yaradanın kulunu isterse cehennemin dibiyle ,isterse gönlünün teliyle sınayabileceğine inanmayan bir güruh var demek ki...
üstelik her geçen gün çoğalan...



neyse...


bir sabah  park yeri bulamayıp bunaldığımız için trafik polisinin yanına gidip arabayı napıcağımızı sorarken...
telaşla bir adam geldi...

__memur bey hapishane nerde..

polis kibar kibar tarif etti yerini...
adamın arkasından gülerek başını salladı...

__yahu bir gün de gelip plajın yerini,medresenin yolunu sorun be...
aman ne meraklıymış millet hapishane görmeye anlamadım ki ...

diyince gülüştük karşılıklı...

eh gülüşmenin sonunda  ...

__şey ekip arabasının arkasında durabilir mi bizim araba ...dedik

__yok artık...

__ama lütfeeen biz çok yorgunuz...

kafanıda hafif yana büküp mahzun mahzun gülümsedin mi...işlem tamam...

__tamam ama çabuk gelin...

biraz yürüdük...
10-15 adım öteden seslenip ...

__anahtar üstünde 3 saate kalmaz döneriz diyip uzadık...


güldü...
güleryüzlü bir kent burası...


ama hakikaten...
kaç tane kent vardır ki...
sınırlarından içeri girer girmez...
herkesin ''hapishane nerde''diye sorduğu...


cezaevi sinop kalesinin güneybatı ucunda yer alıyor...
yüksekliği 18 metreyi bulan surların genişliği muhafızların rahatça yürüyüp ,
iç kaleyi dolayısıyla hapihaneyi denetlemelerini sağlıyor...
hapishane...
erkekler kısmı...
kalın duvarlarla  ayrılmış  kadınlar kısmı...
ve yine kalın duvarlarla ayrılmış çocuk koğuşunun yanısıra...
derslik ve işlikleride(atölye) kapsıyor...


derslikde kullanılan tahta...


yaşı kaç olursa olsun okur yazar olmayan mahkumlara dersliklerde okuma yazma öğretildiği söyleniyorsa da...
benim bilgim , sadece yönetimle uyumlu mahkumlara öğretildiği yönünde...

aynı şekilde işliklerde cilt yapımı,el işleri dokuma gibi işlerde çalışan ve meslek öğrenenlerde var...
para kazananlarda...
söylenen her mahkumun buralarda çalışma hakkı olduğu benim bilgimse yine yönetimle uyumlu olanların çalıştırıldığı...

ki görüntüde beni doğrular nitelikte...
koğuşların hiçbirinden deniz görülmüyor...
zindanlardan görülmesi söz konusu bile değil...
ki daha sonra  zindan konusunu ayrıntılı anlatacağım...

oysa işliklerde ,atölyelerde ...
deniz olduğu gibi önünde...
kalın duvarlar yok...parmaklıklar yok...tel örgüler yok...
geniş çalışma alanları var...
ve tüm hapishaneye hakim olan ağır,basık,durgun hava yerine burda taze,canlı bir hava pencereden giriyor....


akla şu soru gelir tabi...
hapishaneye girmişsin...
denizi görsen ne olur...
görmesen ne olur...
niye bu kadar önemli...



karadenizin tamamında olduğu gibi sinopun o güzel denizide hareketli,dalgalı bir deniz...
çağlayan,surlara çarpan ,sesi yüksek bir deniz...
yaz kış gece gündüz sadece suyun sesini ve gücünü arttırır ama hiç susmaz...
2 farklı şekilde açıklayabilirim bunu sanırım...



eviniz ara ara deliren bir denizin kıyısındaysa...
pencereden bakıp sesle eşzamanlı gelen dalgaları takip ederek kahvenizi konyağınızı içip mutlu ve huzurlu olabilirsiniz...
hatta o ses mışıl mışıl uyutur bile sizi...
eviniz özgürlüktür...
delirdiği zamanlarda denizde olmak ise mahkumiyettir...



ama hapishaneniz denizin kıyısındaysa...
ve görmüyorsanız denizi...
ve mahkumsanız...
ve dalgalar duvara çarparken duyuyor ama bilemiyor göremiyorsanız...
delirse de delirmese de ...
deniz özgürlüktür bir mahkum için...



daha primitif bir örnekle su sesinin işkencesi daha iyi yakalanır belki...
evinizdeki banyo musluğu bozulmuş akıtırken...
gördüğünüz için sinir sisteminize pek hasarı olmaz...
iç tesisattan geliyor...
ve
suyu görmüyor ve sesini duyuyorsanız...
10 dakikada tedirgin olur 10 haftada sinir olur ...
10 ayda hoş olmayan bir halde olursunuz ...



alttaki zindanlar su seviyesinin altında ve gün ışığı sızdırmaz tek bir hücre ve hücrenin kenarında bir bozuktaş heladan oluşuyor...
adı üstünde zindan...
elbette içerde başka hiçbir şey yok....
günlük hayatımda hela kelimesini kullanmayıp sevmesem bile buraya tuvalet demek için hayli züppe olmam gerekiyor...
daha berbat bir tanımlama bulabilsem onu kullanacaktım ama bulamadım...
helayla idare edeceğiz...





deniz delirip sular yükseldiğinde ki elbette baharda ve kışın ...
helanın ortasındaki delikten lağımla karışık içeri basıyor...

söylenen ...
yükselen suların diz kapağını geçmediği ...
oysa benim bildiğim...
o sularda zindandaki bazı mahkumların boğularak öldüğü...


tutmadı bir türlü devletin resmi tanıtımıyla benim bildiklerim birbirini...

ama zindana atılan mahkumların orda 3 gün geçirmeleri karşılığında dışarı çıktıklarında yaşama şanslarının olmadığını söylemeleri yine beni doğrular gibi...

farzedelim onların dediği gibi diz kapağına kadar geliyor su...
bir taş bir tümsek bile yok üstüne çıkacak...
insan kısmıda atlar gibi ayakta uyumaz...
ki onlar dahi en fazla 1 ay uyur...
ya günler ve gecelerce ayakta o buz gibi suyun içinde dikileceksin...
ki fizyolojik olarak mümkün değil...
yada prangaya vurulmuşsan zaten ne yaparsan yap sudan kaçamayacaksın...


velhasıl gerçektende 3 gün geçirenin iflah olmayacağı o dönemin şartlarında en azından zatüree'den öleceği çok açık...


alttaki kanal ,denizin yükselmesiyle zindana basınca doğal olarak kanaldaki lağım fareleride zindanı basıyor...

günlük bir tayın hakları olduğunu...
ve fareler kendilerini yemesin diye mahkumların  tayının çoğunu onlara yedirip kalanıyla idare etmeye çalıştığını söylüyor resmi tanıtım...

yine örtüşmedi benim bildiklerimle...
bense o tayının zindanlardaki çoğu mahkuma hele sular yükseldiğinde hiç verilmediğini veya  ikiye ayrılıp helanın içine atıldığını biliyorum...


fazla ayrıntı incitecek beni ...
dolayısıylada sizi...
o yüzden gerek yok...

hep düşünce suçluları mı yattı burda...
elbette hayır...
gözünü kırpmadan 5 kişiyi öldürmüşler ...
ailesini kesmişler...
muğla canavarı...
kocasından hırsını alamayıp taksit taksit öldürmüş kadınlarda yattı...

boyları devrilsin caniler diyoruz elbette...
diyoruz da...
suçun cezası ya ölüm ya hapistir...


oysa burda salt hapislik yok...
burdaki ceza...
hapislik...
kemiren lağım fareleri...
açlık...
dayak...
dostluğunu esirgeyen deniz....
ses vermez  kalın duvarlar...
kraldan çok kralcı gardiyanlar...
işkence...
pislik...
sefalet...


bazılarına sıranın hiç gelmediği hamam...


idamdan kurtulmaya sevinilecek bir tablo yok burda...
insan hayatında kaç kere ölür...
burda günde 100 kere ölündüğünün kanıtları var...
burda yatanlarda böyle düşünmüş zaten ...




yoksa kim atlar sessizce ...
18 metrelik surların üstünden kayalarla dolu köpüren denize...
ya da mazgalı söküp lağımda yüzerek denize ulaşmaya kim çalışır...
tuhaf bir şekilde düzgün kayıt tutulmamış burda....
sanırım girenin çıkmayacağı...
çıkanında 1 yıl içinde göçeceği gözetilerek tutulmamış ...


gözetleme kuleleri



kulağınıza tanıdık gelecek isimler  var sinopta yatan...


Zekeriya Sertel
Necip Fazıl Kısakürek,
Refik Halit Karay
Mustafa Suphi
Ahmet Bedevi Kuran
Refi Cevat Ulunay
Hüseyin Hilmi
Burhan Felek
Osman Celal Kaygılı
Celal Zühtü Benneci
Sabahattin Ali
Kerim Korcan
Osman Deniz


hapis ve sürgün olarak kaldılar...



sinop cezaevi kuş uçurtmaz geçit vermez konumuyla ünlü...
hakikatende öyle...
çok az insan  kaçabildi ...





İlk olarak 1914 yılında Sinop'a sürgün edilen Mustafa Suphi Rusya'ya kaçar...

Ahmet Bedevi Kuran Sivastopol'a kayıkla kaçar...
1948 yılında da Arap Kadir...
sonra...
1969 yılı Temmuz ayında da Emin Aladağ kaçar...



E.Aladağ mahkemesi sonuçlanıp idam cezası kesinleştiğinde ve idamına bir kaç gün kala deniz yoluyla kaçmayı başarır ...
hayli zorlu ve yorucu bir yolla ayancığa gelir...
üşümüş,aç ve yorgun ve ıslak...
yardım almak için bir evin kapısını çalar...
misafir ederler...
şans işte...
ev sahibi biraz önce nöbetten dönen polis memurudur...
şüphelenir ve görevlileri çağırır...
çok kısa sürer E.Aladağın firar hayatı...
gelirler ve götürürler...
ama devreye yeni dava girmiştir artık...
''hapisten kaçış ''
idam beklerken ve yeni ''hapisten kaçış'' davamız sürerken af çıkar...
ve özgürdür Aladağ...
idamdan özgürlüğe...
sanırım hayat kocaman bir şaka...





ve bir kaçış daha vardır ki işte bu ilginçtir...
üstelik öyküsünü bilmeseniz bile eminim bir türküyle hepinize çok tanıdıktır...

yani...
Sandıkçı Şükrü "Sinop kalesinden denize uçarak" Rize'ye kaçar...





                  Sinop kalesinden uçtum denize 
                  Tam üç gün üç gece göründü Rize
                  Karşı ki dağlardan gel oldu bize 
                  Eşkıya dünyaya hükümdar olmaz





türküyü bilirsiniz...



yıl 1341 mevsime uydum ...
sebep oldu şeytan
bir cana kıydım
katil defterine adımı koydum
eşkiya dünyaya  hükümdar olmaz
....



böyle söylerler...
dikkat ettiniz mi ?
akıllara zarar bir biçimde...
sözlerde problem var...


şeytan sebep oluyor olmasına da ...
ama aslında adam mevsime uyup adam öldürüyor...
demek ki mevsimin tetiklediği hastalıklardan birinden muzdarip...
mesela manik depresif
iyide sormazlar mı adama manik depresifin
sinop hapishanesinde işi ne...
tedavi etseydiniz ya...

elbette...
hakkında türkü yakılan sandıkçı şükrü...
mevsime filan uymuyor...
uysa uysa ...
nefsine uyuyor...
aklı fikride görünen o ki hayli yerinde...



Rizede bir düğünde Sandıkçı Şükrünün kardeşi bıçakla karnından yaralanıyor...
düğün yerine gelip kardeşini kanlar içinde bulan sandıkçı şükrü...
kardeşini vuran Abdi ağayı orda vuruyor...
hapishaneye koyulan sandıkçı şükrü arkadaşlarıyla birlikte hapishaneden kaçıyor ve dağa çıkıyor.
dağa çıktıktan sonra, yönetimle işbirliği yaparak kendisini hileyle zehirlemek isteyen biriyle ,karısı Fadime'yi elinden almak isteyen başka birini öldürüyor.
bu olayla adı halk arasında duyuluyor...
zenginden alıp fakire verdiği için halktan müthiş bir destek görüyor...
başı sıkışan fakirler yardım için çevresinden eksik olmuyor...

bir gün kardeşiyle beraberken,zaptiyeler çevresini sarıyorlar. zaptiye çavuşu Sandıkçı'nın teslim olmasını istiyor...
ancak Sandıkçı kabul etmiyor...
çıkan çatışma sonrasında  Sandıkçı ve kardeşi Zaptiye Çavuşu ile birkaç zaptiyeyi öldürerek kaçıyor.
Sandıkçı Şükrü bu olaydan sonra  yakalanıp zincire vurularak sinop hapihanesine kapatılıyor...
sandıkçı kalenin surlarının üstünden kısacası 18 metreden bırakıyor kendini denize...
türküden anladığımıza göre  göre 3.günün sonunda görünüyor rize...

Rizeli sandalcılar tarafından kurtarılıyor.
sandıkçı yakalanamıyor  ve daha çok halk desteği sağlıyor...
bunun üzerine trabzon valisi Kadir paşa bir hayli kalabalık adamı,süvariyi  Sandıkçı'nın üzerine gönderiyor.
süvariler, kolcu kayıklarının reisi varilcioğlu sadık'ı da yanlarına alıyorlar.

Sandıkçı Şükrü İkizdere köyünde bir evdeyken ihbar ediliyor.
Çevresi atlılarca sarılıyor. Varilcioğlu da yanlarında.
yinede teslim olmak istemiyor.
Fakat eskiden tanıştığı Varilcioğlu Sadık teslim olursa öldürülmeyeceğini söyleyerek onu ikna ediyor.
Sandıkçı varilcioğluna inanarak teslim oluyor...
sandıkçı önde varilcioğlu ve zaptiyeler arkada yürürlerken...
Varilcioğlu ile zabtiyeler Sandıkçı Şükrü'yü arkadan kurşunlayarak öldürüyorlar.


sandıkçı Şükrü'yü  tanıyan Refii Cevat Ulunay...
ondan "pişman ancak affedilmeyeceğini bildiğinden teslim olmamış mert bir insan" olarak sözediyor...

hep öyle değilmidir ...
en büyük hasar hep iç halkadan en yakın çevreden gelmez mi....




Yıl 1341 nefsime uydum
Sebep oldu şeytan bir cana kıydım
Katil defterine adını koydum
Eşkıya dünyaya hükümdar olmaz



Sen üzülme anam benim dertlerim çoktur
Çektiğim çilenin hesabı yoktur
Yiğitlik yolunda üstüme yoktur
Eşkıya dünyaya hükümdar olmaz



Çok zamandır çektim kahrı zindanı
Bize de mesken oldu Sinop'un damı
Firar etmeyilen buldum amanı
Eşkıya dünyaya hükümdar olmaz



Sinop kalesinden uçtum denize
Tam üç gün üç gece göründü Rize
Karşı ki dağlardan gel oldu bize
Eşkıya dünyaya hükümdar olmaz



Bir yanımı sardı müfreze kolu
Bir yanımı sardı Varilcioğlu
Beşyüz atlıylan kestiler yolu
Eşkıya dünyaya hükümdar olmaz





zaman'ın resimler ve isimlerde yaptığı tahribatla silinmiş ,3 nolu koğuşun listesi...



sn:sokaktaki ''can''lara bir kap su birazda yemek vermeyi unutmadınız değil mi...

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

Tarih: , 13/9/2008 Kategori: seyahat
Yorum yaz

...

Kanunen idam edemediklerini bu nemli ortamda hasta ederek öldürmek için Sinop hapishanesine yollarlarmış. Zamanında bizim oradan buraya sürgün edilmiş mahkumların hikayeleri anlatılırdı bu üzre.
Şimdiki F tipi, hücre tipi cezaevlerine bakınca Sinop damı sanki daha insaflı geliyor adama.

Yazan: asivemavi36 Tarih: , 12/10/2008

Bağlantı |

...

MAHMURE.....hakikaten içini sızlatıyor insanın...
aktarabildiysem ne mutlu bana...
teşekkürler canım...
sevgiyle...

Yazan: sedencik Tarih: , 26/9/2008

Bağlantı |

merhaba canım

Çok duygulandım,etkilendim,üzüldim.İçim,ayaklarım her yanım sızladı.
Ne fayda yaşanmış,yaşatılmış hepsi.Taa uzaklardan haberdan ettin beni.Bi haberdim bu zamana kadar.teşekkür ederim.Türkülerle perçinlenmiş yine muhteşem yazın.
segiler canım...

Yazan: mahmure Tarih: , 25/9/2008

Bağlantı |

...

DOLPHİNBLUE.....hüzün ve öfke duvarlarından sızıyor zaten...sağolasın dolphincim...
sevgiyle...

KANARYA.....ne güzel oldu ses vermeniz...
hoşgeldiniz...
ben teşekkür ederim
sağlıcakla...

Yazan: sedencik Tarih: , 20/9/2008

Bağlantı |

teşekkürler

yazılarınızı sık sık okumakla birlikte yorum yazmıyordum ancak bu yazınızdan dolayı sizi tebrik etmek istedim

Yazan: Kanarya Tarih: , 20/9/2008

Bağlantı |

...

ne kadar içli ne kadar güzel yazmışsın be sedenim...

yazacak başka birşey bulamıyorum ki ben şimdi...

Yazan: dolphinblue Tarih: , 19/9/2008

Bağlantı |

...

LİDER.....evet iki uç nokta ya ortaçağ ya uzay çağı...
tutturamadık bir türlü dengeyi...
amin , inşallah düşmeyiz ortaçağ karanlığına...
beğeniniz ve güzel sözleriniz için çok teşekkür ederim...
sağlıcakla...

AYSELLE.....tarih hep tekerrür mü edecek bir şekilde diye endişeye kapılıyor insan...
ama sanırım edecek ve sanırım yarında aynı olmaya devam edecek ne yazık ki...
çok teşekkürler sevgili Ayselle...
sevgiyle...

JADORE.....gerçekten iç burkucu sevgili Jadore...
çok teşekkür ederim...
sevgiyle...

Yazan: sedencik Tarih: , 17/9/2008

Bağlantı |

Merhaba...


Bir solukta, içim burkularak okudum...Bir kez daha anlatımına hayran kalarak...

Sevgiler..


Yazan: jadore Tarih: , 17/9/2008

Bağlantı |

merhabalr canım

Bayıldım süper daha neler neler yazmak isterim tabi bunlar yazılarındaki gerçeklikler ve anlatımındaki olaganüstülüklere, o diziyi bende izlemeye çalışıyorum içim acıyor insan olarak brky hem aglıyorsun hem niye izliyorsun diyor anlayamıyor çocugum. maalesef hayatın gerçekleri bunlar sürü psikolojini taşımayan insanları hiçbir zaman sevmedik ne dün ne bugün yarın farklı mı olur hiç umudum kalmadı. Sevgiyi paylaşmak üzere hoşçakal.

Yazan: AYSELLE Tarih: , 16/9/2008

Bağlantı |

belgesel

bir blog yazısı olmayı çok ama çok aşarak doyurucu öğretici ve ilgi uyandırıcı bir belgesel niteliği kazanmış yazınızı ilgiyle okudum gerçekten çok başarılı bir çalışma olmuş tebrikler.

Türkiye gariplikler ülkesi bir tarafta orta çağ yaşanırken diğer tarafta uzay çağı yaşanıyor ne diyelim allah kimseyi orta çağ karanlığına düşürmesin...

saygılar

Yazan: lider Tarih: , 16/9/2008

Bağlantı |

belgesel

bir blog yazısı olmayı çok ama çok aşarak doyurucu öğretici ve ilgi uyandırıcı bir belgesel niteliği kazanmış yazınızı ilgiyle okudum gerçekten çok başarılı bir çalışma olmuş tebrikler.

Türkiye gariplikler ülkesi bir tarafta orta çağ yaşanırken diğer tarafta uzay çağı yaşanıyor ne diyelim allah kimseyi orta çağ karanlığına düşürmesin...

saygılar

Yazan: lider Tarih: , 16/9/2008

Bağlantı |

...

AYFER.....içinde bulunmak insanı irkiltirken,
mahkumların neler yaşadıklarını tahmin etmeye çalışmak acıtıyor...
utanıyoruz utanmasına yaşananlardan da...
umursamazlık daha kötü bir etki yapıyor...
teşekkürler...
sevgiyle...

ATALET.....kapının kapanma sesi ...
ardından karantina...
yeterince kötüleştirir zaten bozulmuş psikolojiyi...
o günlerden günümüze gelen çok şiir,türkü var...

zaten...
bu kadar ,her kesim tarafından benimsenmesinin nedeni...
herkesin kendince yüklediği anlamlarla kendine ait kılması :)
lekeye benden de sevgiler...
he bu arada kediler tatile gitmektende...
başka yerde kalmaktanda hoşlanmazlar :)
ve...
amin inşallah Allah hiçbirimizi sevdiklerinden ve gördüklerinden ayırmasın....
sevgiyle...

THARES.....doğru...ölesiye sevgiyi ispat etmenin kolay yolu olsa gerek taşlara yazmak :)
umarım okuldan fırsat bulup gidersiniz bir ara...
yazı ve resimle bile olsa birazcık aktarabilmeme çok sevindim...
farklı fikirler zengin kılar her iki tarafıda :)
teşekkürler...
sağlıcakla...


Yazan: sedencik Tarih: , 15/9/2008

Bağlantı |

Merhaba

Gene harika bir gezi yazısıyla bizleri Sinop Ceza ve Tutuk Evinde dolaştırdınız.
Benim oralara gidip göreceğim yoktu. İşte paylaşımın güzelliği bu olsa gerek harika yorumlarınızla tatlandırdığınız gezi izlenimlerinizi azıcık buruk azıcık ilginç bularak ama hakikatte zevk duyarak okudum. Bazı düşüncelerinizi paylaşmamakla birlikte mezar taşına kalp ve isimlerini yazmalarındaki garipliği anlayamadım. Ölesiye seviyor demek ki sevgi ve aşk mezara kadar mesajı vermek istemiş bunda anlaşılmayacak ne var ki dermişim şakaydı.
Efendim Paylaşımlarınız için Çok Teşekkürler
Sağlıkla Kalın

Yazan: http://thares.blogcu.com/ Tarih: , 15/9/2008

Bağlantı |

..

hah bişi daha..
ben zorunlu hizmette iken..
bir keç kez hapishanelerde sağlık taramasına gitmiştim..
o demir kapı var ya o kapı..
arkandan kapanırken öyle bir ses çıkarıyor ki..
ruh sağlığın o an etkileniyor..
bir daha asla unutmuyorsun aslında..
o sesin seni nasıl ayrı bir konuma koyduğunu..

burdan..
sevdiklerimizden ve gördüklerimizden ayrılmayalım..
diye diler..
öper de giderim..

ataletinn

Yazan: .. Tarih: , 15/9/2008

Bağlantı |

..

sedenim ayrık otum..
bu kez .. hoppalacık yazamayacağım ..yorumu..

şu türküyü biz..
küfür diye okurduk.. okuduk hep.. hala..
her bir kıtasını ezbere bilirim..
okurken içim ezilir..
denizi de başka bir denizle özdeşleştirirdik..

belki de genç olmak sanatçı olmak bu mu demek..
başına geleceği bile bile..
düşünceni gerçeğe çevirme çabası ve düşüncen ..inancın konusunda.. uzlaşmamak..

bu ülke gençlerini
biz gençliğimizi hep hüzne.. haksızlıklara.. kayıplara..acılara.. yoldaş ettik..
şimdi de hüznümüzü gezi yeri yaptık..
densizce sergiliyoruz..

************
cidiii olucam dedim ama inanmamıştın değil mi=P..

sokaktaki canlara su da koyarım..
içlerinden birini eve de alırım =D...

lekenin sevgileri var..pek mutluyum burda dedi..
iyi ki sedenciğe sordun dedi.. beni kullanma tarifnamesini =P
şaka ya kızma..
hatta kendimizi kullandırma tarifesi üstünde çalışıyoruz..

çekirdek.. tatile gidersek napıcaz..
kediler tatilde kaçıyolar..
dedi..
sedenciğe bırakırız dedim..
kilitlendi kaldı =D..


Yazan: atalet Tarih: , 15/9/2008

Bağlantı |

Merhaba,

Dün gece okumuştum..ikinci defa okudum şimdi. Sen gördüğünde o can alan helayı ve inadına duvarlara vuran o özgürlük dalgalarını, neler hissettiysen onları da hissettiğimi say sen. Ama mahkumlar ne yaşadı nasıl yaşadıyı aklım hafsalam almıyor Seden. İçim kavrulur,bakamam ben acılara..Günlerce bazen yıllarca ağladığım olur başkalarının gözyaşlarına.Senin anlatımınsa kavrulsak da yansak da tekrar tekrar okutur işte böylesi acıları..(Oku Ayfer oku da insan olmaktan utan.)
Hani bilmiyorsan bilmeni istedim:Aktarımın çok güzel, ifadelerin muazzam.

Sevgilerimle,

Yazan: isimsiz Tarih: , 14/9/2008

Bağlantı |

...

HAMİYETAKAN.....yazık kimbilir kaç kişinin canı yanmıştır o yangında...
aslında anneanneyle babada daha kimbilir ne ilginç anılar vardır...
çok şirin güzel bir yer gerze :)
çok teşekkürler...
sevgiyle...

AYNUR.....gözlerine sağlık :)))
sevgiyle...

ECE.....hay Allah ,istemezdim üzülmeni sevgili Ece...
o zaman iyi ki gitmemişsin demeliyim...
sevgiyle...

Yazan: sedencik Tarih: , 14/9/2008

Bağlantı |

:((

Burnumda kokuyu duydum. Duvarlara degen elleri hissettim.Duygulari bilmek istemedim. Ben bu yaziyi gozlerim nemli okudum.Anlatimin goturdu beni oraya.Ayaklarimla gitmedigime sevindim..
Sevgiler canım..Sevgiler...

Yazan: ece Tarih: , 14/9/2008

Bağlantı |

:)

ellerine sağlık kızım, sevgilerimle...

Yazan: aynur Tarih: , 14/9/2008

Bağlantı |

..

İstanbul'da büyümeme rağmen annemden babamdan dinlediğim Sinop hatıraları çoktur heleki beni en çok etkileyen ise 13 Şubat 1956 yılında çıkan büyük gerze yangınıdır ki o yangında malesef tüm şehir kül olmuştur. Sinop anlat anlat bitmez öyle bir şehir ki her köşesinde bir başka giz vardır.

Yine harika bir anlatımla yazmışsın bir solukta okudum memleketimin tarihle olan yanlarını, ellerine sağlık sedencik:)

Yazan: HamiyetAkan Tarih: , 14/9/2008

Bağlantı |

...

CAN.....doğru...görmeden o havayı solumadan kolay kolay anlaşılmaz...
rahatsız edici bir etkileşimi var...
o isimleri bende düşündüm...
ne işi var bunların burda diye...
ama tekerrür eder hep tarih...
40 yıl sonra ''büyüksün'' diye tempo tutulacak insanlarda belki içerdedir şu an kimbilir...
ya da bu sefilliği hakedenle haketmeyeni kim ayırd edebilir...
kesinlikle katılıyorum...
bugün bildiğimiz cezaevlerine bakınca...
eski sinop için ne demek veya nasıl tanımlamak gerekir bilemiyorum...
çok çok teşekkürler samimi ve güzel sözlerin için...
sağlıcakla...


ÖZDEN.....anladım bu ruh durumunu ...
ancak...
ne 'git' ne de 'gitme' diyebilirim...
aradayım yani...
belki iki türlüde bakılabilirdi...
tarihi bina+yaşanmışlıklar...
işte bunu yapamadım...
hala severim o sözü :)
haklının yanında olurken ,haklıdan daha haklı olmamalı ve elbet haksızında nedeni sorulmalı...
seninde yüreğin keder görmesin canım...
sevgiyle...


KAMURANESEN.....bu kadar destekleyici ve güzel sözlere ne cevap versem bir eksik kalır...
hele bunları bir bilenden duymak...
çok teşekkür ederim...
ve ...
çok mutlu oldum Çağlanın bu hayata sizle başlayacağına...
herşey güzel olacaktır :)
sevgiyle...

Yazan: sedencik Tarih: , 14/9/2008

Bağlantı |

..........

Siz ne yazsanız, okunur sevgili Sedencik. Kelimlerle aranız çok iyi.Başladınız mı konuşmaya, arkası geliyor akan su gibi. Su gibi duru, çiçek gibi renkli yazıyorsunuz. Gezi yazıları sıkıcıdır genelde. Oysa siz, ne kadar akıcı yazmışsınız.Gülücükler damlıyor kaleminizden.
Sevgiyle....:)
Bir not: Lösemili öğrenciyi üstlendim.Çağla'ya okuma yazma öğreteceğim inşallah.Birkaç gün sonra derslere başlayacağız.

Yazan: isimsiz Tarih: , 13/9/2008

Bağlantı |

...

Sinop’a gitmiş, koylarına, evlerine doğal dokusuna bayılmış ama hapishaneyi görmeden dönmüş biriyim ben. Şimdi bu satırları, okumakla yaşamak arasında kaldığım duygu durumunda, hem iyi ki görmemişim dedim, hemde görmediğime üzüldüm. Boğazıma düğümlenmiş o duygu karmaşasında, salık verdiğin bir söz şimşek gibi bir kez daha çaktı aklımda ‘haklının yanında ol, ama haksızın da nedenini sor’. Hiçbirimiz katil, hırsız vb. gibi sıfatlarla doğmuyoruz. Ve bazen kaderin kötü bir şakasıyla özgürlüğü yitirmiş insanlar olduğunu unutmuyoruz-m.
Son derece yaralı, bakmakla görmek arasındaki farkın altını çizen, yüreği olanda içinde bi yeri titreten ve daha başka şeyleri de hatırlatan, farkındalığı arttıran bir yazı olmuş ki; ellerin dert, yüreğin keder görmesin....Sevgilerimle

Yazan: özden Tarih: , 13/9/2008

Bağlantı |

SİNOP

Sedencik gene harika bir yazı yazmışsın.Sinop cezaevi gerçekten görülmesi gereken bir yer.Bazıları için acının hüznün haksızlığın eziyetin işkencenin
olduğu bazıları içinde az bile sayılacak bir yer.Gerçekten görmeden anlaşılması ve idrak etmesi zor bir yer.Bende gezerken orda idrar ve kan kokusunu aynen hissettim kapatılmasının üstünden 8/9 sene geçmesine rağmen
hala tüm keskinlği ile hapishanenin her yerine sinmiş .hapishanenin koğuşundan zindanına ,hücresinden karantinasına kadar o koku hakim bu neden ile bu koku ziyeretçilerin sebeb olduğu bir koku olamaz.Orda yatan bazı kişilerin isimlerine bakınca ne işi var bunların burda diye düşünmeden edemiyor insan ..Gerçekten ne işi vardı onların orda .bugün görsel ve yazılı basında hatta bir çok yerde adından övgü ile bahsedilen ve işte biz böyle insanlarda yetiştirdik dediğimiz bir çoklarının yakın tarihimiz
içindeki bir zaman diliminde orda olması çok düşündürücü ve acıtıcı bir şey.
elbette bazı katil cani ve piskopatlar için ideal bir yer olabilir.
Günümüzdeki ceza evleri eğer bir hapishane ise sinop cezaevine hapishane demek gerçekten bir haksızlık.neyse gene harika bir yazı yazmışsın.
hem günümüz insanının perspektifi hem hağishanenin tasviri hem tarihi bilgisi
hem dizeleri ve şiirleri ile harika olmuş.bence sen hemen bu yazının başına 1 de ve hemen 2 yi sonrada 3 yaz çünkü burası ve senin kaleminden gene harika bir dizi yazı olur kanaatindeyim.. T E B R İ K L E R
CAN........

Yazan: isimsiz Tarih: , 13/9/2008

Bağlantı |

<%EntryTitle%>

<%EntryBody%>
<- Son Sayfa | Sonraki Sayfa ->


Free Website Counter
Free Website Counter

Hava nasil oralarda - YEDÝ KARANFÝL 2