Image and video hosting by TinyPic
bu sitedeki yazılarımın....kopyalanması,çoğaltılması,yayınlanması yasaktır...

Sedencikin Dünyası

Tanım

Çoban kaval çalar anın Hayâtı şairanedir ... Güler perisi tarlanın ... Bu bir güzel teranedir ... Tevfik Fikret

Bağlantılarım

» Ana Sayfa
» Profilim
» google
» e-mail

yakın gecmis

»
tüyap
» güvenli yollar
» dün'ün anlamı
» iki cihan'da...
» hünnap'ın yolculuğu...
» babalar ve oğullar
» hangi şerit
» bayramlık...
» kenar-ı dicle...
» merak kumkuma'sı
» ve...kutlu olsun
» bir fincan kahve
» kapılar ardı
» öküz kafayı sallarsa
» dün'ü gün'e eklerken
» akrebin masumiyeti
» ruh havalandırması
» arni'nin perdeleri
» şefkat'den zulm'e
» ninnilerle büyürken
» metro
» ucu açık
» özetle
» özetle-1-
» ada(mama)k
» öncelikler
» ne desem
» semer'den eser
» ilk aşk
» çok güzel hareketler bunlar
» kriz yönetimi
» zıkkımın dibi
» doz aşımı
» tasarruf tedbirleri !!!
» bayram'dan bayram'a
» delikanlı
» park etmeden fark etmek
» dut ağacı boyunca
» tüyapta kitap
» ayıklama
» işler nasıl gidiyor
» biri bizi...
» ya affetmezse
» tek tek
» hangi kene
» aynadaki oynamalar
» bu da geçer
» hibrit akvaryum
» kıtmir ve nankör kedi
» yağma
» bir demet saygı
» kadın ve emek
» şam şeytanı
» şerrealite
» projeler...ler...
» prestige aslında Tesla

geziyoruz

» uzungöl'ün gölgesi...
» sumela...
» trabzon...
» vona...yason
» ünye-fatsa arası buharlaşmalar
» bandırma'dan alaçam'a
» uçurum cinleri
» sinop-2-
» sinop-1-
» yollardan sonra
» şanslı ayrıntılar
» araba-benzinci-zeytin üçgeni
» iznik-göl-zeytin-yayın
» hamamlıkızık-cumalıkızık arası saat 8 sırası mı
» orhangazide kahvaltı
» ve geldim...
» deniz-tatil-yıldızlar


sumela...








19 mayıs gençlik ve spor bayramımız kutlu,mutlu  ve onurla geleceğe taşıdığımız süreklilikte olsun...










trabzon'dan  of'a geleceksiniz önce...
of'un girişindeki tabelaya göre...

nufus : 00.00

bu bilgiye göre  kimse yaşamıyor burda...


esprili insanlar vesselam...


bu bölgede çoğu tabela hatalı zaten...


sonra maçkaya geçeceksiniz ...

ama ben derim ki ...

sumeladan önce maçkayı bir gezin...

bambaşka bir yer...

alabildiğine doğallıkla ...

şehirleşmenin kesiştiği...

son nokta...










yola devam etmeden önce çay içmek istedi ekselans...

gittiğin kentte...
halkın ...
kentin dokusunun en yoğun olduğu yerlerden biridir kahveler ,çay bahçeleri...

çay 50 kuruş...

çoğu yerde erzurumun ''kıtlama şekeri '' olarak tanınan  takoz gibi şekerler var...

takoz gibi tabirini şekeri bilmeyenler için ...
tanımlamak adına kullandım...

penseyle keskiye falan ancak kırabilirsiniz,zor erir...
kiloyla satılır ...
bulursanız kaçırmayın...
alın ve kullanın...


erzurumlular bir parça ağızlarına atar ve bir bardak çayı azar azar onla içerler...


denemiştim yıllar önce ama ben  beceremedim...


hani bizim şekerpancarlarımız vardı bir ara şeker üretilirdi hatırladınız mı...
sonra  sökülüp atıldı ...
yerini mısıra bıraktı...
hani bursa ovasındaki cargill rezilliğini ...
bütün halk ...mahkemeler,imzalar ,gösterilerle çözemedi...
hatırladınız mı...


pancar şekeriyle ...
mısır şekeri arasında ne gibi fark var...
sağlık açısından sakıncası nedir  mısır şekerinin ...

araştırın...
doğruya ulaşacağınıza eminim...
ama şunu söyleyebilirim...
hani pancarları söküp mısır ektik ya yerlerine...
hani  canım ülkem artık çoğunlukla mısır şekeri tüketiyor ya...
heh işte...
aynı abd...
oraya buraya demokrasi ve barış havarisi olarak yolladığı askerlerini hangi şekerle besliyor biliyor musunuz...
pancar şekeriyle...


neyse...

biraz oturdum ekselansın yanında...
ı ıh canım çay filan istemiyor...

sandalyeye tüneyip...
ileri geri sallanarak ...
çayın bitmesini beklemek...
hem bana ... hem ekselansa eziyet...


her yerden karadeniz havası çalıyor...

uymacalık böyle birşey...



__ben kasetlere bakayım biraz 

diyerek...


ekselansı çay keyfiyle başbaşa bırakıp...
kalktım çay bahçesinden...

bir iki kaset aldım...

tam arabaya gelirken sepet satanları gördüm...
sepetleri kurcalayıp bakarken...


harika elmalar gördüm onları aldım...
bu kentte heryerden dere geliyor...
su akıyor...
ben etrafımda bir çeşme bakınırken ...

adam elimdeki elmaları alıp derenin sığ tarafında yıkadı bile...
elma kemirip sağa sola bakınıp gezerken...






keşan satan bir dükkan gördüm...
bir iki tane beğenip aldım ...
bir tanesini büküp bandana olarak bağlamak istedim...
büyük geldi olmadı...






sırtında keşanıyla bir kadın girdi dükkana...





__gel bağlıyım ben...sen bilmezsin bağlayamazsın şimdi...




bayılıyorum bu insanların bu dümdüz teklifsiz iletişimlerine...



kafamın tepesini bir tür bandana gibi bağladı...
kalan saçları arkadan bıraktı...
modacı gibi  çalışıyor ...
ve olaya hakim...



bir yandan anlatıyor...
bağladığı şekle horon denirmiş...




birde karşıdan baktı...

beğendi yaptığı işi...




cep çaldı o sırada...

sahi  benim bir cebim vardı...

açtım ekselans...

sahi  ekselansda vardı...




merak etmiş...


bir kaç sokağa dalıp çıksamda ...

kasetçinin yerinin ardından ...

ekselansı bulmak zor olmadı...

yanına gidip oturduğumda şaşkınlıkla baktı  kafamdaki bandana keşana...

çay evi sahibi güldü...


düşündüklerini tahmin etmek zor değil...



''yahu biz örtü diye sehpaya yayıyoruz artık keşanı...
bunlar gidip kafasına takıyor''




eh ama...bunun sonu yok...



bizde çoğu zaman boğaz köprüsünden ...
yol diye geçiyoruz artık ...
ama...
kimileride...
fotoğrafını çekebilmek için uygun ışık ve açı bekliyor...




işin özü...

sahip çıkacaksın yaşadığın kente ,köye...toprağına...
eskisini,tarihini ,özelliğini ,güzelliğini anlatacaksın...
unutmayacaksın ve unutturmayacaksın...



sonuçta moda dediğin nedir insan üretimidir...
ilahi emir gelmedi yukardan....
ve keşan kullanım açısından son derece işlevseldir...

benim yaptığım gibi bandana olmasa da...

başörtüsü ya da türban kullananlar için bile ... 
simli ,pullu  tuhaf  örtülerden çok daha gerçek,işlevsel ve şıktır...











sumela nın dibine kadar arabanızla filan gidebileceğinizi sanıyorsanız...
feci şekilde yanıldınız...
arabayı parkettiktten sonra ...



bir kaç km. kadar döne döne yüksele yüksele yürüyeceksiniz...

fakat  ...
eğimden midir...
ya da ...
her adımda manzaranın biraz daha içine çeken büyüsünden midir...

veya benim kondüsyonumdan mıdır bilinmez...

bu yürüyüş yormuyor...

toprak yol ,yağışlardan kaygan zemin halini alsa da...










üstteki resimde gördüğünüz...
asırlarca yaşamış ağaçların ...
yüzeydeki kökleri kaymayı önlüyor ...
daha sağlam basıyorsunuz toprağa...




kayıpda o gördüğünüz kenardan uçarsanız ne oluyor ' un
cevabı sizinde tahmin edeceğiniz gibi...
çok kolay tabi...




işte o anda ...
bir kez daha düşünüyorsunuz...
börtüsünden böceğine dalından yaprağına ...
yerin altından üstüne uzanan köklerine kadar ...
insanoğluna yaşam desteği veren doğaya karşı bu denli nankör davranan...
insan dan başka tür var mı diye...

yok...


dağın zirvesi ...
ve...
kayalara oyulmuş bir manastır...





m.s. 375-395 yılları arasında inşa edilmiş...


ana kilise...
ayazma...
misafirhane...
keşiş odaları...
mutfak...

gibi bölümlerden oluşuyor...






sokaktaki can'lara bir su ve birazda yemek vermeyi unutmazsınız değil mi...






efsaneye göre ...



iki keşiş...
atina'lı barnabas ile sophronios ...
rüyalarında, Hz.Meryem'in bebek İsa’yı kollarında tuttuğu ikonun bulunduğu yer olarak sumela'nın yerini görmüşler...






ve  birbirlerinden habersiz olarak deniz yoluyla trabzon'a gelmiş, orada karşılaşınca...
gördükleri rüyaları birbirlerine anlatmış ve ilk kilisenin temelini atmışlar...







ilk kilise ...
çünkü ...
3 ayrı dönemin izleri var fresklerde...
ama ne yazık ki yine tahrip edilmiş...
ve...
yine yeniden restore ediliyor...








manzara ise ...

elbette   muhteşem ...

dibi asla gözükmeyen uçurum...
ağaçlar dallar yeşilin muhteşem tonları geçişleri...


karışıp gitme isteği uyandırıyor insanda...









biraz yeşil olmak...
biraz dal...
biraz zaman olmak...
biraz  geçmiş...
biraz gelecek olmak...
biraz sonsuzluk...



bütünleşme isteği...

biraz daha üstüne gidersen bu isteğin...
karışma dediğim...
sonsuzluğa gidecek gibi duruyor...
pek hayırlı durmuyor...

 










üstteki fotoğraf su kemerine ait...
nasılsa dağ taş su...
dağdaki suyu manastıra ulaştırmak için kurdukları güzel bir sistem...
fotoğrafın içindeki minik parıltılarsa  para...


insanlar geliyor mırıl mırıl birşeyler mırıldanıp para atıyorlar...
dilek çeşmesine döndürmüşler ...
sanırım ''kutsal ayazma '' yanılttı insanları...
zannettiler ki..
para atılmalı...
alakası yok tabi...



kutsallık ayazmanın suyundadır...
vaftiz gibi törenlerde kullanılır ...
veya ille bir şey yapacam diyorsan bir kaç yudum içersin hepsi bu...



paralara gelince...
restorasyonda çalışan işçiler tarafından büyük bir keyifle bölüşülüyor tabi...


dahada tuhafı bu kemer devam ediyor...
tam simetriğinde yukardaki fotoğraftakinin aynısı vardı  ama içinde 1 kuruş bile yok...



boş olan yere para attım...
sonra gidip bir daha gezdim manastırı...
20 dakika sonra gelip baktığımda 5 tane olmuştu paralar...

evreka...
işte bu kadar...
şimdi sıra ...
sütunlu filan...
sunak benzeri bir şey çizmeye geldi...
sonrada ...
mermer mezar yapan ustalardan birine yaptırmaya...
birde eskimiş havası verip orasını burasını hafif kırdım mı...
koyarım eminönü meydanına...
başınada bizim stajyer çocuklardan birini oturturum...

işte hayatMutlu








yolları tırmandıkça...
yalnızlık hissi artıyor...
arttıkça çıkmaya devam ediyorsunuz...
fotoğraflardada görüldüğü gibi ...
bulutlarla yakın mesafede yol alıyorsunuz...






hep böyle değil midir...



yükseldikçe yalnızlaşır ...
yalnızlaştıkça yükselmez miyiz...


maddede bakarsak ...




istanbul- eminönü ile ağrı dağı aynı kalabalıkta değildir...


oysa ...

kalabalık çıkılır yola ama yükseldikçe azalır kalabalık...

çoğunlukla neden...

fiziksel performansın azlığı vs.dir...

o yüzden...

zirvede sadece dağcılar vardır...





manâda bakarsak...

diyelim ...başarı...

veya...

bilmek,tanımak,özümsemek...

yine...

yükseldikçe yalnızlaşırsın ...

burdada ...

devreye manevi engeller girer...



engeller ;


herzaman çıkamayan ,kalanlardan değil...

çok ender de olsa ...

yükselenlerdende kaynaklanır...





siz dilediğiniz gibi doldurun bu görünmez parantez içlerini...


ben devam edersem bitmez bu yazı...


her iki anlamdada...


yükseldikçe yalnızlaşmak normaldir...

herkes devam etmez...edemez ...

ya da ...

etmek istemeyebilir...




ama yalnızlaştıkça yükselmenin...


tek nedeni...


paçaya yapışıp ...

dur napıyosun...

düşersin...kalırsın...

ölürsün...işinden olursun...

gitmeee ...çıkmaaa...

ölümü gör...

çizmeee...

yazmaaa...


yapmaa...


o sınava girme...

o işi kabul etmeeee...

dalmaaa...

batma...


diyenler...



azalmıştır veya yoktur yükseklerde...




peki bu yalnızlaştıkça yükselmenin yükseldikçe yalnızlaşmanın sonu ne olur...





ne olacak...

kalırsın bir başına ayazda...


demedi demeyin...


istenilen buysa amenna...





ama değilse...



işte o zaman...





bozulur bazen algı...

bir duvarın üstüne oturup  fotoğraf çekerken...

 

yanımdaki çift birbirine havadaki kuşları gösteriyordu...



__aaa  bak  güvercinin rengiyle kanatları ne kadar güzel...





güvercin mi...





kartal cancağızım o kartal...

 





Tarih: 12:07, 19/5/2009 Kategori: seyahat
Yorum (8) | Yorum yaz | Bağlantı

vona...yason

 

 



vona ...
perşembenin eski adı...



fatsadan yola çıkınca...

yeni yapılan yoldan geçerseniz...
uzun,güzel ,korunaklı ve yolları kısaltan n.akçelik tünelinden geçerseniz ...
kısa ve güvenli bir yol kullanmış olursunuz...
ancak...
bir çok yeri pass geçersiniz...




eski yolu kullanırsanız...

bolaman virajlarında manzaraya hayran olarak döne döne ilerlersiniz...





ve eski yolu kullanırken...

önce Allaha güvenir ...
sonra...
sürücülüğünüze güvenir...
en iyi ihtimal tek yanı uçurum...
ki karadeniz genelinde ...
zaman zaman her tarafı uçurum...
bazen köy yolu,bazen asfalt,bazen bozuk yollardan ...
bazen bir kaya düşerek kapatmış...
ve tek arabalık geçici bir yol açılmış toprak yollardan...
bazense 60 km.lik mesafeyi yolun şartlarından dolayı 3-4 saatte alacağınız...
yollardan geçersiniz...

ama vonayı ıskalamazsınız...





hayatda böyle değil midir...

her zaman yollar vardır önünüzde...


kimi eğlenceli ve labirent gibi...


kimi hızlı heyecanlı ve iyi ,kötü sürprizlerle dolu...
iyi sürprizlerle... bir üst seviyedeki yola level atlarken...
kötü sürprizlerle sıfırdan başlayabileceğiniz...

ve...
kimi sakin,güvenli ve tekdüze...




seçim hep size aittir...
elbette...
yolun sorumluluğuda...
sonucuda...
size aittir...




bazen yolları görmemeniz...
orda yol olmadığı anlamına gelmez...



seçim size aittir                                     
ancak ...
hem eğlenceli...
hem hızlı ve heyecanlı...
hep iyi sürprizlerle dolu...
aynı zamanda sakin ve güvenli bir yol yoktur...




yettiyse bu kadar felsefe...

biz vonadan devam edelimGöz Kirpiyor







vona ...
yani perşembe...
küçük şipşirin bir ilçe...
son derece korunaklı doğal limanı ve kıyı şeridi var...
balık cenneti...





vonalı celal'de mutlaka çay molası verin...

çünkü çay bedava Göz Kirpiyor

yanısıra...

son derece şeker insanlar...

yöreye ait yemekleri ve adı bilinmedik otları burda bulmak mümkün...


dükkanın 4 bir tarafı turşu dolu...







her tür meyva ve sebzenin turşusunu yapıyorlar...

atın kafanızdan bir meyva...

işte onunda turşusu var...

ben muşmulayı sallamıştım kafamdan...
koca bir kavanozdaki muşmula turşusunu getirip koydular önüme...

elma
kabak
kiraz
erik
hamsi
fasulye
ısırgan

ne gelirse aklınıza....






çaka-çaytepe mevkini öylece geçmedik tabii...

yason burnuna bakmak lazım ...değişmiş mi...

öyle kopmuş...uzak  sakin sessiz ve güzel bir burun...











ve yason kilisesi**

mitolojide...
ıason , altın postu *** ele geçirmek için argo gemisi ile karadenize çıkmış...
antik çağda yarı tanrı olarak saygı görürmüş...
ve bu tapınak onun için inşa edilmiş...







kilise restore edilmiş...
hatta daha doğrusu ona yeniden yapılmış diyebiliriz...
orijinaline dair hemen hemen hiçbirşey yok...




pırıl pırıl deniz...
biraz tarih...


birde...


birşeyler yenilip içilecek çaybahçemsi bir yer var...








ve köpiş kızımız...


sevmek için çağırdım gelmedi...

olsun ...

amaç sevmekse...
o bana gelmiyorsa ben ona giderim ...




 

__gel kızım ...canım benim filan diye şirinlikler yaparak...

köpeğin yanına doğru iki adım attığım anda...




avazı çıktığı kadar ''kaii kaii ''

diye bağırarak kaçtı...

uzaklaştıktan sonra...
arkasına dönüp korkuyla baktı bana...

kalakaldım olduğum yerde...

bu hayvan feci derecede korkmuş insanlardan...







oysa...

burası ...
insan popülasyonunun az olduğu...
doğanın bağrında güzel bir burun...



mama  koydum 3-5 adım öteme...

koşarak yaklaştı ve fakat bizlere yakın olduğunu farketti mamanın ...
uzanıp yiyemedi...
gidip iyice uzaklaştırdım mamayı...
ondan sonra yedi...


köpek feci derecede aç...



__bu çaybahçesinde gözleme  filan yapılıyor hiç mi artan olmuyor bu hayvan nasıl bu kadar aç olur ...

diye ...

çaybahçesi sahibine sordum ...



__benim köpeğim var zaten...hemde kurt ...

dedi...




önce çok sevindim...

köpeği varsa seviyordur hayvanları ...
sonra ...
bu köpişe baktım zırıl zırıl aç...



ı ıh sevmiyor hayvanları...
o kendi köpeğini seviyor...

kısa sürdü  sevincim...

bir sürü cümle kurup denedim...
olmadı...
iletişim kurup anlatamadım...


böylesi zamanlarda...
farklı cümleleler... farklı inanışlar ...farklı ekoller...
aklıma gelen herşeyi bir mantık zinciri kurarak deniyorum...




bu adamda da denedim...



__ama bu köpek kurt çok çok değerli...niye yemek vermiyorsun...


__diil ...kurtların kulağı dik olur...bunun kulağının bi tanesi düşük...


__bu calsiyumsuz kalmış ondan ...yemek verirsen düzelir...



köpek  kırma...

muhtemelen yavruyken...


kulaklar dikilmeden birileri bıdı bıdı oynamıştır kafasıyla kulağıyla...
tek kulak o yüzden dikilmemiştir...


tuhaf biliyorum ama...

ben bu tip insanların bir şifreleri olduğunu ...
ve o şifrenin sihirli bir cümle olduğunu ...
doğru cümleyi bulursam...
iletişim kurabileceğimi düşünüyorum ...

bir lokma ekmek...


sonuçta tüm bu çaba...

bir dilim ekmek ve bir yudum su için...

ama ...
bulamadım o hep inandığım sihirli cümleyi ...

bagajda kilolarca mama vardı...

ne yani ...

istanbulun kedisi köpeği ...hayvanı hayvanda...

burdakiler ne...

seyahate giderken çıkarken huyumuzu alışkanlıklarımızı önceliklerimizi  evde bırakıp çıkmıyoruz ya....

geniş bir alana bir hayli mama dağıttım...

yine dilimin döndüğünce adama bir kez daha  rica ettim...




sokaktaki can'lara bir kap su birazda yemek vermeyi unutmadınız değil mi...





vardır böyle insanlar...


kucağında köpeğiyle yürür...
yanına gelip... 1 lokma ekmek isteyen köpeği kovalar...

evinde kedi besler...
belediyeyi arayıp sokak köpekleri için itlaf ekibi ister...

köpişi Allaha emanet ettik...




bizde...
yola...
devam ettik ...



giresun yolu üzerinde...

dağ taş ...

kabak ,fasulye ,fındık, elma dolu...

yol kenarları dahi ekili...



kabaklara fasulyelere sardı ekselans ...

kimsenin kimsenin kabağını ,fasulyesini çalmadığını ...
güven ortamının olduğunu...
istanbulda yaşamanın ömür törpüsü olduğunu...
hem bana...
hem gittiğimiz yerlerde karşısına çıkanlara...
anlattı durdu...

herkeste aynı şey var...çalıp ne yapacak kabağı ...
dediğimde...
''olsun çalınmıyor işte'' dedi...



dolayısıyla bir süre sonra sinir bastı beni...


herneyse ne...
kuşaklardır doğduğum büyüdüğüm...
nerde yaşarsam yaşayayım...
dönüp dolaşıp geldiğim...
ekmeğini yiyip... suyunu içtiğim...
dışına çıktığımda özlediğim...
içinde kendimi herşeye rağmen güvende ve rahat hissettiğim kentim...


evet bende...
kızıyorum zaman zaman...

hani olur ya...
dostunuzdur ...ama aranızda bir sorun vardır...
bir sürü laf söylersiniz suratına...
2 adım sonra o lafları başkası söyleyince hır çıkar...



büyük kent insanlarında böyle bir tuhaflık oluşuyor zamanla...

bütün sorun İstanbulda ...
çıktın mı İstanbuldan problem bitiyor...




araban çalınmıyor...
kimse gelip vurmuyor...
kimse laf atmıyor...
öküz gibi bakmıyor...


cüzdanını çantanı parktaki banka bıraksan kimse yan gözle bakmıyor...
alıp kapına kadar getiriyorlar...
hatta içindeki para azsa üste para ekleyip getiriyorlar...
kimse kapı kilitlemiyor...


her kapı ardına kadar açık ...
istediğin kapıdan girip ...
başköşeye kurulup dana gibi yiyip içiyorsun...
sonra zıbarıp uyuyorsun...
hastalanmıyorsun...
hatta ölmüyorsun bile...




ekselansda da oluştu işte bu rahatsız edici tuhaflık...


peki ...

canım istanbulumda biz istanbullular ...
ağır davranış ve fiziksel bozukluk geçirip...
doğaya inat...
sapıtıp ...
tavşan gibi 30 ar 40 ar üreyerek mi çıktık bu 16 küsur milyon nüfusa...


yok üreyerek çıkmadıysak bu 16-17 milyon kişi  ...
kısacası canım ülkemin ...
4 te birini oluşturan bu  elemanlar ...
nerden geldi ...jüpiterden mi ithal ettik bunları...



şaka değil...

bu ülkede...

81 il ve 70 milyonu aşkın nüfus var ve bu nüfusun 4 te biri...
bu 81 ilden sadece ve sadece 1 tanesinde ikamet ediyor...
istanbulda...
komik mi ...acınası mı... iç daralması mı...





düşünün ...
5 oda 1 salon eviniz var ve evde 11 kişisiniz...
ve hep beraber tek bir odaya tıkılmış yaşıyorsunuz
hepiniz süs biberi gibi televizyonun karşısındaki 3 kişilik kanapeye sıkış tıkış dizilmişsiniz...
nolur...
hır çıkar...
istanbul gibi...




__ekselans ...istanbulda bir çocuk... 
komşunun ağacındaki mandalinaları çalsa ne olur...yada camını kırsa...


__anası babası cam parasını öder...mandalinalar yanına kâr kalır...


__2 sene sonra hatırlanır mı bu olay...


__yooo


__güzel...

şimdi burda  dursun safiyenin bahçesine dalsa kabakları ,fasulyeleri,elmaları çalsa...
safiye kadın bunu görüp kovalasa nolur...


__birşey olmaz...


__aradan yıllar geçer...bu dursun büyür okur büyük adam olur...
ya da...
çalışır didinir zengin olur...
evlenir uşakları olur...


öyle yanlışlıkla selamı unutsa safiye kadına...

safiye kadın çıkar köy meydanında bağırır...


''ula sen kime yapaysun o tafrayı ben senin kıçın boktan kurtulmadan  benim findukları kabaklari çaldığin gunleri bileyrum...
zanmayasunki unuttum...
burnundaki sumükle gezdiğinıda bıleyrum...''


anlayacağın ekselancım ...cancağızım...
küçük yerlerde  insanların çok fazla eğlencesi yoktur ...
o yüzden ne unutur ne de unuttururlar...




yola devam ettik...

giresunda...
eski adı kerasos...
yani kiraz...
kimine göre boynuzmuş...
boşverin kimilerini ...
bana göre kesinlikle kiraz...





köşeyi dönüp tabelayı görünce  annemi görmüş gibi oldum...
halbuki...
carefourun tabelasıydı...
niye müthiş sevindiğimi sormayın...
çelişkili bir durum...
açıklamasının içine binlerce açılım girer...
gereksiz...
'sistem işte böyle esir alıyor'...
diyerek ...
beylik bir klişe kullanıp ...

ki...


beylik klişe kullanımını ...
öykünmenin ...
maymun misali taklit etmeye çalışmakla karıştırıldığı günümüzde ...
elbette herkesciklere tavsiye ederim...



ekselensa...


__carefoura gidecem ben...bak giresunda varmış...


__ne yapıcaz orda...


__şampuan alıcam...


__burda mı kıymete bindi bu market ...
başka yerden al...buranın esnafına kalsın  para...



anladım az önceki dalga geçmeme ve şiveye kızmış...



__aman ya zaten şampuanım vardı...
sadece  görmek istemiştim...
gördüm tamam...

gidelim...



yinede bu esir eden sistemin 15 gün sonra ne kadar işe yarayabileceğini...
ve giresunda içine girmesem bile  carefourun yerini tespit etmemin...
ne kadar önemli olduğunu henüz bilmiyordum...






 

**  Bu kilise, 1868`de yörede yaşayan Rumlar tarafından yaptırılmış olup, mimarisi gayet özelliklidir. Yason burnu, esasen çok eski bir yerleşim yeridir. M.S. 3. yüzyılda Hıristiyanlar, Giresun`da İsa nın doğumunu kutladıktan sonra buraya gelerek 'Işıklar Bayramına' katılırlarmış.

Bu yarımada, Argonot  Efsanesiyle de ünlüdür. Bu efsanenin kahramanları Truvalı olarak kabul edilirler.

Bölge antik dönemde bir deniz ticareti merkezi işlevi sürdürmüştür. Burada ve Yason burnu`nda 4 bin yıllık taşlar yontularak yapılmış balık havuzları bulunmaktadır. Yüzey araştırmaları kil yatakları ve eski dönemlerde seramik imalatı ve ticaretinin yapıldığını göstermektedir. Su sporları ve dalgıçlık için çok sayıda turist gelmektedir. Ayrıca define aramaya meraklı yöre halkı burada birçok kez denemeler yapmış. Bu şirin yarımada, yılda 320 gün, güneşin doğuş ve batışını seyir imkânı verir. Ayrıca, yarımadanın kıyıları tamamen deniz kabukları ile adeta süslenmiştir. Buradan Ünye burnu görülebilir.

Zaman içinde iyice yıkılmaya yüz tutan Kilise, eski Ordu Valisi Kemal Yazıcıoğlu`nun 2004 yılında restorasyon çalışmaları ile aslına en uygun biçimde onarılmıştır. Kubbesi sadece Osmanlı tarzıdır.

                                                                                                                                                - wikipedia-


***Altın Post Yunan mitolojisinde zenginliği ve iktidarı sembolze eden postun adıdır. Argonotlar bu postu ele geçirmek için Kolhis ülkesine gitmişler ve uzun bir mücüdele sonucunda postu almayı başarmışlardır. Bu postun bulunduğu Kolhis, Lazistan ın kuzey kesiminde, Karedeniz kıyısındaki tarihsel bölgesi Kolhida veya Kolheti dir.


Yunan mitolojisinde, Güneş tanrısı Helious’un oğlu olan Kolhida kralı Aiet’nin (Aietes )görkemli bir zenginliğe, bir koçun altın postuna ya da “Altın Post”a sahip olduğu anlatılır. Yunanistan’da Yason (İasonun) başkanlığında kahramanlar bir araya gelirler ve “Altın Post”u ele geçirmek için Kolhida'ya gitmeye karar verirler. Argonotlar “Argo” (bu geminin adından dolayı onlara Argonot denmiştir) adlı bir gemi yaparlar ve Kolhida'ya doğru yola çıkarlar. Uzun ve çok zor bir yolculuktan sonra Aiet’in güçlü ve zengin krallığına varırlar. Kral, Yunanlı kahramanları saygıyla karşılar ve gelmelerinin nedenini öğrenir. Aiet, İaosun’un şartlarını yerine getirmesi halinde “Altın Post”u Yunanlılara vermeye karar verir. İason önce ateş püskürten öküzlere boyun eğdirecek, başlarına boyunduruk geçirecek ve büyük bir tarlayı sürecektir. Sonra İason’un ejderhayı öldürmesi ve onun dişlerini toprağa ekmesi gerekir. Bu dişlerden savaşçılar çıkmaktadır. İason’un bu savaşçılarla savaşması ve onları yenmesi gerekir. Yunanlılar ancak bundan sonra “Altın Post”u alabileceklerdir. Bu şartları, Aiet’in dışında kimsenin yerine getirmesi mümkün değildir. Bundan dolayı kral İason’un öleceğinden emindir. Kralın kızı Medea’nın yardımı olmasa, Yunanlıların liderinin, Aiet’in şartlarını yerine getiremeyeceği açıktır. Kralın kızı, ilk görüşte İason’a âşık olmuş ve ona yardım etmeye karar vermiştir. Medea bir büyücüdür. Onun yardımıyla İason kralın şartlarını kolayca yerine getirir ve Aiet’den “Altın Post”u ister. Kral, Yunanlılara kimin yardım ettiğini hemen anlar ve “Altın Post”u vermeyeceğini açıklar. Bunun üzerine İason, postu ele geçirmeye karar verir. Ne var ki Medea’nın yardımı olmadan bunu gerçekleştirmesi olanaksızdır. Kralın kızı, postu bekleyen korkunç ejderhayı uyutur ve Yunanlılar “Altın Post”u ele geçirmeyi başarırlar. Hızla gemilerine binerler ve ülkeleri Yunanistan’a doğru yola çıkarlar. Medea da İason’la birlikte gider. Aiet, postun götürüldüğünü ve kızının kaçtığını öğrenir öğrenmez, hemen ordusunu toplar ve Yunanlıların peşine salar, ama askerler “Altın Post”u geri almayı başaramazlar.

İason'un geldiği yer Ordu'daki Yason denilen yerdir. Orada Yason kilisesi de vardir

                                                                                                           -wikipedia-


Tarih: 01:07, 6/2/2009 Kategori: seyahat
Yorum (8) | Yorum yaz | Bağlantı

<%EntryTitle%>

<%EntryBody%>
<- | Sonraki Sayfa ->


Free Website Counter
Free Website Counter

Hava nasil oralarda - YEDÝ KARANFÝL 2