
yeni hurafe listesi yayınlandı diyanet tarafından...
okudunuz mu...
''Boyu ölçülen çocuğun cüce kalacağı''na
inanmaktan başlayan
ve.... ''Tekke ve türbelerde kurban kesmek, türbe ve tekkelerden şifa beklemek, mum yakmak, el yüz sürme''
ğe kadar giden...
gayet uzun bir liste...
'yok artık bunada mı inanmışlar'
dedirten eğlenceli maddelerde var...
çok eskilerden günümüze kültürel miras olarak taşınmış güzelliklerde var...
okuyun bir ara...
yalnız içlerinde bir bölüm var ki elbette dikkatimi çekti...
hayvanlar...
eh yani...
''kızların kısmeti açılsın diye minareden para atılması''
çekmeyecekti herhalde dikkatimi....
'' Baykuş ötmesi, kara kedinin insanın önünden geçmesi, horozun vakitsiz ötmesi, insanların ve araçların önünden ... tavşanın geçmesinin uğursuzluk sayılması, karganın ötüşünün ... o bölgeye gelecek belanın işareti olarak kabul edilmesi ''
bunların hurafe olarak bir kez daha diyanet tarafından altının çizilmesi son derece sevindirici...
annemin evi ve onca yılını arap kızla paylaştığını hatırlayınca... karakedinin uğursuzluk getirme ihtimali gülümsetiyor tabii...
benim evin önündeki ağaçta 5 üyeli bir karga ailesini peynir ve su ikramıyla ağırlıyor olmam... onlarında karşılığında berbat sesleriyle koro halinde bana konser vermeleri ise...
bu bölgeye gelecek bir belanın işareti filan değildir ... olsa olsa... belalar potansiyel olarak bazı dairelerde zaten mevcuttur...
kimi bir pazar sabahının 6 sında güne gözünü kavgayla açar... sayelerinde hepimizin pazarı sabah 6 da başlar...
kimi 8 yıllık karısını ve çocuğunu geçen ay tanıdığı bir kadın için terkederken... eş zamanlı olarak ortak hesabında içini boşaltıp gider... kadın hem manevi hem maddi travmanın etkisiyle bütün gün telefonda adama ilenir... bizede elden hiçbirşey gelmemenin hüznü kalır...
kargaymış heee...
ahahah...
bu arada yeri gelmişken bir olayada açıklık getireyim... bundan bir süre önce ''ucu açık'' başlığıyla bir yazı yazmıştım ... yazımda balkonda bulduğum bir tornavida ve sigara izmaritinden bahsetmiştim... anlam verememiştim epeyde tırsmıştım... belki sizden bir açılım gelir diyede anlatmıştım... hep beraber ortak düşüncemiz... açıklanamayan bir hırsızlık denemesi olduğuydu... hatırladınız di mi...
o olaydan bir süre sonra... kurumuş bir yarım elma buldum balkonda... yan veya karşı apartmanların birine bulaşmama 5 kala...
2 tane somya yayı buldum... bu hırdavatları atmak için mutfaktan bir poşet almaya gidip balkona döndüğümde... somya yayı 1 taneydi...
elbette insan kendinden kuşkuya düşüyor... ''mahvoldum bu sıcaklardan herhalde görüşüm bulandı çifter çifter görüyorum''
gibi...
bir sabah erkenden kahve içmek için balkona çıktığımda ağır bir koku vardı balkonda... bahçeden geldiğini düşündüysemde...
korsiyle ferişin... ısrarla balkonun demirindeki akşam sefası ekili uzun dikdörtgen saksıya atlama niyetlerini engellemek için yanlarına gittiğimde koku fazlalaştı... akşam sefalarını araladığımda ... iki tane pirzola kemiği ki hayli eski ... hayli kokmuş ve bozulmuş duruyordu orda...
elbette kargalar...
kedi dünyasında bir iki ayaklı olarak ilk düşündüğüm... kargalara yaptığım peynir ve mısır ikramlarıma karşılık teşekkür ettikleri oldu...
hani kediler yakaladıkları sineği böceği avı sahibinin ayağının dibine getirip bırakır ... kendince sahibini doyurur ya... çok lazımmış gibi... işte öyle bir şey sandım...
aman ne saflık...
2-3 gün sonra... sardunyanın dibinde elim kadar bir dilim börek vardı... kurumuş dalları koparıp saçma sapan saplarım gelşigüzel çiçeklerin arasına... kimbilir bir mucize olurda yeşerir belki... o dallardan birini alıp böreği biraz itiştirdim... kıymalı domatesli ve kesinlikle ev böreği... kokmamış bozulmamış... muhtemelen ... herhangi bir yerdeki balkona kurulmuş çay sofrasından az önce aşırılmış...
elimdeki çubukla böreği uca doğru itiştirdiğimi ... 2 metre ötemdeki daldan seyreden karga ailesinin bir üyesi... kafamın üstünden pike yaparak saksıya konduğunda... aramızda 1 karış mesafe anca vardı...
2- 3 adım geri çekildim... yok canımmm... ne korkusu... sadece yaşlılara saygı  aldı böreğini ve gitti...
evet teşekkür değilmiş... benim balkonu güvenilir bulmuş olmalılar... depo olarak kullanıyorlar...
buldukça fırlatıp attığım o ganimetleri için ne kızmışlardır bana kimbilir...
fazla rahat bir ilişki içindeyiz... biz cümbür cemaat balkonda otururken gayet sakin gelip su falan içiyorlar...
masanın üstündeki tabağımdan meyva yerken... gözüme baka baka gelip bir kiraz alıp gitmeside bu ilişkinin içeriğini anlatıyor zaten...
böylesi yakın mesafe beni her seferinde irkiltip 1 adım geriye gitmeme neden olurken...
korsiyle ferişin daha dingin ve daha sınırları belirlenmiş bir ilişkileri var kargalarla... kargalar su içmeye geldiğinde kafalarını öte tarafa çevirip uyumaya devam ediyorlar...
ehh böylelikle kedilik karizmasıda korunmuş oluyor...
ne diyorduk...
diyanetin hurafe listesini inceliyorduk...
hayvanlar hakkındaki yalan yanlış batıllarında bu listeye alınması elbette çok sevindirici...
ama ... bir ayrıntı var...
hayvanlar bölümü aslında şöyle başlıyor...
''hayvan sesini deprem habercisi saymak da hurafe''
tabiat olaylarının nedenleri ve eşyaların tabiatındaki özellikler bilinmediği için tabiat olayları veya eşyaya insanlar tarafından farklı anlamlar yüklenildiği ve bazı tepkiler geliştirildiği belirtilerek, "Hayvanların çıkardığı seslerin olumsuzluklara işaret etmesi...
vs.
diyerek devam ediyor...
keşke daha ayrıntılı... daha bilimsel yaklaşılsaydı ... veya deprem konusuna hiç girilmeden 'hayvanların çıkardığı sesler felaket habercisi değildir' diyerek genel bakılsaydı...
evet ...
''kedi yüzünü yalarsa misafir gelir '' ''köpek ağzını havaya dikip ulursa mahallede biri ölür'' bunlar tabiki safsatadır...
keşke sadece bunlarla sınırlı tutulsaydı...
oysa ...
hayvanlar ve deprem arasında bazen net bazen grift bir bağ vardır... hangi açıdan baktığınıza göre değişir...
korkmayın canım...
''öküz boynuzlarını sallarsa deprem olur''
filan demeyeceğim tabi...
bir jeofizikçiden bekler misiniz bunu 
sadece hayvanlar ve yer hareketleri genel başlığından yola çıkarak...
deprem alt başlığıyla igili yada ilgisiz taraflarına bakacağız...
endişe yok ... hiçbir teknik bilgiye girmeden bakacağız ...
hayvanlar depremi önceden hisseder görüşünü paylaşanlardan biri olarak...
önce bir konuda anlaşalım...
hayvanlardan kastım ... çoğunlukla açık arazideki toprağın üstündeki hayvanlar... evdeki hayvanlar biraz daha geriden gelir... ama gelir...
mümkün mertebe evdekilerinde doğaları korunmaya çalışılmalı... bir kediye cicili bicili çıngıraklı top almaktansa... balkona koyacağınız... bir kenarına arpa ekilmiş geniş bir sandık dolusu toprak ... çok daha sağlıklı ve keyifli bir oyun alanıdır...
tabi bahçeli evlerde oturan şanslı azınlık için... bu önerim feci acıklı gelmiştir eminim... banada öyle geliyor zaten...
doğadaki karıncaların deprem öncesi hareketlerini duymuşsunuzdur... ki karıncalar dünyasını iyi tanımak isteyenler için ... sırası gelmişken bernard werber'in ''karıncalar'' ını öneririm... güzel kitaptır...
atların... ahırın kapısını açma çıkma ve yeri eşme hareketlerinide duymuşsunuzdur...
kanatlı ve uçamayan tayfanın ... tavuk horoz vb. bıkmadan usanmadan uçma girişimleri zaten kulağınıza gelmiştir...
balıkların hareketi...
kedilerin köpeklerin hareketi vs... hepsi tamam...
ve fakat ...
bunların hepsinden daha önemli olan bir durum var...
bütün bunları algılayıp yorumlamak için...
karıncaların,atların,kanatlıların rutinini bilmeniz gerekir...
bir hayvanın sıradışı hareketini algılayıp onu yorumlayabilmenin yolu ...
türünü ve kendisini çok iyi tanımaktan geçer...
aksi takdirde...
''aman kardiş dün gece mahallade köpekler çok havladı deprem neyin olacak herhal''
den öte geçemez...
benim elimi sol kulağıma atıp küpe çekiştirmemin ... düşünmek ... ve düşündükçe sıkılmak ... anlamına geldiğini bilmek için beni tanımak gerektiği gibi 
tür genel bir eğilim göstermekle beraber tek tek farklılıklarda gösterebilirler...
ama dediğim gibi ... tanımak zamanı paylaşmak ve bilmek önemli...
''aaa denizin üstünde balıklar sıçrıyor kesin deprem olacak''
demek için... o balıkların kırlangıç olup olmadığını görmüş olmak ... ve kırlangıçın zıplama potansiyeli olan bir balık olduğunu bilmek gerekir...
hayvanların önsezilerinden algılamalarından yararlanabilmek için o dünyaya çokda uzaktan bakmamak gerekli...
geçen gün bir arkadaşımla salonda otururken... ferişin önce sehpaya zıplayıp ordan havaya uçup parende atarak yere inmesi...
arkadaşımı yerinden zıplatıp ...tüylerini diken ederken...
güldüm...
bizim göremediğimiz bir pervanenin peşinde olduğunu anlamıştım... huyudur çünkü... havada uçanlara uyuz olduğu için peşlerine düşerken türlü atraksiyonla düşer...
anlaşıyoruz di mi...
'huyudur'
demek ve umursamamak için iyi tanımak gerekli... 'asla yapmaz farklı davranıyor ...bu ne şimdi ' diyerek ... alarma geçmek içinde... yine aynı şekilde iyi tanımak gerekli...
mesela...
karşıma bir bukalemun geçse ... türüne doğasına herşeyine aykırı bir dizi hareket sergilese sadece bakarım kılım kıpırdamaz...
çünkü tanımıyorum...
hangi hareket doğasına uygun ,huyuna uygun bilmiyorum...
aynı şekilde kanatlı tayfasınıda iyi tanımam... dolayısıyla yaptıkları en doğal hareketleri ile en sıradışı hareketleri arasındaki farkı anlamam zordur...
yine tekrarlıyorum tanımak...
sokaktaki ''can''lara bir kap su birazda yemek vermeyi unutmazsınız değil mi...
tanımazsan ...
''aaa 5 kere çığlık atarak öttü kesin deprem olacak ''
der çıkarsın işin içinden... buda hurafenin önde gideni olur elbette...
yıl :1999 aylardan ağustos
istanbuldaydım depremde...
akşam yemeğimi geç bir saatte yedim...
gece 1 gibi kitabımı alıp yatağa gittim... amacım yarım saat okuyup uyumaktı ama olmadı... kitap fazla sürükleyiciydi... saati 2.30 ettim...
ben uyumaya karar vermişken...
yatağın üstünde uyuyan canım kedim uyanmayı tercih etti...
önce pikenin ipliklerine kadar yolmaya başladı... sonra sıra ufak ufak bana geldi... ön patiler boğazımda ... yüzüme gözlerini dikmiş üst perdeden seslerle bir şey anlattı... __ tamam tatlım ...tamam uyu hadi şimdi...
diyerek sakinleştirmeye uğraştım...
evet biraz agresiftik...
pike yorgan gibi birşeyleri yolardık ara sıra... endişe etmek aklıma bile gelmedi tabii...
boğazıma basarak bana anlattığıysa ... muhtemelen eve girmiş bir çekirge yada kertenkeleydi... çünkü bu ikisinden nefret ederdi... ve asla yakalamaya bile kalkmazdı... uyarı ... sadece... ''kalk ve yakala dışarı at''
olarak bana yönelirdi...
ve benzer tavrı sergilerdi... buda tamam...
gecenin bir vakti çekirge peşine düşecek halim yok... endişeye hiç gerek yok... saat zaten olmuş sabahın 03 ü...
canım kedim yataktan bir karış zıplayıp ayakucundaki duvara yapıştığında... kuyruk 5 katına çıkmış, kulakları kafaya yapıştırmış... ve duvar kağıtlarına tırnaklarını geçirerek duvarda yürüme talimi yaptığında şok oldum...
sarsarak ve can havliyle uyandırdım ekselansı...
__çabuk kalk bir şey oluyor.... __noluyor seden... __bilmiyorum ama kesinlikle olacak...derhal kalk...
panikle kalktığımızda ...
akabinde yerin altından gelen ses ürkütücüydü...
ekselansa kimliklerimizi bulup cebine koymasını söyledim...
ve hareket başlamıştı...
güvenli gördüğümüz bir alanda ki bizden önce kedim keşfetmişti orayı...
sessiz sakin bekledik... yeraltının hayli gürültülü yerleşmesini...
sizlerinde evinde vardır böyle yaşam üçgenleri...
yoksa da oluşturun...
kabaca tarif edersem...
evinizdeki eşyaların malzemesine bakın... üstüne ne düşerse ne göçerse göçsün... ezilmeyeceğine emin olduğunuz ...
ya da inandığınız eşyaların yanı yöresi önüdür...
bu eşyaların oluşturduğu oluşturacağı o dar alandır... yaşam üçgeni...
yoksa böyle bir yer...
ve kediniz köpeğiniz varsa onu takip edin... nereye sığındıysa oraya gidin... hareketlerini taklit edin... genel olarak yan dönüp tespih böceği gibi kıvrılıyorlar... kafanızı korumaya alarak aynısını yapabilirsiniz...
hareket bittiğinde elektrik gitmeden evde hasar tespitine çıktım...
düşmüş çerçeveler... kırılmış vazolar ,biblolar... yere saçılmış bir iki tabak, tencere ...
ve korku ...
bunların haricinde hasar yoktu...
sokağa baktım...
dışardaydı herkes... inşallah episantr buralarda bir yerdedir diye geçirdim içimden... yok canım mazohistlikten değil...
çevreme bakınca ...
yaptığı hasarın hepsi bu...
ama episantr başka yer ve biz dış halkalardaysak çok can gitmiştir... idi... ama... tutmamıştı temennim... gölcükmüş... çok can gitti ... rahmet olsun hepsine...
o günden bugüne uzanan değişmezimiz kıymetlimiz...
deprem çantamız var biliyorsunuzdur...
her sene bu dönemler... deprem çantası yapılması önerilir... çünkü bu yeraltı hareketinin... yılbaşı gibi.. deprem altbaşlığıyla her yıl aynı zamanda geldiğini zanneden bir kesim vardır...
içeriği her yıl gelişerek yenilenir bu çantanın... içinde bir elmalı kek... birde adana kebap eksiktir...
isteyen elbette yapsın evinin bir köşesinde tutsun...
hiçbir zararı tabiki yok... ama...
depremin harekete geçmek için eve gitmenizi beklemeyeceğinide biliyor olmalısınız... yolda ,sokakta, metroda ,trende, gemide, sinemada, arkadaşının evinde... her zaman olma olasılığı olan bir hareketten bahsediyorum...
yada...
psikolojik olarak rahatsız oluyordur deprem çantasından...
her gördüğünde tekrar tekrar yaşamak istemiyordur... unutmak istiyordur.... olamaz mı... olur...
dolayısıyla...
şekilcilikten uzaklaşıp daha pratik çözümler olmalı... en azından evde değil her zaman yanınızda olmalı.... elbette benim sizlere göre bu konuda bir avantajım var...
sonuçta arazi çantam yani sırt çantam evdede iştede arazidede benle beraber... sudan ,batikona... peksimetden fenere, ilaçtan pile herşey içinde... içindekileri döküp ortaya bir sayım yapıp sizede listelemek isterdim ... ama ... yapmayacağım... kötü bir tablo olur ... nerden kopardığım meçhul bir çürümüş armutun diplerden çıkması an meselesi...
sürekli kullandığınız çantanıza ilaveler yapın...
bir iki minik poşet tuz/şeker -hani şu cafelerde verilenler gibi- su güçlü bir düdük boyutu küçük ama ışığı güçlü bir fener... 3-4 dilim peksimet... sağlam bir lastik ... çok yönlü bir çakı... çakıyı nasıl açıklarsınız güvenlik kontrollerinde bilemiyorum tabii... bütün bu saydıklarım sadece bir avuç malzemedir...
abartmayın ...
ve abartanlara bakarak boşu boşuna kendinizide kasmayın...
cep telefonu şarjını her zaman dolu tutmak bile kendinize iyiliktir... unutmayın... hayat çok küçük ayrıntılarla şekillenir ...
o günden bugüne ne değişti...
bakalım ...
bakalımda... araştırma ruhumuz canlansın biraz...
deprem konutları yapıldı...
ne insani ...
ne güzelll...
peki kimlere peşkeş çekildi...
bina sağlamlamaları mecburi olacak ve desteklenecekti...
onlarada ...
alınan uçaklar ...yapılan düğünler... kapatılan villalar... onbinlerce dolara kiralanan evler konutlardan dolayı sıra gelmedi herhalde...
işin özü...
günümüze dönersek...
nasıl oluyormuş deprem....
dünya dediğimiz...
içinde debelendiğimiz bu gezegen...
öküzün boynuzlarının arasında dengede duruyor...
öküz boynuzlarını sallayıncada deprem oluyor ...
anlaştık mı...
|