
yılda bir günü ''erkekler günü'' ilan edelim... böylelikle anneler günü...babalar günü ... yanısıra ... kadınlar günü ...erkekler günüde olsun... bütünlük sağlansın... yada... ''insanlar günü'' kutlayıp yılda 1 gün de olsa insan olmanın aslında ne demek olduğunu... insan yavrusu olarak doğan canlının ,önünde insan olabilmek için çoook uzun bir yol olduğunu hatırlayalım...
aslolan insan eşitliğiyse... ayrımcılığın pozitif duruşu olmamalı...
merak etmeyin bu yazıda kalkıp da ... kadının dünyadaki işlerin % 66 sını yapıp ... karşılığında dünyadaki toplam gelirin ancak % 10 una sahip olduğunu... ve dünyadaki mal varlığının ise % 1 ine sahip olduğunu anlatıp.. ezilen kadınlardan bahsetmeyeceğim...
hatta 8 mart akşamı ''emekçi'' diye kategorize ettiğimiz kadınların evde dahi çalışarak emek vermeye devam ettiğini ... onları temsilen bazı kadınların 8 mart akşamı toplanıp yemeğe içmeye gittiğini de anlatmayacağım...
anlatmayacağım çünkü temsilen yapılan bu tarz eylemler tuaftır... şimdi biri çıkıp... beni temsilen uyusa,yemek yese...
eh oldu olacak birde assosa tatile filan gitse... sözde yazıda şık dururda ... özde küfrederim bu kadar basit...
yukardaki istatistiki bilgilere bakınca... kadına değer verilmediğini söyleriz çabucak... ama burda asıl konu emeğe değer verilmemesi ...
kadın bunun sonucu...
emeğe değer vermeyen bir insanın yada toplumların insana,hayvana,bitkiye filan değer vermesini beklemek fazla saflık olur...
emek dediğimizde acaip değişkendir... bulunduğunuz yere ve baktığınız açıya göre sürekli değişir...
nasıl değişir...
anı:
2-3 yıl önce afyonda tarla,çiftlik bahçe arası bir yerdeydim... evin sahibi kadın tarlada çalışırken... piyango çarpıverdi birden ona ... ben çıktım karşısına ...
kadıncağız ayranla börek getirmek için eve doğru giderken ,
tarlanın bir tarafında yeşil yeşil tanımadığım bişiler gördüm... ''bunlar ne'' diye sordum... patates ,sök al istediğin kadar dedi...
salaklığın sınırı yok ...
o yeşilliklerin sağını solunu kurcuklayıp patates bulmaya çalışırken... seslendi ... __torpahın altında olur patates biliyon demi...
aaa bilmem mi hiç...tv.da,dergide gazetede görmüştüm tabi...
yapıştım bir tutam yeşilliğe biraz çektim gelmedi... etrafa baktım kocaman tırmık gibi bişey var...
onlada olmaz.. yerleri aradım bir dal parçası buldum... oturdum patates olduğunu umut ettiğim bir yeşillik öbeğinin başına dibini dalla kazmaya başladım... iki tane patates çıkardım... sevindirik oldum... patatesle çiğ,kızarmış,kumpir vs olarak tanışıklığım vardı da ... yaşadığı ve büyüdüğü yeride görmüş oldum böylelikle...
sokaktaki ''can''lara bir kap su ,belki birazda yemek vermeyi unutmadınız değil mi...
ev sahibi geldi ayranla börekle... sevinerek ona da gösterdim iki patatesi... çıkarmanın ne kadar zor olduğunu filanda ekledim elbette... katılıyordu gülmekten... gitti o tırmıkımsı şeyi aldı...toprağın bir ucundan soktu çeke çeke gitti... bütün patatesler dışarda...
neymiş... bilgide, bilgiyi pratiğe dökmekde bir emekmiş....
peki benim yaptığım ne... o da emek... ne yani ... siz kolay mı sanıyorsunuz daldan bir çubukla toprağı oya oya patates çıkarmayı... ben iki patatesi çıkarmaya 15 dakika emek verdim... kadıncağız 50-60 taneyi 2 dakikada çıkardı...
ne dedik emek baktığınız açıya göre de değişir dedik di mi...
emekçi kadınlar tanımlaması... ev kadınlarının bir kısmını incitiyor... meslek sahibi kadınların bir kısmının özümsememesini sağlıyor... oysa emeğin her türü kutsaldır... yinede... tuaf bir şekilde emek deyince benimde aklıma tarlada çapa yapan ,duvar ören,kısacası beden gücüyle iş yapan insanlar gelir... şahane dantel örtüler örenler filan gelir...
halbuki... mesleğini yapan,üreten,çiçek yetiştiren ,çocuk yetiştiren,yaşadığı yeri temizleyen ,birinin derdini dinleyen çare düşünen herkes emekçidir... bu algılama bugünün doğuş öyküsünden* kaynaklanıyor olsa gerek...
oysa emek hayatın her alanında... aslına bakarsanız... yaşamak bile başlıbaşına bir emek ...
düşünün bakalım şu anda kimbilir kaç insan ağır gelen bu yaşam yükünden kurtulma planları yapmaktadır... yapmıyorsanız iyi yada kötü bir düzeniniz varsa... zaten emek harcamış ve dahi harcıyor olanlar grubundansınız...
birazcık da olsa kadın portreleri 'ne bakalım...
***sabahın 5 inde uyanıp 2 çocuğunu ekmeğin üstüne sürdüğü margarinle doyurup fabrikaya koşan,haftalığını alıp bakkalın borcuyla 2 göz kondunun kirasından hangisini önce ödeyeceğini kara kara düşünen nermin ...
***sabah çoluğu çocuğu okula ,kocayı işe yollayıp...çamaşır ,bulaşık,cam ,kapı,ütü,yemek tüm evin işlerini yardım almadan kendisi yapan yeter...
***50 çocuktan oluşan sınıfını kırmadan ,dökmeden ,incitmeden harflerle rakamlarla tanıştıran öğretmen münevver...
***kendi içecekmiş gibi fabrikada tütün saran ,sararken de hayal kuran ladik...ve şimdi tazyikli suyla taciz edilen ,direnen ladik...
***sabahın ilk ışıklarına kadar , yazdığı kitabın karakterlerine yolculuk yaptırırken önündeki haritayla mesafe/zaman ikilisinde hata olmamasına gayret eden elif...
***haftada 6 gün temizliğe gidip evin geçimini ve çocukların masrafını tek başına karşılayıp...yetmezmiş gibi ,işsiz kocaya kumar ve içki parasını veren safiye...
***sabah 6 da uyanıp 4 odalı evinin her Allahın günü camlarını silen,bütün evi çamaşırsularıyla silip parlatan ...kendini unutan... saçını taramaya zaman bulamadan akşamı eden bunca emeğe karşıda kocasının başka kadınla kaçmasına hayret eden hayriye...
***gündüz patronunun dil yarasına , gece kocasının elyarasına karşın...
işyerinde işlerini , evde de kocasının jilet gibi ütülenmiş gömleklerini aksatmayan makbule...
***sabah yardımcı kadının getirdiği kahveyi içerken akşam davette giyeceği kıyafetin son ayrıntılarını gözden geçirmekten ve bütün gün iskambil falı bakmaktan yorgun düşen şermin...
hepsi emekçidir...
son portrenin ... geçen cumartesi ''sevgili dünürüm''ü seyrederken... ekselansın... haluk bilginerin repliği olan ve sumru yavrucuk'a hitaben söylediği... ''servet düşmanı,sefalet düşkünü'' lafını duyupda... gülmekten çatlayarak , bana dönüp ...
'' haluk bilginerle tanıştığını bilmiyordum Sedencim '' demesiyle ... ve benim buna itiraz etmemle,aksini kanıtlamaya çalışmamla hiç bir ilgisi yoktur 
unutmadan meraklısına özel not... peki başka ne oldu 8 martta...
kutlamakla yas tutmak arasında kalanlara yardımım olsun dedim
1403 - Yıldırım Bayezid vefat etti.
1917-II. Nikolay'ın tahttan inmesine sebep olacak Petrograd ayaklanması başladı.
1921 - İspanya başbakanı Eduardo Dato, Madrid'de parlamento binasından çıkarken Katalan militanlarca öldürüldü.
1965 - Vietnam Savaşı: 3,500 ABD askeri Güney Vietnam'a ulaştı.
2003 - Recep Tayyip Erdoğan, Siirt'te yapılan yenileme seçimlerinde milletvekili seçilerek TBMM'ye girdi.
*8 Mart 1857 tarihinde ABD'nin New York kentinde 40.000 dokuma işçisi daha iyi çalışma koşulları istemiyle bir tekstil fabrikasında greve başladı. Ancak polisin işçilere saldırması ve işçilerin fabrikaya kilitlenmesi, arkasından da çıkan yangında işçilerin fabrika önünde kurulan barikatlardan kaçamaması sonucunda çoğu kadın 129 işçi can verdi. İşçilerin cenaze törenine 100 bini aşkın kişi katıldı.
26 - 27 Ağustos 1910 tarihinde Danimarka'nın Kopenhag kentinde 2. Enternasyonale bağlı kadınlar toplantısında (Uluslararası Sosyalist Kadınlar Konferansı) Almanya Sosyal Demokrat Partisi önderlerinden Clara Zetkin, 8 Mart 1857 tarihindeki tekstil fabrikası yangınında ölen kadın işçiler anısına 8 Mart'ın "Dünya Emekçi Kadınlar Günü" olarak kutlanması önerisini getirdi ve öneri oybirliğiyle kabul edildi.
İlk yıllarda belli bir tarih saptanmamıştı ve değişen tarihlerde fakat her zaman ilkbaharda kutlanıyordu. Tarihin 8 Mart olarak saptanışı 1921'de Moskova'da gerçekleştirilen 3. Uluslararası Kadınlar Konferansı'nda gerçekleşti. Birinci ve İkinci Dünya Savaşı yılları arasında bazı ülkelerde kutlanması yasaklanan Dünya Kadınlar Günü, 1960'lı yılların sonunda Amerika Birleşik Devletleri'nde de kutlanmaya başlanmasıyla daha güçlü bir şekilde gündeme geldi. Birleşmiş Milletler Genel Kurulu, 16 Aralık 1977 tarihinde 8 Mart'ın "Dünya Kadınlar Günü" olarak kutlanmasını kabul etti. Sendikalar yıllarca bu önemli günde kadına yönelik ayrımcılığı daha güçlü olarak dile getirdi. alıntı-wikipedia-
sn1:''sevgili dünürüm'' star tv.de cumartesileri yayınlanan hoş bir durum komedisi... konu ef vede püften oluşsa da birbirine uyumlu ve son derece başarılı bir kadroyu bir arada izlemek için değer...
sn2: şimdi izlediğim konuşmasında ...
başbakan kadınlar gününü kutladı...
ve...
''her kadın en az 3 çocuk doğurmalı '' cümlesini 8 martın hatırına armağan etti kadınlara...
evet haklı bencede...
tüm çocuklara...
sağlık,amerikada eğitim ve gemicikler filosu kurulması ,fabrikalar açılması garantisiyle...
her kadın en az 3 çocuk doğurmalı...
3 de yetmez 5 tane...
5 de yetmez 7 tane...11 tane filan...
doğursun herkes...
duruma bakarsınız bu yukardaki şartlar karşılandıysa tamam...
yok eğer karşılanmazsa ...
götürüp başbakanlık konutunun bahçesine bırakırsınız bütün çocukları olur biter...
sayın başbakanımızın espri yaptığını düşündüğüm için ayrı veya ayrıntılı bir yazıya gerek duymadım elbette...
şaka yapmıştır şaka...
ve...
Dünya kadınlar günü kutlu olsun ve bu çiçekler cinsiyet ayrımı yapmadan hepinize sevgiyle gelsin...

|