
daha önce biraz bahsetmiştim uygulamadaki projelerden... sol tarafta bulursunuz...
o günden bugüne epey bir yol katedildi tabi...
önce iki bölüm yapmayı düşündüysem de... ne sizi nede kendimi sıkmamak adına tek yazıda topladım...
dolayısıyla uzundur... ama ... bir başka açıdan... söze dökülmüş fotoğraftır belkide...
istanbulda kadıköyde merkezde ,modada ve bir çok yerde yolları kazıkladılar...
önce kazıklamayı tarif edelim... sonra devam ederiz geniş geniş...
böyle küçük küçük minik duba gibi bişiler var benim kazık adını taktığım....
kaldırımları genişletip kenarlarını kazıklıyorlar... böylelikle araba parkını engelliyorlar... ve dolayısıyla trafiği rahatlatacaklarmış...
hadi 10 puanlık uzmanlık sorusunu sorayım...
kaldırımlar 50-70 cm genişlediğinde yollar ne kadar genişliyor ?? hı ? kaç cm? elbette genişlemiyor ... kaldırım genişleyince yollar daralıyor...
kaldırımları genişletmek için evlerin salon kısmından ucundan azcık götürdüklerini sanmıyordunuz di mi...
trafiği rahatlatacaklarmış...
bak bakalım ne kadar ve nasıl rahatlamış...
hangi taşeron yada hangi firmalar köşeyi dönmüşde rahatlamış ... ki konum bu değil.... ben size bunları yazarken bile ... birileri zengin oluyor zaten...
burdaki sıkıntılar ... paradan puldan birilerinin katkılanmasından öte bir durum...
hani biz 70 milyonuz ya... hani 81 iliz ya... hani mantıken bakınca ... il başına şu kadar insan düşüyor gibi düşünülür ya... işte öyle mantıki bakmayacaksınız... çünkü bu ülkenin 4 te biri bu kentte yani istanbulda yaşıyor...
insan sayımız bu kentin kapasitesinden çok fazla... dolayısıyla araç sayımız haddinden fazla... fazla.... canım türkçem... halbuki konuşurken vurguyla şık duruyodu be...
mesela ... bilenler için... kadıköy iskelesi ve fenerbahçe stadı arası yürüyerek 9-10 dakikadır... ama belediyenin dahiyane uygulamalarıyla arabayla 75 dakika trafikte kilitlenip kalıyoruz artık o yolda...
bunu anlattığım zaman... belediyedeki iletişim gurusu zat şunu söyledi...
__efendim öyle sıkışık zamanlarda toplu taşıma araçlarını kullanın...
''öyle sıkışık zamanlarda''
hakkaten yahu niye hiç aklımıza gelmediki toplu taşımalar... iskeleyle fener arasında ben özel aracımla 75 dakika kilitli trafikte beklerken... minibüsler otobüsler,dolmuşlar, kanat takmış vızır vızır üstümüzden uçarak hava yoluyla gidiyorlardı halbuki...
Allah adamın aklını aldı mı tam alıyormuş demekki...
kazık çaktıkları yerler ana arterlerin,caddelerin yanısıra aynı zamanda arasokaklar... dar ara sokaklarda da kaldırımları genişletip yolları daraltıp kazıkları koydular... bölgeyi bilmeyenler... arada sırada geçenler ... ''amanda aman ne güzel yapmışlar yayaya vatandaşa kısaca insana saygı budur işte'' derler demesinede... kazın ayağı öyle değildir...
o kazıklama yapılan sokakların kaldırımlarından... gün içersinde kaç kişi geçiyormuş sayın bakalım... 'o kaldırım bu geçen insanlara yetiyor mu yetmiyor mu' nun en primitif fizibilitesidir....
elbette bu sadece sorunun binde biri...
ama... bakın o binde birlik parça puzzle'ın bütününü nasıl oluşturacak...
kazıklanan yerlere araba park edemiyorsun ,çünkü yer yok... park etmekten vazgeçtim... gel geç yolcunun kısa süreli bekleme yapacağı cepler dahi yok...
kadın arabayla gelmiş çocuğunu okuldan alacak... napıyor... kazıklara sıfırlayıp arabayı ...çocuğu beklemeye başlıyor.... yol tek şerite düşüyor ve elbette trafik tıkanıyor... tıkalı trafikte bekleyen sürücülerin hepsi klaksiyona asılıyor... öyledir bizim ülkemizde klaksiyondan elini çekmediği zaman tüm yolların açılacağını sanan bir uzaylı kesim var... çıkarılan gürültü yetmiyor... bekleyen arabanın sürücüsünün sülalesine sövüyorlar...
evet beklemek ve tıkalı trafik son derece sinir bozucu...
iyide çocuğunu okuldan alacak insan napsın arabasını ... yan sokak,üst sokak,alttaki cadde hepsi aynı durumda... iyi ya... kalsın çocuk okulda ... bir kaç yıla trafik rahatladığında gider alır anası babası...
hani evinize giderken yada işten çıkınca bakkalın ,pastanenin önünde durup 2 ekmek ,bir pasta filan alırsınız ya... artık alamıyorsunuz... bütün dükkanların önüde kazıklandığı için tüm esnaf gel-geç müşteriyi elbette kaybetti...
marketler,tekel bayileri,bakkallar,mağazalar,pastaneler,beyaz eşya satıcıları ...
bu dükkanlar mallarını dükkanın alt katında üretmiyorlar biliyorsunuz di mi... siz bilirsinizde ... bu kazıklamaları yapanlar bilmiyor demek ki... onlar beyaz eşyacıların ... buzdolabını ...alttaki bodrumda... tekel bayilerinin ... sigaraları ,rakıyı,viskiyi alttaki mahzende ürettiklerini zannediyormuş demek ki... bu dükkanların bazılarına hergün bazılarına günde 2-3 kere mal gelir... minibüs kamyon,kamyonet vs.ler ile....
yanaşıyor arabayla kazıkların önüne başlıyor malı indirmeye... 10 dakikada sürer... 2 saatde ... malın ne olduğuna göre değişir elbet.... yol noluyor... 10 sn. içinde kördüğüm oluyor tabiki ...
yine klaksiyonlar ,yine bağırış çağrış yine gerilen sinirler... yine yetişilemeyen randevular... yine yetişilemeyen işler... bağırırken haklıyız...
ama ...
mal indiren adamda haklı... hemde çok haklı... ne yapsın helikopterle nokta atış dükkanın üstüne mi fırlatsın...
evet doğru tahmin ettiniz o kazıklar sabittir... tak çıkar modelleri yoktur...
bu kazıklamalar yokken dahi her akşam 5 tur atıp park yeri ancak bulunurdu... şimdi hiç yok...
yanlış oldu... var aslında... isparklar ve belediyenin yerleri özel otoparklar var.... 5 liradan başlıyor... her gece bırakırsan 15 lira filan ediyor günde ... dolayısıyla ayda 450 lira... gün içersinde 3-5 ayrı yere gitmek zorundaysan ödeyeceğin girdi-çıktı tabir edilen en düşük ücret 5 liradan günde 3 yeri hesapla 15 lira... bir 450 lirada öyle koy üstüne... etti mi 900 lira...
üst kattaki darphanede basıyoruz çünkü bu parayı...
taşınan olduğunda ... hani şu evden eve nakliyatlar yada bildiğiniz kamyonlar filan var ... işte onlar... evet bilin bakalım taşınan olduğunda ne oluyor... taşınma dediğimiz işlem uzun sürer... eh elbette... kazıklanarak genişlemiş kaldırımdan 2 satte bir kişi geçiyor... kamyonsa... genişlemiş kaldırım yüzünden tek şeride düşen yola parkedip ... eşyaları taşıyor...
trafik noluyor... hiiiiç... kıyamet kopuyor...
bunuda sorduk...
efendim...
yurtdışındaki ülkelerin gözbebeği kentlerin merkezlerinde evlerin eşyalı olarak kiraya verildiği ... ve bir kültür başkentinde bunların sorun olmayacağı... yanıtıyla karşılaştık...
istanbulda kim kaç kişiyi tanıyor eşyasıyla kiralanmış evde oturan ... boşverin tanıdığınızı tanımadığınızı... 3 tane emlakçı gezin... bakın bakalım kaç tane ev eşyasıyla kiralıkmış,satılıkmış...
hadi itiraf edin... bu milleti tanımıyorsunuz aslında di mi... kendinizden yola çıkarak empati kurabilecek kadar bile çalışmıyor kafanız di mi...
bir fikriniz olsun bari...
biz eşyalarımızla yaşarız... o yüzden evleri eşyalı satın almak yada kiralamak çoğumuza uzaktır... eski olsun benim olsun... mantığı kodlanmıştır çoğumuzda... göç etmenin sağlam mirasıdır bu...
ben mezun olduğumda çok beğendiğim bir evi kiralamak için gezdiğimde... evin odalarına bakamadan... yerdeki duvardan duvara halılar dikkatimi çekti... evsahibine sordum... bu halılar burda mı kalacak alacak mısınız....
''yooo evin demirbaşı onlar... temizlettik böyle kiraya veriyoruz'' 1 sn. bile düşünmeden vazgeçtim o çok beğendiğim evden... oysa ... ne o kadar güzel halılarım vardı nede tüm evi kaplayabilirdi... olsun ... yinede benimdi işte...
evet ... kavgalar... dilekçeler ...davalar uçuşuyor havada...
belediyenin savunması hiç fena değil... tarihi kadıköy çarşısının esnafından imza toplamışlar...
ayhhhh...
vallahi sevsinler sizi... ulan adam orda iş yapıyor iş... para kazanıyor... yaşamıyorrrrr...
sor bakalım nerde yaşıyomuş....
o imza aldığınız kıvırcık,soğan turp satan yaşar var ya yaşar... hah...işte o sahafın önündeki yaşar... o tuzlada oturuyor canım.... kapiş...
diğer esnafda öyle...civardaki ilçelerden geliyorlar... tezgahları yada dükkanları kadıköyde.... hani gidip gelip onlardan imza alıyosunuz almasına da...
seçim zamanı onlar kendi yaşadıkları ilçelerde oy veriyor... bilmem anlatabildim mi...
hani oturduğun yer...ikametgahının olduğu yer...bağlı olduğun muhtarlık ve ilçe filan gibi... kıçınıza sallamadığınız ayrıntılar var ya... işte tamda onlardan bahsediyorum...
şimdi ...
bende taşdelende çalışıyorum bu aralar... bana gelip taşdelendeki evleri kırmızı üstüne yeşil benekli boyayalım mı deseler... boyayın derim... bananeki... orda mı yaşıyorum..
sen oyunu kimden alıyorsun seçim zamanı ... tuzlaya gidip yaşardan mı yoksa burda yaşayanlardan mı...
devam edelim...
moda iskelesini beltur aldı içkiyi yasakladı... kıyamet koptu... okumuşsunuzdur gazetelerde... orası modada içki içilen tek yermiş... onların mekanlarıymış bik bik bik...
nerde oturuyorsun bostancıda... eee battı mı cunda,günaydın,hatay... git kendi oturduğun yere sahip çık...
modada içki içilecek yer kalmadı diye yırttılar kendilerini...
yahu belturun aldığı iskelenin 3 adım öncesinde koço var... lüferin yanında demirhindi şerbetini servis etmiyorlar di mi... tek tek sayalım mı bütün mekanları...
elbette bu...
kalanla idare edelim... kanaatkar olalım ,bize dokunmayan yılan zırt zurtu değil... bu sadece soru... belturdan önce... aklollü alkolsüz her tür içkinin bulunduğu dönemde ... müşterisizlikten işletme batarken nerdeydiniz....
dana kadar yer... içerde ya bir masa ya da iki masa olurdu... e palamutunuz rakınız lüferiniz ahtapotunuz vardı içerde... niye gitmediniz... niye müesseseye destek çıkmadınız... adamları kaderlerine terkedip batmalarını seyrettiniz...
sahi siz o zamanlar nerelerdeydiniz...
elbette yasaklamadan yana değilim...
güzel de...
kadıköyün tarihi çarşısını göreniniz var mı... hani tarihi dokuyu canlandırdılar ya... hani burda ilk mısırlılar yaşamış o dönemde timsahları varmış diye timsah heykelleride diktiler ya...
şu anki kadıköy çarşısına bakınca ...
''hmmm bak işte tarihi dokuyu canlandırmışlar helal olsun...eskiden böyleydi bu çarşı ''
diyen... çokbilmişlere kapak olsun ...
bu tarihi çarşı şu anda uzuuun geniş ve çoook masalı bir meyhane kıvamında...
böylemiymiş eskiden... ben çocukluğumdan böyle bir profil hatırlamıyorum... karıştırdığım kitaplarda da bulamadım...
ki bu noktada benide kitaplarıda boşverin...
anne-baba-dede-nene-dayı amcalar tamda bugünler içindir... kadıköyün 90 yıl önceki halini şu anda bıcır bıcır ve berrak bir hafızayla anlatan insanlar var... şimdiki haliyle alakası bile olmayan bir kadıköy anlatıyorlar... tarihi dokuyu canlandırmıştınız di mi...
yok mudur ifratla tefritin ortası... çamlıca-fatih ucubeliğinin antitezi bu rezillik midir...
her işletmeye alkol ruhsatı verildi... eskisi yenisi hepsine... dolayısıyla... yumurtacısı... örtücüsü... çerçevecisi ... doncusu ... hepsi dükkanını rakı-balık -meze üçlüsüne dönüştürdü...
haklılar...
düşünsenize... yumurtacı günde kaç yumurta satar... uçalım... 1000 tane satsın ... tanede 10 kuruş kar ı varsa günlük kazancı 10.000 kuruştur... oysa... bira patates sosisle idare eden en kıygırış masadan aldığı hesap 40 ytl... kâr marjları %50 den fazladır biliyorsunuz di mi...
tanımayanlar ve bu sayfayı ilk kez ziyaret edeceklere özel olsun aşağıdaki açıklama...
ya da hidayete erdi diye boşu boşuna sevinenler varsa 
*rakı -balık çok severim... *ama kahve -konyak vazgeçilmezimdir...
ve... ezberinizdeki hiçbir partinin destekçisi yada köstekçisi değilim...
burayı bu hale getirenler... içki yasaklayan zihniyete zaten altın tepsiyle servis yapar durumdalar...
sokaktaki can'lara bir kap su...birazda yemek vermeyi unutmadınız değil mi...
yıllar önce... beyoğlunu temizleme çalışmaları sırasında... ne kadar tutunamayan varsa anadolu yakasına göçtüğünü görmek için... zeka filan gerekmiyordu...
burayı bilmeyip dolayısıyla gözünde canlandıramayanlar için... sözlü resim çekelim...
şişede durduğu gibi durmuyormuş bazı bünyelerde... öğrenmiş olduk...
günde en az 3-4 defa kavga çıkar ... müşteriler arasında yada işletme -müşteri arasında yada 2 dükkan arasında... kafası yarılan ,ağzı burnu dağılan insanları akşam 5 ten sonra görebilirsiniz... yazın gündüzde olur bu vukuatlar... sıcak tetikliyor herhal...
çarşı sivil doludur ama onlar pek müdahale etmez bu kavgalara... daha çok yankesicilk ve gaspa bakarlar... yada nark.tendir... telefonla polis çağrılır... 3 vakte kadar gelir onlarda... sadece kavgayla bitmez tabi...
geçen yıl...
millet masasında oturmuş rakısını içip yemeğini yerken... aralarında tartışan iki balıkçıdan biri içip içip hızını alamadı... diğerine saydırdı... 5 kurşunla yere yığıldı adam...
masalarında yemek yiyenlerin önünden, ayağının dibinden akıyordu oluk gibi kan... ne ambulans,ne polis... taksiyle hastaneye götürdüler... 30 -40 dakika sonra polis geldi... elbette ölmüştü...
zurnacısı,darbukacısı,dilencisi,berduşu yanısıra tinercilerde pik yaptı tabi... mesela yolda yürürken... karşında zombi gibi duran ağzına burnuna poşet kapamış bir tinerciyle burun buruna geliyorsun... şanslıysan herif kafayı bulmuştur... senin farkına varmaz yürür gidersin... değilsen... kafayı bulmamıştır... ''abla paraaaa'' diye peşine takılır...
hepsinin cebinde bir aleti vardır... en masumu jilettir... gerisini siz tahmin edin...
gündüz vakti ara sokaklardaki dükkanlar gasp edilir...
uyanık komşular ve yan dükkanlar farkedip müdahale ederse sıyırırsın ... farketmezlerse... ya o günkü hasılata veda edersin ,yada canına...
her trafik ışığında bekleşen bir sürü çoluk ,çocuk ,genç ,ihtiyar vardır... kırmızıyla beraber durduğun anda ... arabanın başına üşüşürler... aklınız varsa ... camları kapatıp ,kilide basın... en azından çantanızı kucağınızda yada yan koltukta tutmayın... yere koyun...
tabi şimdi ... kadıköy böylede... beyoğlu,mecidiyeköy ve diğer yerler cennetten bir köşe mi...
değil tabii... ama kadıköyün ısrarla tekrarladığı bir sloganı var... ''biz istanbulun medeni ve çağdaş yüzüyüz'' diyorlar ya... işte birde ben bakayım dedim o medeni ve çağdaş yüze...
ki para-pul hesabına... işletmelere ... ve... meraklısına hitap edecek daha spesifik konulara girmeden baktık...
hepsi o...
haaa unutmadan ... birde... mühürdarın başına devasa otel yapılıyor...
çok şık durdu çok ... bildiğiniz gibi değil... yükselen değer hilkat garibesi...
günlük ,gecelik, haftalık ,aylık kiralanacaksa hadi neysede... saatlikde kiralanırsa arada ... seyreyle o zaman cümbüşü...
geçtiğimiz pazar kadıköy çarşıdaydım... alışveriş yapıcaz... yemeğe gidicez falan filan... vitrinin birine gözüm takılmışken biraz bağrış çağrış oldu... ki bu sıradan ... artık dönüp bakmıyoruz... ve ardından kulağımın dibinden takır takır silah sesi geldi...
dönüp bakıyoruz tabi bu durumda ... o kadarda sığır ödü yemedik... 2 adım ötemde bir çocuk... ben diyim 16 siz deyin 17 yaşında... üstünde takım elbise... elinde silah... havaya saydırıyor...
bir anda karıştı ortalık ...
herkes bağırıyor insanlar toplanıyor...
konumu tarif edelim biraz... benim baktığım vitrin ... kazak bere vs.satan bir dükkandı... iki dükkan sonrası bar... çocuk barın kapısında elinde silah...
__ne demek içeri giremezsin lan ...
diye başlayıp yakası açılmadık küfürler eşliğinde... ateş ediyor ... şimdilik havaya...
bar kapıcıları içeri almamış ilk avazda anladığım bu...
benim böylesi durumlarda ilk tetiklenen duygum korku değildir...
korkmam çok cesurum anlamında değil... korku insancadır hayvancadır... ve çok ama çok doğaldır... tetikleyenleri farklı olmakla beraber her canlı korkar...
elinde dolu bir silah olan insan ... silahsız bir insanda elbette korku yaratır...
iyi anlaşılsın diye devreye soktum bu duygulanımı...
ilk etapta öfke ve nefret duygum tetikleniyor ... korku daha sonra geliyor... siz... geç intikalde diyebilirsiniz elbet... söz kızmayacağım...
o yüzdendir ... başında gördüğüm olayın sonuna kadar tanıklığını yapmam... içimden geçen tek bir şey olur böylesi zamanlarda... silahın en uygun yere ... yani... sindirim sisteminin sonlandığı yere monte edilmesi...
çocuk ,sokak çocuğu değil... üstü başı düzgün... dolayısıyla bir ailesi yada aile niyetine kabul ettikleri var... bu sığır şürekâsı aile çıkıpda sormaz mı ''ulan o elindeki silah neyin nesi'' diye...
gelde şimdi bir kez daha neyzenin... ''tanrı senin hamurunu'' diye başlayan dizelerini... hatırlama...
herkes elindeki cep telefonuna sarılmış polisi arıyor...
20 dakika elde silah küfür kafir başroldeydi 16lık piç... 20 dakika sonra yoruldu mu nedir ilgisi dağıldı...
fırsat bu fırsattır bar kapıcıları sopalarla üstüne çullandı sürükleye sürükleye bir alt sokağa götürdüler...
bende alışverişe devam ettim...
yok anam babam ... korumasız bir şekilde... kontrolsuz silahla ... sopa ve demirlerin arasına girip koruma kalkanı oluşturmaya çalışanlara... ki ... kimi kimden koruyacaksın bu zaten cevabı olmayan bir soru...
zannettiğiniz gibi... cesur falan demezler... süzme salak derler...
45.dakika ...
dolayısıyla yolumuz o sokak...
kırmışlar ağzını burnunu sağlam bir dayak yemiş ... oturtmuşlar banka gitmişler... üst baş kan içinde...
bu sefer yeni yeni insanlar gelmiş eklemlenmiş kalabalığa... bir tane yunus gelmiş... hayli yeni ... hayli tecrübesiz ve hayli iyiniyetli... sorular soruyor çocuğa ''kim yaptı '' ''kaç kişiler'' falan filan... çocuk gık demiyor... sürekli gitme teşebbüsünde ... yunus bırakmıyor...
bir adam polise seslendi...
__memur bey memur bey bu çocuk burda kendi halinde yürüyordu 5-6 tane adam geldi sopalarla saldırıp dövdüler... ben şahitim...
Allahım yaaa...
şahitmiş...
varlığına şahit olmakta tereddüt eder...
olaya şahitmiş miş...
heyecanlı heyecanlı anlatıyor kafasındaki senaryoyu polise... çocuk oldu mazlum...
kadıköyün medar-ı iftiharı!! timsah heykelinin önünden geçerken iki ekip arka arkaya yanaştı...
__olay varmış siz gördünüz mü...
__çocuk alt sokakta...arkadaşınız başında kimden dayak yediğini söyletmeye uğraşıyor...
__kimden yedi gördünüz mü...
__bilmem silahı çekip sağa sola ateş ettiği için herkesten yemiş olabilir...
__ne silahımı var...söylediniz mi bunu ordaki arkadaşa...
__yoo kimse sormadıki...
__ne demek sormadı kardeşim sizin göreviniz siz söyleyeceksiniz...
__değil...çağrılınca siz geleceksiniz silahı elinden alacaksınız...ondan sonra etrafın tanıklığına başvuracaksınız...
__Allah kahretsin be...
__az kaldı merak etmeyin kahrediyor zaten...
koşarak gittiler...alt sokağa...
gerisini bilmiyorum... yemeğe gittik
evet ... sinir savaşı bir konuşmaydı...
ben haklı mıyım bu durumda... hayır... polisin dediği gibi vatandaşın görevi bilgiyi vermek gerekirse tanıklık yapmaktır...
polis haklı mı hayır... onunda görevi... yardım istenilen yere en hızlı şekilde gitmektir...
tanıdık bir esnaftan aldığım bilgiyide paylaşayım... da... içinizden... ''aferim bak bar sahipleri yaşı küçük diye almamşlar içeri'' diye geçirdiyseniz... onuda bitirelim...
çocuğun tıfıl birde sevgilisi varmış meğer... uzun zamandır gider gelirlermiş aynı bara... kız barda başkasını bulmuş bunu bırakmış... şimdi başkasıyla gelir gidermiş bara... buda 1-2 defa gidip olay çıkarmış... olaylardan sonra almaz olmuşlar içeri... anlayacağınız... yaşla başla ilgisi yok...
dışardan arada bir gezme ,yeme,içme ve eğlenme... amaçlı gelenler için tüm uygulamalar elbette takdir sebebi ve harika uygulamalar...
ancak ne yazık ki hiçbiri içinde yaşayana yönelik değildir... |