
heryer resimde gördüğünüz zeytin ağaçlarıyla kaplı...gözalabildiğine uzanıyor tepelere kadar...
cumartesi sabah erkenden çıktık yola ,
iyi geliyor bu kısa tatiller...
aslında nereye gideceğimizi bilmiyoruz...bu gideceğimiz yeri tanımıyoruz anlamından çok,
hedef koymadık anlamında...
güzeldir bu duygu durumu,tavsiye ederim...
belirli bir hedef yok,dolayısla beklentide yok ve
en önemlisi hayal edilecek bir durum yok... kaşığını daldırıyorsun...kaşığına çıkan kısmetin...
ekselansın eskihisardan gemiye binelimmi,dolaşalımmı sorusuna ...yok dedim,körfezi dolaşalım...
haritadan kafamı kaldırdığımda İzmitte fuarın önündeydik...
devam ettik...
ulaşlı,yüzbaşılar,karamürsel.halidere...karamürsel
çok güzeldir ama bir başka zamana bıraktık ziyareti... çiftlikköy ve orhangazi...
Bursadayız artık,
sabah yataktan kalkınca kahvaltı edebilen insanlara çok özenirim...
ne yazıkki ben yapamam...kalkışımın üstünden hayli zaman geçmesi lazım... hayli zamanın geçmesi ve benim kahvaltı etme saatim orhangaziye denk geldi...

zeytinlerin yanısıra erik ve kirazlarlada kaplı,yol boyu erik dolu her yer,çakal erikde var,can eriğide...muhteşem lezzetteler,yemeden toplamadan olurmu 
kapılarında ''köy kahvaltısı'' yazan son derece
sıcak sevimli yerler var...
dere...derenin diğer tarafında bahçeli ve çok güzel yerler ...
bu yerlere ulaşabilmek için derenin üstüne daracık köprüler yapılmış...
arabayı bir ağaç altına doğru koymak üzere çevirirken,
köprüdende yürüyerek geçecekken... köprünün diğer tarafından zayıf,kısa boylu küçücük bir adam köprünün ucuna geldi...
eliyle koluyla gel gel işaretleri yapıp köprüden
diğer tarafa geçmemiz için yönlendirmelere başladı...
zor gelir ekselansa yürümek , hoşuna gitti o daracık köprüyü bile arabayla geçme fikri... köprüye yöneldi...
o küçücük adamın talimatları doğrultusunda biraz ilerledi..
dayanamadım... __sen bu adamı tanıyomusun... __yoo... __peki ne biliyosun köyün yarım akıllısı olmadığını ,bu arabanın bu dingirik köprüden geçip geçmiyceğini test etmek istemediğini...bizim birazdan arabayla beraber bu dereye uçmayacağımızı...
trak geldi tabiii...kaldı bir an öyle...
geri çıksa bir türlü...
adam doğruyu söylüyorsa ,adam gülecek halimize... ilerlese bir türlü...
harbiden uçarsak dereye...yaşadığım sürece ben gülecem kendisine... durdu...
yine dayanamadım... __duruyosun ya böyle...en kötüsü budur...çökmeyen köprüyü çökertirsin...ya geri bas...ya ilerle...
inceyse bastığınız zemin,güvenmiyorsanız
ya kendinize /ağırlığınıza yada zemine , durmak en kötüsüdür...
siz bunu ister bizim yaşadığımız fiziksel koşullar gibi algılayın ,
ister hayatın anlamı olarak 
güldük ve geçtik köprüden...güleriz tabii ...
çökse ne olacak , en fazla oran buran çizilir e birazda ıslanırsın...
o küçücük adam Halil ustaymış... köyün yarım akıllısı filan değilmiş...sahibiymiş oranın...
köy kahvaltısını nasıl , ne şekilde verdiğini sorduk... __tepside getircem dedi...
yine gülme tuttu bizi ,yine doğru soramadık soruyu...
oysa amacımız , küçük küçük kutulanmış bal,krem peynir ,yağ dan oluşan kahvaltı setleri var...onlardanmı getirecek...
yani bu köy kahvaltısı özde köymü usulde köymü olacakdı... çünkü ne yazıkki daha önce bunuda yaşamıştık ...köy kahvaltısı verdiğini iddia eden bir yerde...
beklemeye başladık tahta masamızda, bakalım ne gelecek diye...
boş durmadık dereyi keşfe çıktık...debisi az bu derenin suyun rengide mor'a a bakıyor sanki...
ekselans bana baktıkça ayaklı harita görüyor sanırım...yada mesleğim bunu sağlıyor...
__Sedencik bu derenin adı ne... __mordere... __hmmm...hakkatende mor...peki niye mor... __eee ,sanırım taşınarak bir kaç arkoz gelmiştir güneş ışığıda rengini yansıtıp suya veriyordur...
elbette uydurdum,ne zannettiniz ...
Halil usta ...bize seslendi ,kahvaltıyı hakkaten tepside getirmiş... evde yapılmış peynir,tereyağı,yan köydeki akrabasının getirdiği bal,bir koca çanak zeytin...bide gösteriyor
__bak şu altında oturduğunuz ağacın zeytinleri bunlar... haşlanmış yumurta,kendi yaptığı yoğurt,domates,biber...onlarıda şimdi koparmış... eşi elinde bir sahanla geldi içerden ...sucuklu yumurta...
biraz sonra elinde bir koca tabakla yine geldi...
dut silkelemek istermiş bize...ama çok yağmur yağmış dökmüş dutları...kiraz toplamış , onun yerine ...

resim biraz flu çıksada...karsak deresinde tek tük kalmış canlılardan biride bu kaplumbağacık...yaşama tutunmaya çalışıyor...
merak ettim ve ekselansı şok etmek pahasına sordum Halil ustaya... __usta bu derenin adı ne... __karsak deresi.. __peki niye mor bunun suyu... __cargill mısır kırma şirketi vardı...başbakan yaptı açılışını...sahiplerinden biri unakıtanın oğluymuş...kimyasallardan zehirlendi bu dere içindekilerle beraber...rengide döndü böyle...kefaller ,kaplumbağalar vardı içinde ,hepsi öldü...tek tük kaldılar...
sn:kahvaltıyı bitirip dönmedik hemen , devam ettik yola...
yazıcam elbet devamınıda...
|