
vona ... perşembenin eski adı...
fatsadan yola çıkınca...
yeni yapılan yoldan geçerseniz... uzun,güzel ,korunaklı ve yolları kısaltan n.akçelik tünelinden geçerseniz ... kısa ve güvenli bir yol kullanmış olursunuz... ancak... bir çok yeri pass geçersiniz...
eski yolu kullanırsanız...
bolaman virajlarında manzaraya hayran olarak döne döne ilerlersiniz...
ve eski yolu kullanırken...
önce Allaha güvenir ... sonra... sürücülüğünüze güvenir... en iyi ihtimal tek yanı uçurum... ki karadeniz genelinde ... zaman zaman her tarafı uçurum... bazen köy yolu,bazen asfalt,bazen bozuk yollardan ... bazen bir kaya düşerek kapatmış... ve tek arabalık geçici bir yol açılmış toprak yollardan... bazense 60 km.lik mesafeyi yolun şartlarından dolayı 3-4 saatte alacağınız... yollardan geçersiniz...
ama vonayı ıskalamazsınız...
hayatda böyle değil midir...
her zaman yollar vardır önünüzde...
kimi eğlenceli ve labirent gibi...
kimi hızlı heyecanlı ve iyi ,kötü sürprizlerle dolu... iyi sürprizlerle... bir üst seviyedeki yola level atlarken... kötü sürprizlerle sıfırdan başlayabileceğiniz...
ve... kimi sakin,güvenli ve tekdüze...
seçim hep size aittir... elbette... yolun sorumluluğuda... sonucuda... size aittir...
bazen yolları görmemeniz... orda yol olmadığı anlamına gelmez...
seçim size aittir ancak ... hem eğlenceli... hem hızlı ve heyecanlı... hep iyi sürprizlerle dolu... aynı zamanda sakin ve güvenli bir yol yoktur...
yettiyse bu kadar felsefe...
biz vonadan devam edelim

vona ... yani perşembe... küçük şipşirin bir ilçe... son derece korunaklı doğal limanı ve kıyı şeridi var... balık cenneti...
vonalı celal'de mutlaka çay molası verin...
çünkü çay bedava  yanısıra... son derece şeker insanlar...
yöreye ait yemekleri ve adı bilinmedik otları burda bulmak mümkün...
dükkanın 4 bir tarafı turşu dolu...

her tür meyva ve sebzenin turşusunu yapıyorlar... atın kafanızdan bir meyva... işte onunda turşusu var... ben muşmulayı sallamıştım kafamdan... koca bir kavanozdaki muşmula turşusunu getirip koydular önüme... elma kabak kiraz erik hamsi fasulye ısırgan ne gelirse aklınıza....

çaka-çaytepe mevkini öylece geçmedik tabii...
yason burnuna bakmak lazım ...değişmiş mi...
öyle kopmuş...uzak sakin sessiz ve güzel bir burun...


ve yason kilisesi**
mitolojide... ıason , altın postu *** ele geçirmek için argo gemisi ile karadenize çıkmış... antik çağda yarı tanrı olarak saygı görürmüş... ve bu tapınak onun için inşa edilmiş...

kilise restore edilmiş... hatta daha doğrusu ona yeniden yapılmış diyebiliriz... orijinaline dair hemen hemen hiçbirşey yok...
pırıl pırıl deniz... biraz tarih...
birde...
birşeyler yenilip içilecek çaybahçemsi bir yer var...

ve köpiş kızımız...
sevmek için çağırdım gelmedi...
olsun ... amaç sevmekse... o bana gelmiyorsa ben ona giderim ...

__gel kızım ...canım benim filan diye şirinlikler yaparak... köpeğin yanına doğru iki adım attığım anda...
avazı çıktığı kadar ''kaii kaii ''
diye bağırarak kaçtı... uzaklaştıktan sonra... arkasına dönüp korkuyla baktı bana... kalakaldım olduğum yerde... bu hayvan feci derecede korkmuş insanlardan...

oysa...
burası ... insan popülasyonunun az olduğu... doğanın bağrında güzel bir burun...
mama koydum 3-5 adım öteme...
koşarak yaklaştı ve fakat bizlere yakın olduğunu farketti mamanın ... uzanıp yiyemedi... gidip iyice uzaklaştırdım mamayı... ondan sonra yedi...
köpek feci derecede aç...
__bu çaybahçesinde gözleme filan yapılıyor hiç mi artan olmuyor bu hayvan nasıl bu kadar aç olur ...
diye ...
çaybahçesi sahibine sordum ...
__benim köpeğim var zaten...hemde kurt ...
dedi...
önce çok sevindim...
köpeği varsa seviyordur hayvanları ... sonra ... bu köpişe baktım zırıl zırıl aç...
ı ıh sevmiyor hayvanları... o kendi köpeğini seviyor...
kısa sürdü sevincim... bir sürü cümle kurup denedim... olmadı... iletişim kurup anlatamadım... böylesi zamanlarda... farklı cümleleler... farklı inanışlar ...farklı ekoller... aklıma gelen herşeyi bir mantık zinciri kurarak deniyorum...
bu adamda da denedim...
__ama bu köpek kurt çok çok değerli...niye yemek vermiyorsun...
__diil ...kurtların kulağı dik olur...bunun kulağının bi tanesi düşük...
__bu calsiyumsuz kalmış ondan ...yemek verirsen düzelir...
köpek kırma...
muhtemelen yavruyken...
kulaklar dikilmeden birileri bıdı bıdı oynamıştır kafasıyla kulağıyla... tek kulak o yüzden dikilmemiştir...
tuhaf biliyorum ama...
ben bu tip insanların bir şifreleri olduğunu ... ve o şifrenin sihirli bir cümle olduğunu ... doğru cümleyi bulursam... iletişim kurabileceğimi düşünüyorum ...
bir lokma ekmek... sonuçta tüm bu çaba...
bir dilim ekmek ve bir yudum su için... ama ... bulamadım o hep inandığım sihirli cümleyi ...
bagajda kilolarca mama vardı... ne yani ... istanbulun kedisi köpeği ...hayvanı hayvanda... burdakiler ne... seyahate giderken çıkarken huyumuzu alışkanlıklarımızı önceliklerimizi evde bırakıp çıkmıyoruz ya.... geniş bir alana bir hayli mama dağıttım... yine dilimin döndüğünce adama bir kez daha rica ettim...
sokaktaki can'lara bir kap su birazda yemek vermeyi unutmadınız değil mi...
vardır böyle insanlar...
kucağında köpeğiyle yürür... yanına gelip... 1 lokma ekmek isteyen köpeği kovalar...
evinde kedi besler... belediyeyi arayıp sokak köpekleri için itlaf ekibi ister...
köpişi Allaha emanet ettik...
bizde... yola... devam ettik ...
giresun yolu üzerinde...
dağ taş ... kabak ,fasulye ,fındık, elma dolu... yol kenarları dahi ekili...
kabaklara fasulyelere sardı ekselans ...
kimsenin kimsenin kabağını ,fasulyesini çalmadığını ... güven ortamının olduğunu... istanbulda yaşamanın ömür törpüsü olduğunu... hem bana... hem gittiğimiz yerlerde karşısına çıkanlara... anlattı durdu...
herkeste aynı şey var...çalıp ne yapacak kabağı ... dediğimde... ''olsun çalınmıyor işte'' dedi...
dolayısıyla bir süre sonra sinir bastı beni...
herneyse ne... kuşaklardır doğduğum büyüdüğüm... nerde yaşarsam yaşayayım... dönüp dolaşıp geldiğim... ekmeğini yiyip... suyunu içtiğim... dışına çıktığımda özlediğim... içinde kendimi herşeye rağmen güvende ve rahat hissettiğim kentim...
evet bende... kızıyorum zaman zaman...
hani olur ya... dostunuzdur ...ama aranızda bir sorun vardır... bir sürü laf söylersiniz suratına... 2 adım sonra o lafları başkası söyleyince hır çıkar...
büyük kent insanlarında böyle bir tuhaflık oluşuyor zamanla...
bütün sorun İstanbulda ... çıktın mı İstanbuldan problem bitiyor...
araban çalınmıyor... kimse gelip vurmuyor... kimse laf atmıyor... öküz gibi bakmıyor...
cüzdanını çantanı parktaki banka bıraksan kimse yan gözle bakmıyor... alıp kapına kadar getiriyorlar... hatta içindeki para azsa üste para ekleyip getiriyorlar... kimse kapı kilitlemiyor...
her kapı ardına kadar açık ... istediğin kapıdan girip ... başköşeye kurulup dana gibi yiyip içiyorsun... sonra zıbarıp uyuyorsun... hastalanmıyorsun... hatta ölmüyorsun bile...
ekselansda da oluştu işte bu rahatsız edici tuhaflık...
peki ...
canım istanbulumda biz istanbullular ... ağır davranış ve fiziksel bozukluk geçirip... doğaya inat... sapıtıp ... tavşan gibi 30 ar 40 ar üreyerek mi çıktık bu 16 küsur milyon nüfusa...
yok üreyerek çıkmadıysak bu 16-17 milyon kişi ... kısacası canım ülkemin ... 4 te birini oluşturan bu elemanlar ... nerden geldi ...jüpiterden mi ithal ettik bunları...
şaka değil...
bu ülkede... 81 il ve 70 milyonu aşkın nüfus var ve bu nüfusun 4 te biri... bu 81 ilden sadece ve sadece 1 tanesinde ikamet ediyor... istanbulda... komik mi ...acınası mı... iç daralması mı...
düşünün ... 5 oda 1 salon eviniz var ve evde 11 kişisiniz... ve hep beraber tek bir odaya tıkılmış yaşıyorsunuz hepiniz süs biberi gibi televizyonun karşısındaki 3 kişilik kanapeye sıkış tıkış dizilmişsiniz... nolur... hır çıkar... istanbul gibi...
__ekselans ...istanbulda bir çocuk... komşunun ağacındaki mandalinaları çalsa ne olur...yada camını kırsa...
__anası babası cam parasını öder...mandalinalar yanına kâr kalır...
__2 sene sonra hatırlanır mı bu olay...
__yooo
__güzel...
şimdi burda dursun safiyenin bahçesine dalsa kabakları ,fasulyeleri,elmaları çalsa... safiye kadın bunu görüp kovalasa nolur...
__birşey olmaz...
__aradan yıllar geçer...bu dursun büyür okur büyük adam olur... ya da... çalışır didinir zengin olur... evlenir uşakları olur...
öyle yanlışlıkla selamı unutsa safiye kadına...
safiye kadın çıkar köy meydanında bağırır... ''ula sen kime yapaysun o tafrayı ben senin kıçın boktan kurtulmadan benim findukları kabaklari çaldığin gunleri bileyrum... zanmayasunki unuttum... burnundaki sumükle gezdiğinıda bıleyrum...''
anlayacağın ekselancım ...cancağızım... küçük yerlerde insanların çok fazla eğlencesi yoktur ... o yüzden ne unutur ne de unuttururlar...
yola devam ettik...
giresunda... eski adı kerasos... yani kiraz... kimine göre boynuzmuş... boşverin kimilerini ... bana göre kesinlikle kiraz...
köşeyi dönüp tabelayı görünce annemi görmüş gibi oldum... halbuki... carefourun tabelasıydı... niye müthiş sevindiğimi sormayın... çelişkili bir durum... açıklamasının içine binlerce açılım girer... gereksiz... 'sistem işte böyle esir alıyor'... diyerek ... beylik bir klişe kullanıp ... ki...
beylik klişe kullanımını ... öykünmenin ... maymun misali taklit etmeye çalışmakla karıştırıldığı günümüzde ... elbette herkesciklere tavsiye ederim...
ekselensa...
__carefoura gidecem ben...bak giresunda varmış...
__ne yapıcaz orda...
__şampuan alıcam...
__burda mı kıymete bindi bu market ... başka yerden al...buranın esnafına kalsın para...
anladım az önceki dalga geçmeme ve şiveye kızmış...
__aman ya zaten şampuanım vardı... sadece görmek istemiştim... gördüm tamam...
gidelim...
yinede bu esir eden sistemin 15 gün sonra ne kadar işe yarayabileceğini... ve giresunda içine girmesem bile carefourun yerini tespit etmemin... ne kadar önemli olduğunu henüz bilmiyordum...
** Bu kilise, 1868`de yörede yaşayan Rumlar tarafından yaptırılmış olup, mimarisi gayet özelliklidir. Yason burnu, esasen çok eski bir yerleşim yeridir. M.S. 3. yüzyılda Hıristiyanlar, Giresun`da İsa nın doğumunu kutladıktan sonra buraya gelerek 'Işıklar Bayramına' katılırlarmış. Bu yarımada, Argonot Efsanesiyle de ünlüdür. Bu efsanenin kahramanları Truvalı olarak kabul edilirler. Bölge antik dönemde bir deniz ticareti merkezi işlevi sürdürmüştür. Burada ve Yason burnu`nda 4 bin yıllık taşlar yontularak yapılmış balık havuzları bulunmaktadır. Yüzey araştırmaları kil yatakları ve eski dönemlerde seramik imalatı ve ticaretinin yapıldığını göstermektedir. Su sporları ve dalgıçlık için çok sayıda turist gelmektedir. Ayrıca define aramaya meraklı yöre halkı burada birçok kez denemeler yapmış. Bu şirin yarımada, yılda 320 gün, güneşin doğuş ve batışını seyir imkânı verir. Ayrıca, yarımadanın kıyıları tamamen deniz kabukları ile adeta süslenmiştir. Buradan Ünye burnu görülebilir. Zaman içinde iyice yıkılmaya yüz tutan Kilise, eski Ordu Valisi Kemal Yazıcıoğlu`nun 2004 yılında restorasyon çalışmaları ile aslına en uygun biçimde onarılmıştır. Kubbesi sadece Osmanlı tarzıdır. - wikipedia-
***Altın Post Yunan mitolojisinde zenginliği ve iktidarı sembolze eden postun adıdır. Argonotlar bu postu ele geçirmek için Kolhis ülkesine gitmişler ve uzun bir mücüdele sonucunda postu almayı başarmışlardır. Bu postun bulunduğu Kolhis, Lazistan ın kuzey kesiminde, Karedeniz kıyısındaki tarihsel bölgesi Kolhida veya Kolheti dir. Yunan mitolojisinde, Güneş tanrısı Helious’un oğlu olan Kolhida kralı Aiet’nin (Aietes )görkemli bir zenginliğe, bir koçun altın postuna ya da “Altın Post”a sahip olduğu anlatılır. Yunanistan’da Yason (İasonun) başkanlığında kahramanlar bir araya gelirler ve “Altın Post”u ele geçirmek için Kolhida'ya gitmeye karar verirler. Argonotlar “Argo” (bu geminin adından dolayı onlara Argonot denmiştir) adlı bir gemi yaparlar ve Kolhida'ya doğru yola çıkarlar. Uzun ve çok zor bir yolculuktan sonra Aiet’in güçlü ve zengin krallığına varırlar. Kral, Yunanlı kahramanları saygıyla karşılar ve gelmelerinin nedenini öğrenir. Aiet, İaosun’un şartlarını yerine getirmesi halinde “Altın Post”u Yunanlılara vermeye karar verir. İason önce ateş püskürten öküzlere boyun eğdirecek, başlarına boyunduruk geçirecek ve büyük bir tarlayı sürecektir. Sonra İason’un ejderhayı öldürmesi ve onun dişlerini toprağa ekmesi gerekir. Bu dişlerden savaşçılar çıkmaktadır. İason’un bu savaşçılarla savaşması ve onları yenmesi gerekir. Yunanlılar ancak bundan sonra “Altın Post”u alabileceklerdir. Bu şartları, Aiet’in dışında kimsenin yerine getirmesi mümkün değildir. Bundan dolayı kral İason’un öleceğinden emindir. Kralın kızı Medea’nın yardımı olmasa, Yunanlıların liderinin, Aiet’in şartlarını yerine getiremeyeceği açıktır. Kralın kızı, ilk görüşte İason’a âşık olmuş ve ona yardım etmeye karar vermiştir. Medea bir büyücüdür. Onun yardımıyla İason kralın şartlarını kolayca yerine getirir ve Aiet’den “Altın Post”u ister. Kral, Yunanlılara kimin yardım ettiğini hemen anlar ve “Altın Post”u vermeyeceğini açıklar. Bunun üzerine İason, postu ele geçirmeye karar verir. Ne var ki Medea’nın yardımı olmadan bunu gerçekleştirmesi olanaksızdır. Kralın kızı, postu bekleyen korkunç ejderhayı uyutur ve Yunanlılar “Altın Post”u ele geçirmeyi başarırlar. Hızla gemilerine binerler ve ülkeleri Yunanistan’a doğru yola çıkarlar. Medea da İason’la birlikte gider. Aiet, postun götürüldüğünü ve kızının kaçtığını öğrenir öğrenmez, hemen ordusunu toplar ve Yunanlıların peşine salar, ama askerler “Altın Post”u geri almayı başaramazlar.
İason'un geldiği yer Ordu'daki Yason denilen yerdir. Orada Yason kilisesi de vardir
-wikipedia- |