Image and video hosting by TinyPic
bu sitedeki yazılarımın....kopyalanması,çoğaltılması,yayınlanması yasaktır...

Sedencikin Dünyası

Tanım

Çoban kaval çalar anın Hayâtı şairanedir ... Güler perisi tarlanın ... Bu bir güzel teranedir ... Tevfik Fikret

Bağlantılarım

» Ana Sayfa
» Profilim
» google
» e-mail

yakın gecmis

»
güvenli yollar
» dün'ün anlamı
» iki cihan'da...
» hünnap'ın yolculuğu...
» babalar ve oğullar
» hangi şerit
» bayramlık...
» kenar-ı dicle...
» merak kumkuma'sı
» ve...kutlu olsun
» bir fincan kahve
» kapılar ardı
» öküz kafayı sallarsa
» dün'ü gün'e eklerken
» akrebin masumiyeti
» ruh havalandırması
» arni'nin perdeleri
» şefkat'den zulm'e
» ninnilerle büyürken
» metro
» ucu açık
» özetle
» özetle-1-
» ada(mama)k
» öncelikler
» ne desem
» semer'den eser
» ilk aşk
» çok güzel hareketler bunlar
» kriz yönetimi
» zıkkımın dibi
» doz aşımı
» tasarruf tedbirleri !!!
» bayram'dan bayram'a
» delikanlı
» park etmeden fark etmek
» dut ağacı boyunca
» tüyapta kitap
» ayıklama
» işler nasıl gidiyor
» biri bizi...
» ya affetmezse
» tek tek
» hangi kene
» aynadaki oynamalar
» bu da geçer
» hibrit akvaryum
» kıtmir ve nankör kedi
» yağma
» bir demet saygı
» kadın ve emek
» şam şeytanı
» şerrealite
» projeler...ler...
» prestige aslında Tesla

geziyoruz

» uzungöl'ün gölgesi...
» sumela...
» trabzon...
» vona...yason
» ünye-fatsa arası buharlaşmalar
» bandırma'dan alaçam'a
» uçurum cinleri
» sinop-2-
» sinop-1-
» yollardan sonra
» şanslı ayrıntılar
» araba-benzinci-zeytin üçgeni
» iznik-göl-zeytin-yayın
» hamamlıkızık-cumalıkızık arası saat 8 sırası mı
» orhangazide kahvaltı
» ve geldim...
» deniz-tatil-yıldızlar


hünnap'ın yolculuğu...

 

 




şimdi hünnap zamanı...



bundan böyle sırasıyla...
her yiyeceğin zamanı geldiğinde duyuracağım...


şimdi elma zamanı


şimdi portakal zamanı


şimdi kiraz zamanı diye...



şaka yapıyorum tabi...


bu sadece hünnap için özel bir duyuru...




insanların neyi bildiğinden çok neyi bilmediğini bilebilmek zaman alıyor...




geçen  gece bir çanak hünnap'ın konyakla yakışıp yakışmadığını test ederken bir dost uğradı...

eşofmanlarıyla gelmiş ...
anladık gece uzun olacak...


konyak sürahisini saklayıp...
hünnap'ı ortak yemeye açtım...



mal kaçırma filan değil canım...
dokunur  belki konyak belli mi olur di mi amaMutlu


baktı baktı hünnap'a



__bu ne?


__neye benziyor...


__hiçbir şeye benzemiyor...yine gittin dağa bayıra ordan mı toplayıp getirdin bunları...en sonunda zehirlenicez sayende bir gün...


__sen şimdi bunu tanımıyor musun...


__nerden tanıyacam hiç işim olmaz dağdaki bayırdaki meyvayla...



ekselans devreye girdi...



__korkma zehirlenmeyiz tanımadığı bir ağaçta meyva bulunca...
başına oturup bekliyor...
kuşlar gelip yerse toplayıp yiyiyor...
gelen giden kuş yoksa vazgeçiyor...garantili yani...



__aman çok rahatladım ...


__yahû ye  hünnap bu ...çarşıdan aldık...


__hünnap ne ??





sokaktaki can'lara bir kap su birazcıkda yemek vermeyi unutmazsınız değil mi...




tırsık tırsık aldı bir tane yedi
tadı hoşuna gitti...

hayatında ilk defa tanışmış bu meyvayla...

başladı ondan sonra ahret sorusu...


adı neydi
bu negillerden
hangi meyvanın akrabası
anavatanı neresi
çalı mı ağaç mı...





4-5 metre boyunda dikenli bir ağaç olduğunu ...
meyvalarının sonbaharda olgunlaştığını...
öksürüğe iyi geldiğini...
diüretik olduğunu...
kolesterol düşürdüğünü...


yinede ...
o şuna...
bu buna ...
iyi geliyor kaygısıyla bir şeyler yiyip içmenin keyfe darbe olduğunu...
damak tadı diye bir şey olduğunu

anlattım...




anlatmadığım...

çocukluğumda ...
kimseye hiçbirşey sormadan kendi kendiciğime...
hünnap ağacının çok özel ,çok değerli bir ağaç olduğuna karar vermiş olmamdı...




hünnap joker ağaçtı...


mevsimi gelince meyva verirdi...


meyvalar ilk çıktığında olmamışken  toplarsan...
üstüne zeytinyağı limon koyup kahvaltıda yerdin...
adına yeşil zeytin denirdi...


biraz olduktan sonra tatlanınca toplarsan...
adına hünnap denirdi...



toplamayıp dalında bir süre bırakılınca...
meyva suyunu kaybeder unlu bir hale gelir...
adına iğde denirdi...


eğer hiç toplamaz dalında bırakırsan bu seferde o unlu hali gider ...
ballı bir kıvama gelir...
adına hurma denirdi..


kimbilir belkide bir gün tüm meyva ağaçları böyle olacaktı...


herşey ...



ailece gittiğimiz bir yerde  zeytin toplayan adamları görünce çözüldü...



__toplamasanızaaa zeytinken güzel olmuyor...

kalsın dalında hünnap olunca toplarsınız o daha güzel...




 


Tarih: , 15/10/2009 Kategori: hayata dair
Yorum (12) | Yorum yaz | Bağlantı

öküz kafayı sallarsa...










yeni hurafe listesi yayınlandı diyanet tarafından...


okudunuz mu...



''Boyu ölçülen çocuğun cüce kalacağı''na

inanmaktan başlayan



ve....


''Tekke ve türbelerde kurban kesmek, türbe ve tekkelerden şifa beklemek, mum yakmak, el yüz sürme''


ğe kadar giden...



gayet uzun bir liste...


'yok artık bunada mı inanmışlar'


dedirten  eğlenceli maddelerde var...


çok eskilerden günümüze kültürel miras olarak taşınmış güzelliklerde var...



okuyun bir ara...


yalnız içlerinde bir bölüm var ki elbette dikkatimi çekti...



hayvanlar...



eh yani...



''kızların kısmeti açılsın diye minareden para atılması''

çekmeyecekti herhalde dikkatimi....





'' Baykuş ötmesi, kara kedinin insanın önünden geçmesi,
horozun vakitsiz ötmesi, insanların ve araçların önünden ...
tavşanın geçmesinin uğursuzluk sayılması,
karganın ötüşünün ...
o bölgeye gelecek belanın işareti olarak kabul edilmesi ''




bunların hurafe olarak bir kez daha diyanet tarafından altının çizilmesi son derece sevindirici...



annemin evi ve onca yılını arap kızla paylaştığını hatırlayınca...
karakedinin uğursuzluk getirme ihtimali gülümsetiyor tabii...




benim evin önündeki ağaçta 5 üyeli bir karga ailesini peynir ve su ikramıyla ağırlıyor olmam...
onlarında karşılığında berbat sesleriyle koro halinde bana konser vermeleri
ise...



bu bölgeye gelecek bir belanın işareti filan değildir ...
olsa olsa...
belalar potansiyel olarak bazı dairelerde zaten mevcuttur...



kimi bir pazar sabahının 6 sında güne gözünü kavgayla açar...
sayelerinde hepimizin pazarı sabah 6 da başlar...



kimi 8 yıllık karısını ve çocuğunu geçen ay tanıdığı bir kadın için terkederken...
eş zamanlı olarak ortak hesabında içini boşaltıp gider...
kadın hem manevi hem maddi travmanın etkisiyle bütün gün telefonda adama ilenir...
bizede elden hiçbirşey gelmemenin hüznü kalır...



kargaymış heee...





ahahah...

bu arada yeri gelmişken bir olayada açıklık getireyim...
bundan bir süre önce ''ucu açık'' başlığıyla bir yazı yazmıştım ...
yazımda balkonda bulduğum bir tornavida ve sigara izmaritinden bahsetmiştim...
anlam verememiştim epeyde tırsmıştım...
belki sizden bir açılım gelir diyede anlatmıştım...
hep beraber ortak düşüncemiz...
açıklanamayan bir hırsızlık denemesi olduğuydu...
hatırladınız di mi...




o olaydan bir süre sonra...
kurumuş bir yarım elma buldum balkonda...
yan veya karşı apartmanların birine bulaşmama 5 kala...

2 tane somya yayı buldum...
bu hırdavatları atmak için mutfaktan bir poşet almaya gidip balkona döndüğümde...
somya yayı 1 taneydi...




elbette insan  kendinden kuşkuya düşüyor...
''mahvoldum bu sıcaklardan herhalde görüşüm bulandı çifter çifter görüyorum'' 

gibi...





bir sabah erkenden kahve içmek için balkona çıktığımda ağır bir koku vardı balkonda...
bahçeden geldiğini düşündüysemde...




korsiyle ferişin...
ısrarla balkonun demirindeki akşam sefası ekili uzun dikdörtgen saksıya atlama niyetlerini engellemek için yanlarına gittiğimde koku fazlalaştı...
akşam sefalarını araladığımda ...
iki tane pirzola kemiği ki hayli eski ...
hayli kokmuş ve bozulmuş duruyordu orda...

elbette kargalar...

kedi dünyasında bir iki ayaklı olarak ilk düşündüğüm...
kargalara  yaptığım peynir ve mısır ikramlarıma karşılık teşekkür ettikleri oldu...

hani kediler yakaladıkları sineği böceği avı sahibinin ayağının dibine getirip bırakır ...
kendince sahibini doyurur ya...
çok lazımmış gibi...

işte öyle bir şey sandım...

aman ne saflık...

2-3 gün sonra...

sardunyanın dibinde elim kadar bir dilim börek vardı...

kurumuş dalları koparıp saçma sapan saplarım gelşigüzel çiçeklerin arasına...
kimbilir bir mucize olurda yeşerir belki...
o dallardan birini alıp böreği biraz itiştirdim...
kıymalı domatesli ve kesinlikle ev böreği...
kokmamış bozulmamış...
muhtemelen ...
herhangi bir yerdeki balkona kurulmuş çay sofrasından az önce aşırılmış...



elimdeki çubukla böreği uca doğru itiştirdiğimi ...
2 metre ötemdeki daldan seyreden karga ailesinin bir üyesi...
kafamın üstünden pike yaparak saksıya konduğunda...
aramızda 1 karış mesafe anca vardı...

2- 3 adım geri çekildim...
yok canımmm...
ne korkusu...
sadece yaşlılara saygı Mutlu

aldı böreğini ve gitti...




evet teşekkür değilmiş...
benim balkonu güvenilir bulmuş olmalılar...
depo olarak kullanıyorlar...

buldukça fırlatıp attığım o ganimetleri için ne kızmışlardır bana kimbilir...



fazla rahat bir ilişki içindeyiz...

biz cümbür cemaat balkonda otururken gayet sakin gelip su falan içiyorlar...


masanın üstündeki tabağımdan meyva yerken...
gözüme baka baka gelip bir kiraz alıp gitmeside bu ilişkinin içeriğini anlatıyor zaten...


böylesi yakın mesafe beni her seferinde irkiltip 1 adım geriye gitmeme neden olurken...

korsiyle ferişin daha dingin ve daha sınırları belirlenmiş bir ilişkileri var kargalarla...


kargalar su içmeye geldiğinde kafalarını öte tarafa çevirip uyumaya devam ediyorlar...

ehh böylelikle kedilik karizmasıda korunmuş oluyor...



ne diyorduk...

diyanetin hurafe listesini inceliyorduk...

hayvanlar hakkındaki  yalan yanlış batıllarında bu listeye alınması  elbette çok sevindirici...

ama ...

bir ayrıntı var...


hayvanlar bölümü aslında şöyle başlıyor...




''hayvan sesini deprem habercisi saymak da hurafe''

tabiat olaylarının nedenleri ve eşyaların tabiatındaki özellikler bilinmediği için tabiat olayları veya eşyaya insanlar tarafından farklı anlamlar yüklenildiği ve bazı tepkiler geliştirildiği belirtilerek, "Hayvanların çıkardığı seslerin olumsuzluklara işaret etmesi...


vs.


diyerek devam ediyor...



keşke daha ayrıntılı...
daha bilimsel yaklaşılsaydı ...
veya deprem konusuna hiç girilmeden 'hayvanların çıkardığı sesler felaket habercisi değildir' diyerek genel bakılsaydı...



evet ...

''kedi yüzünü yalarsa misafir gelir ''
''köpek ağzını havaya dikip ulursa mahallede biri ölür''

bunlar tabiki safsatadır...

keşke sadece bunlarla sınırlı tutulsaydı...




oysa ...

hayvanlar ve deprem arasında bazen net bazen grift bir bağ vardır...

hangi açıdan baktığınıza göre değişir...


korkmayın canım...


''öküz boynuzlarını sallarsa deprem olur''

filan demeyeceğim tabi...


bir jeofizikçiden bekler misiniz bunu Göz Kirpiyor



sadece hayvanlar ve yer hareketleri genel başlığından yola çıkarak...

deprem alt başlığıyla igili yada ilgisiz taraflarına bakacağız...



endişe yok ...


hiçbir teknik bilgiye girmeden bakacağız ...


hayvanlar depremi önceden hisseder görüşünü paylaşanlardan biri olarak...




önce bir konuda anlaşalım...

hayvanlardan kastım ...
çoğunlukla açık arazideki toprağın üstündeki hayvanlar...
evdeki hayvanlar biraz daha geriden gelir...
ama gelir...




mümkün mertebe evdekilerinde doğaları korunmaya çalışılmalı...
bir kediye cicili bicili çıngıraklı top almaktansa...
balkona koyacağınız...
bir kenarına arpa ekilmiş geniş bir sandık dolusu toprak ...
çok daha sağlıklı ve keyifli bir oyun alanıdır...




tabi bahçeli evlerde oturan şanslı azınlık için...
bu önerim feci acıklı gelmiştir eminim...
banada öyle geliyor zaten...



doğadaki karıncaların deprem öncesi hareketlerini duymuşsunuzdur...
ki karıncalar dünyasını iyi tanımak isteyenler için ...
sırası gelmişken bernard werber'in ''karıncalar'' ını öneririm...
güzel kitaptır...


atların...
ahırın kapısını açma çıkma ve yeri eşme hareketlerinide duymuşsunuzdur...


kanatlı ve uçamayan tayfanın ...
tavuk horoz vb. bıkmadan usanmadan uçma girişimleri zaten kulağınıza gelmiştir...




balıkların hareketi...

kedilerin köpeklerin hareketi vs...


hepsi tamam...



ve fakat ...


bunların hepsinden daha önemli olan bir durum var...


bütün bunları algılayıp yorumlamak için...


karıncaların,atların,kanatlıların rutinini bilmeniz gerekir...




bir hayvanın sıradışı hareketini algılayıp onu yorumlayabilmenin yolu ...

türünü ve kendisini çok iyi tanımaktan geçer...



aksi takdirde...


''aman kardiş dün gece mahallade köpekler çok havladı deprem neyin olacak herhal''

den öte geçemez...



benim elimi sol kulağıma atıp küpe çekiştirmemin ...
düşünmek ...
ve düşündükçe sıkılmak ...
anlamına geldiğini bilmek için beni tanımak gerektiği gibi Mutlu



tür genel bir eğilim göstermekle beraber tek tek farklılıklarda gösterebilirler...

ama dediğim gibi ...


tanımak zamanı paylaşmak ve bilmek önemli...




''aaa denizin üstünde balıklar sıçrıyor kesin deprem olacak''

demek için...


o balıkların kırlangıç olup olmadığını görmüş olmak ...
ve kırlangıçın zıplama potansiyeli olan bir balık olduğunu bilmek gerekir...




hayvanların önsezilerinden algılamalarından yararlanabilmek için o dünyaya çokda uzaktan bakmamak gerekli...




geçen gün bir arkadaşımla salonda otururken...
ferişin önce sehpaya zıplayıp ordan havaya uçup parende atarak yere inmesi...



arkadaşımı yerinden zıplatıp ...tüylerini diken ederken...


güldüm...


bizim göremediğimiz bir pervanenin peşinde olduğunu anlamıştım...
huyudur çünkü...
havada uçanlara uyuz olduğu için peşlerine düşerken türlü atraksiyonla düşer...




anlaşıyoruz di mi...


'huyudur'

demek ve umursamamak için iyi tanımak gerekli...

'asla yapmaz farklı davranıyor ...bu ne şimdi '

diyerek ...

alarma geçmek içinde...

yine aynı şekilde iyi tanımak gerekli...






mesela...

karşıma bir bukalemun geçse ...

türüne doğasına herşeyine aykırı bir dizi hareket sergilese sadece bakarım kılım kıpırdamaz...


çünkü tanımıyorum...

hangi hareket doğasına uygun ,huyuna uygun bilmiyorum...



aynı şekilde kanatlı tayfasınıda iyi tanımam...
dolayısıyla yaptıkları en doğal hareketleri ile en sıradışı hareketleri arasındaki farkı anlamam  zordur...



yine tekrarlıyorum tanımak...




sokaktaki ''can''lara bir kap su birazda yemek vermeyi unutmazsınız değil mi...



tanımazsan ...


''aaa 5 kere çığlık atarak öttü kesin deprem olacak ''

der çıkarsın işin içinden...

buda hurafenin önde gideni olur elbette...







yıl :1999
aylardan  ağustos




istanbuldaydım depremde...


akşam yemeğimi geç bir saatte yedim...

gece 1 gibi kitabımı alıp yatağa gittim...

amacım yarım saat okuyup uyumaktı ama olmadı...

kitap fazla sürükleyiciydi...

saati 2.30  ettim...



ben uyumaya karar vermişken...


yatağın üstünde uyuyan canım kedim uyanmayı tercih etti...

önce pikenin ipliklerine kadar yolmaya başladı...

sonra sıra ufak ufak bana geldi...

ön patiler boğazımda ...

yüzüme gözlerini dikmiş üst perdeden seslerle bir şey anlattı...


__ tamam tatlım ...tamam uyu hadi şimdi...


diyerek sakinleştirmeye uğraştım...





evet biraz agresiftik...

pike  yorgan gibi birşeyleri yolardık ara sıra...
endişe etmek aklıma bile gelmedi tabii...




boğazıma basarak bana anlattığıysa ...
muhtemelen eve girmiş bir çekirge yada kertenkeleydi...
çünkü bu ikisinden nefret ederdi...
ve asla yakalamaya bile kalkmazdı...
uyarı ...
sadece...
''kalk ve yakala dışarı at''

olarak bana yönelirdi...

ve benzer tavrı sergilerdi...

buda tamam...




gecenin bir vakti çekirge peşine düşecek halim yok...
endişeye hiç gerek yok...
saat zaten olmuş sabahın 03 ü...


canım kedim yataktan bir karış zıplayıp ayakucundaki duvara yapıştığında...
kuyruk 5 katına çıkmış, kulakları kafaya yapıştırmış...
ve duvar kağıtlarına tırnaklarını geçirerek duvarda yürüme talimi yaptığında şok oldum...




sarsarak ve can havliyle uyandırdım ekselansı...

__çabuk kalk bir şey oluyor....

__noluyor seden...

__bilmiyorum ama kesinlikle olacak...derhal kalk...



panikle kalktığımızda ...


akabinde yerin altından gelen ses ürkütücüydü...

ekselansa kimliklerimizi  bulup cebine koymasını söyledim...

ve hareket  başlamıştı...



güvenli gördüğümüz bir alanda ki bizden önce kedim keşfetmişti orayı...

sessiz sakin bekledik...

yeraltının hayli gürültülü yerleşmesini...


sizlerinde evinde vardır böyle yaşam üçgenleri...

yoksa da oluşturun...


kabaca tarif edersem...

evinizdeki eşyaların malzemesine bakın...

üstüne ne düşerse ne göçerse göçsün...

ezilmeyeceğine emin olduğunuz ...

ya da inandığınız eşyaların yanı yöresi önüdür...

bu eşyaların oluşturduğu oluşturacağı o dar alandır...

yaşam üçgeni...




yoksa böyle bir yer...

ve kediniz köpeğiniz varsa onu takip edin...

nereye sığındıysa oraya gidin...

hareketlerini taklit edin...

genel olarak yan dönüp tespih böceği gibi kıvrılıyorlar...

kafanızı korumaya alarak aynısını yapabilirsiniz...



hareket bittiğinde elektrik gitmeden evde hasar tespitine çıktım...



düşmüş çerçeveler...
kırılmış vazolar ,biblolar...
yere saçılmış bir iki tabak, tencere ...

ve korku ...

bunların haricinde hasar yoktu...


sokağa baktım...

dışardaydı herkes...

inşallah episantr buralarda bir yerdedir diye geçirdim içimden...


yok canım mazohistlikten değil...


çevreme bakınca ...


yaptığı hasarın hepsi bu...

ama episantr başka yer ve biz dış halkalardaysak çok can gitmiştir...

idi...

ama...

tutmamıştı temennim...

gölcükmüş...

çok can gitti ...

rahmet olsun hepsine...





o günden bugüne uzanan değişmezimiz kıymetlimiz...

deprem çantamız var biliyorsunuzdur...


her sene bu dönemler...
deprem çantası yapılması önerilir...
çünkü bu yeraltı hareketinin...
yılbaşı gibi..
deprem altbaşlığıyla her yıl aynı zamanda geldiğini zanneden bir kesim vardır...




içeriği her yıl gelişerek yenilenir bu çantanın...
içinde bir elmalı kek...
birde adana kebap eksiktir...



isteyen elbette yapsın evinin bir köşesinde tutsun...

hiçbir zararı tabiki yok...


ama...


depremin harekete geçmek için eve gitmenizi beklemeyeceğinide biliyor olmalısınız...
yolda ,sokakta, metroda ,trende, gemide, sinemada, arkadaşının evinde...
her zaman olma olasılığı olan bir hareketten bahsediyorum...


yada...


psikolojik olarak rahatsız oluyordur deprem çantasından...

her gördüğünde tekrar tekrar yaşamak istemiyordur...

unutmak istiyordur....

olamaz mı...


olur...


dolayısıyla...

şekilcilikten uzaklaşıp daha pratik çözümler olmalı...

en azından evde değil her zaman yanınızda olmalı....


elbette benim sizlere göre bu konuda bir avantajım var...

sonuçta arazi çantam yani sırt çantam evdede iştede arazidede benle beraber...

sudan ,batikona...
peksimetden fenere, ilaçtan pile herşey içinde...

içindekileri döküp ortaya bir sayım yapıp sizede listelemek isterdim ...

ama ...


yapmayacağım...
kötü bir tablo olur ...
nerden kopardığım meçhul bir çürümüş armutun diplerden çıkması an meselesi...



sürekli kullandığınız çantanıza ilaveler  yapın...

bir iki minik poşet tuz/şeker  -hani şu cafelerde verilenler gibi-
su
güçlü bir düdük
boyutu küçük ama ışığı güçlü bir fener...
3-4 dilim peksimet...
sağlam bir lastik ...
çok yönlü bir çakı...

çakıyı nasıl açıklarsınız güvenlik kontrollerinde bilemiyorum tabii...


bütün bu saydıklarım sadece bir avuç malzemedir...



abartmayın ...


ve abartanlara bakarak boşu boşuna kendinizide kasmayın...

cep telefonu şarjını her zaman dolu tutmak bile kendinize iyiliktir...

unutmayın...

hayat çok küçük ayrıntılarla şekillenir ...




o günden bugüne ne değişti...


bakalım ...

bakalımda...


araştırma ruhumuz canlansın biraz...


deprem konutları yapıldı...

ne insani ...

ne güzelll...


peki kimlere peşkeş çekildi...


bina sağlamlamaları mecburi olacak ve desteklenecekti...


onlarada ...

alınan uçaklar ...yapılan düğünler...
kapatılan villalar...
onbinlerce dolara kiralanan evler konutlardan dolayı sıra gelmedi herhalde...



işin özü...



günümüze dönersek...




nasıl oluyormuş deprem....


dünya dediğimiz...


içinde debelendiğimiz bu gezegen...




öküzün boynuzlarının arasında dengede duruyor...


öküz boynuzlarını sallayıncada deprem oluyor ...


anlaştık mı...

 


Tarih: , 22/7/2009 Kategori: hayata dair
Yorum (16) | Yorum yaz | Bağlantı

<%EntryTitle%>

<%EntryBody%>
<- Son Sayfa | Sonraki Sayfa ->


Free Website Counter
Free Website Counter

Hava nasil oralarda - YEDÝ KARANFÝL 2