 şimdi show zamanı
1 temmuz... canımcım gereksiz günlükcüm... sabah acaip enerjik kalktım... insan bu kadar enerjiyi hücrelerinde hissedince yaş/yıl/metabolizmanın filan sıfırlandığını yeniden yapılandığını hissediyor... ama saate bakınca anlıyorsun gerçeği akşam 22 de yatıp sabah 11 de kalkmışım meğer ... oha yani...elbet bi tarafından teper enerji...
2 temmuz... kargalar koro kurup bana konser vermeye başladılar... alıp başımı gitmek istiyorum... biri şunlara bağırmadan gaklamadan iletişimin daha güzel olduğunu anlatmalı...biri ??
3 temmuz... sıcak bütün dengemi altüst ediyor...500 yılda yaşasam antalyada öğlen 12 de güneşin altında camış gibi yayılmış viski/şarap/bira içip kıtlıktan çıkmış gibi çatlayana kadar yiyenleri anlayamayacağım... sanırsın son yemek... şarabın içine gazozu basan almanları ise hiç ama hiç anlayamayacağım...
4 temmuz... bugünde çalışıyorum ya pess be kardeşim... ne zaman tatil ilan edilecek merak ediyorum... filmi bile vardı ''doğum günü 4 temmuz'' mu ne halt öyle bişi işte...
5 temmuz... sabah 6 da korsi kum kabını kazmaya başladı ... kum kabı kazmıyor sanki evin tabanını kazıyor...dakikalar sürüyor bu kazı işlemi...gündüz sondaj sesi ,sabahın 6 sındada kum kabı tantanası... eğer bir gün kum kabını, sonrada evin tabanını delip alt kata düşerse ,delinmiş bölümü onarıp sıvayıp ve dahi korsiyi tanımıyormuş ayaklarına yatmaya karar verdim... sabahın 6 sında... içimi rahatlattı bu fikir, kulağımın üstüne bir yastık bastırıp uyumaya devam ettim...
6 temmuz... geceden yarın şileye kahvaltıya gidelim demiştim ekselansda tamam demişti... sabah beni uyandırdığında balkonda kahvaltı sofrası hazırdı ve sanırım bu bölgedeki gazetelerin tamamı alınmıştı... önüme gelen gazetelerin tamamını okumadan yerimden kalkmamak gibi tuhaf bir takıntım var... o da bunu biliyor... demek ki sabahtan dışarı çıkmak istemiyormuş ve bunu böyle anlatmayı planlamış... yok canım kibarlık filan değil düpedüz dayatma ve sevimsizlik... yazdık bir kenara...
7 temmuz... arazide öğle yemeği arası verdik... lokantanın sahibi biz gidince çok seviniyor... sevinir tabi toplam 3 masası var dışarda... biz gidince 3 üde doluyor... herşey var... kebap,iskender,oturtma,etli bezelye, pilav falan filan... ilkinde bulgur pilavı cacık yemiştim... çıkarken adama ''biz 20 gün burdayız yarına az bişey kabak patlıcan biber kızartma yapsana'' dedim... gözlerinin içi güldü... diğerleri kebaptan şaşmıyor...
8 temmuz... herzamanki sevimsizliğimle kalktım yataktan... kahvaltı filan edemem ama hiç değilse 3 zeytin yerim... balkona miniminnacık bir kahvaltı hazırladım... ekselans bağkur ,bağkur affı vergi hakkında bir alay şey anlattı... korsi ve feriş kuşlara maaavladı... sabahları konuşma yasağı getirilmeli... nasılsa erken kalan yasak getiriyor bir de bu gelsin...
bi sakin ya hû biraz sessizlik... daraltmayın be...

9 temmuz... yemeği dışarda yedik... yeni bir yer.. lorlu bişi vardı çok sevdim ama ne olduğunu sormayı unuttum... garsonlardan biri bizi tanıyormuş... o kadar büyük bir muhabbetle karşıladıki bizi... o ne söylediyse kafamı sallayıp onayladım... çaktırmadım hatırlamadığımı... garson gidince bir arkadaş söyledi... bir yakadan bir yakaya transfermiş garson... __sen nerden biliyorsun ...dedim __bende 2 kere gelmiştim ya sizle ...dedi 3 sene olmuş... yuh yani fil hafızası...
10 temmuz... arazideydik öğle yemeği molasında yine aynı lokantaya gittik... kızartma, pilav ,salata ve cacık söyledim... pilavın üstünde kafam kadar 5 parça et geldi... ''bu ne lan ''demeye kalmadı... dingil garson gidip gelip pilav yememe acımış bana kıyak yapmışmış meğer... ağla yada gül... bence hiçbirşey yapma...sakin...
11 temmuz... eve geldim mutfaktaki tezgahta bir kümbet...üstünde sofra örtüsü... onun üstünde ''sakın dokunma arayacağım...R.''yazan bir kağıt... ne anlayacaksam üstten biraz kokladım biraz dürttüm pek bişi anlamadım... meğer remziye yine yoğurt yapmayı denemiş... buda ayrı bir tuhaflık 17 sine kadar köyde yaşayan o... yoğurt yapmayı öğretende ben... naptı bu kadın 17 sene köyde ağaç,çiçek,böcek mi seyretti... elinde kutu kutu sütlerle geziyor... her bulduğu kapta yoğurt denemesi var... hepsi cıngıl cıngıl oluyor... hırs yaptı ,sonunda olacak diyor bakalım...
12 temmuz... kelebek desem değil... pervane mi acaba... şu geceleri uçan ucubiklerden... nerden girmişse girmiş... ışığı filan kapatıp uyumaya kalkıyorum... bu ucubik önde peşinde korsi ve feriş ... 3ü birden uçuşup duruyorlar evin içinde... heey oopps diyip bağırdıysam da pek takan olmadı... akıllı ucubik kornişe kondu... ne güzel benimkiler sabaha kadar nöbet tutarlar başında patırtı da çıkarmazlar... rahat rahat uyurum bari...
13 temmuz... pazar günlerini haftada 3 e çıkarsalar keşke... nasılsa delinmedik bozulmadık tahrif edilmedik sadece haftanın günleri ile ayların adları kaldı... kakalak gibi yüzüstü yapışmışım yatağa canım kalkmak istemiyor...
2 ay önce bir arkadaşımın bahçesinde kahve içiyorduk... iyidir hoşturda münasebetsizin şomun önde gidenidir... bir anlık sessizlik oldu... baktım iki adım ötede ekili çiçeklere doğru bakıyor... ''noldu neye bakıyorsun'' dedim... ''toprağa'' dedi... ''niye ''dedim ''toprak çekiyor , gözüm toprağa bakar oldu heralde'' dedi... kulağımı çekip çekip bulduğum bütün tahtalara vurmuştum... bal damlıyor yani ağzından... nerden geldiyse geldi işte aklıma... zıplayarak kalktım yataktan... aman ha...
14 temmuz... kilitlendik iddianameye... kilitin anahtarı nerde? suya düştü... su nerde? inek içti... inek nerde? cehennemin dibine kaçtı...
çekmeceden uçları püsküllü bir örtü buldum bir kavanozda boncuk aldım raftan... oturup püsküllere boncuk dizdim...
kime sorsam fatihin kanuninin torunu... deli ibrahim marstan mı gelmişti ki...
sn:kısa devre yapıp modaya uyduk... sıkılırım ben modadan... tarz değişikliği ise kaygan zeminde dansedenlerin savunusudur tutunabilmek adına... dönerim kısa zamanda bütünleşmiş yazılarıma...
|