3-4 gün önce karabükteki bir cenaze namazın kıldıran imam, günümüz sorunsalı olan ''kene''konusunu açıklığa kavuşturmuş...
''fuhuş arttığı için,keneler bastı heryeri'' demiş...
Allah insanları bu küçücük yaratıkla cezalandırıyormuş...
99 daki düzce depremi içinde bir takım insanlar
''orduevlerinde içilen içkilerden dolayı Allah cezalandırdı onları''
dediği için...
ki buna zamanında önce sinirlenmiş sonra durum çelişkisini tespit edince sadece bu lafı edenlere üzülmüştüm...
o yüzden bu kene açıklamasınıda önce bu tarz bir şahsa özel tebliğ zannettim...
öyle öyle bazılarına yukardan adrese özel açıklamalar geliyor...
korkuyorlar o yüzden söylemiyorlar ...
arada sırada yaptıkları açıklamalarından belli...
yok canım benden korkmuyorlar...
hani biz hep konuşuruz yaradanla sürekli bir şeyler isteriz adına dua deriz de...
ama o bizle konuşursa,hele birde konuşmalar soru-cevap şeklinde giderse şu anki normlara göre ''deli'' deyip çıkıyorlar ya işin içinden...
işte ondan korkuyorlar...
imamızın bu tespit ve teşhisinide bu tarz zannettiğimden önce umursamadım...
ama bir şey takıldı aklıma....
yok yok bu kadar değil...
bu cümlede bir derinlik var...filozofça bir yaklaşım var...
buldum sonunda ...
doğru söylemiş , haklı...
evet evet bu sektörün iş kazalarından bahsediyor hoca...
kesinlikle eminim...
başka sektörde iş kazası oldu mu tazminatı patron öder...
bu sektördeki işkazalarının tazminatını arada sırada 7-9 ay arasındaki bir zaman diliminde doğa ödüyor...
zannederim hocamız bundan bahsediyor...
kelebek etkisi ...
eylem-sonuç ilişkisi...
adına her ne derseniz deyin...
elbette hocada bilir ,bizlerde biliriz...
doğarken 4 manevi demirbaşı kendimiz seçemeyeceğimizi ...
*anne/baba(ait olduğun aile)
*din
*cinsiyet
*ve ölüm şeklini bilemez insanoğlu...
dolayısıyla tuhaf bir benzetme yapmış olmalı...
bir kısmınıda halkla paylaşmış...
peki ...
bozmayalım düzeni ve devam edelim bu benzetme üzerinden...
böylelikle işkazalarının da her statü,seviye,sektör ve durum içersinden çıkabildiğini anlarız belki...
mesela...
bu işkazaları ...
doğa-doğanın dengesi gibi konulardan habersiz oldukları için...
bir çırpıda bulabildikleri tüm tavuk , hindi, horoz,kaz,ördek ne buldularsa canlı canlı çuvallara tıkıp yaktılar...
bir kısmını kireç dökülmüş çukurlar açıp yine canlı canlı gömdüler...
o hayvanların çırpınmaları bağırmaları zerre kadar etkilemedi bunları...
halkı paniğe sevketmekte hiçbir sakınca görmediler...
bu panik sonucu halkın gereksiz kısmısı, evlerinde beslediği kanaryaları,muhabbetleri,papağanları şehrin ortasına salmakta hiçbir tereddüt yaşamadı...
bu hayvancıkların bazıları yıllardır kafesde yaşadığı için kireçlenmiş kanatlarıyla uçamadı ,çakıldığı betonda kedilere yem oldu...
bir kısmı en yakın dala konup ilk gelen kargaya yem oldu...
bunlar...
''tavuk yiyen kediler, kuş gribi taşıyıcısı olabilir'' dedikleri için...
aynı halkın aynı gereksiz kısmısı...
evlerine sığınmış kedileri de attılar sokağa ,bir kap suyu bile esirgediler...
gırtlağımız düğüm düğüm çaresiz kaldık...
sokaktaki ''can''lara bir kap su birazda yemek vermeyi unutmadınız değil mi...
sonra pat diye bitti kuş gribi...
birileride arada voliyi vurdu elbet...
yumurtaydı tavuktu derken ...
bak şimdi dağda domuzları eksik ,belki o da vardır kimbilir...
peki bu kadar canlı canlı gömülen ve yakılan yokedilen kanatlılardan sonra ne oldu...
kene arttı...
akrepler de arttı...
ne olmasını bekliyordunuz...

boyutu ve şekli şemali hakkında minik bir bilgi olsun (fotoğraf:wikipedia)
pislik olsun diye arada telefon edip ...
mesleğimi söyleyip...
''benim işim arazide, kene için tavsiyeniz ne''
diyorum...
pantalonunuzun paçalarını çorabınızın içine sokun diyor görevli bana...
tamam ben pantalonu sokayım çorabımın içine de...
işkazalarıda pantolonu kafalarına giysinler bundan böyle...
kıçıyla beyni yer değiştirmiş insanlar pantalonlarınıda,eteklerinide kafalarına giymeliler...
kene çünkü müthiş seçici hayvan...
açıkta bacak gördü mü yapışıp kan emiyor...
ama kulak,ense ,kol,sırt ilgi alanına girmiyor di mi...
başka ne yaptılar...
en son antalyada ormanda öldürülmüş gömülmüş yüzlerce köpek bulundu...
yeni doğum yapmış anneler... sahipliler,sahipsizler,yavrular...
ekranda bir kadın gördüm...
ağlamaktan perişandı o görüntü karşısında...
bunu yapanlar 3 sn.için bile olsa düşünebildiler mi ...sızladı mı vicdanları...
peki kim üstlendi bu olayı...
hiç kimse...
daha önce defalarca yaşandı benzer olaylar...
mamakta,karsta,istanbulda,adanada,örende ve bir çok yerde...
canlı canlı preslendi hayvanlar...
yapanlar umursamadı haykırışlarını...
oysa parmağına iğne batsa yeri göğü yırtar bu tür...
köpeklerin bir kısmı strikninle zehirlendi bir kısmı canlı gömüldü...
toprağın altına...
yapanlar...
buldozerlerin önünde poz verirken 4-5 yavru köpek toprağı koklayıp kazmaya çalışıyorlardı...
''bunlar ne yapıyor'' diyen basın mensubunu...
işkazaları gülerek cevapladı...
''analarını arıyorlar''
oysa bu acımasız alayın altında saklıydı gerçek...
ve...
hakikaten o yavruların anaları...
belediyenin bulldozerlerle kazdığı o derin çukura gömülmüştü...
ve yavruların analarını o çukurların doldurulmuş düzlüğünde aramaları sebepsiz değildi...
şu an adını hatırlamadığım bir ülkenin başkentinde kedi itlafı yapıldı bir dönem , sokaklarda kedi bırakmadılar...
çok geçmedi kenti fareler bastı...
ne olacağını sanmışlardı ki...
zevk meselesi tabi...
caddesinde,sokağında ,evinde kediye tahammül edemeyen halk...
semirmiş dana kadar lağım fareleriyle yaşamaktan memnunsa yapacak birşey yok...
eylem-sonuç...
dönelim kenelerimize....
geçen yıl 2-3 kene yazısı yazmış...
yapışırsa bu 8 bacaklı ucubikin vida söker gibi sökülmesi gerektiğini, mantıklısının hastaneye gitmek olduğunu filan yazmıştım...
zaten artık kredi kartı gibi ,kene kartları çıktı eczanelerde satılıyor...
alın onlardan kullanın yada en mantıkısı veterinere gidin...
aklınızı kullanın sizce hayatı boyunca keneyle sık sık karşılaşanlar dr.lar mıdır...veterinerler midir...
bir sorunu çözebilmek için o sorunu iyi tanımak gerekiyor...
bizim tekniker geçen yaz kenelenip dr.a gittiğinde ...
dr. bilgisayarda birşeyler yapıp aynı zamanda bizimkini dinliyormuş...
dayanamamış ''benle ilgilenmeyecek misiniz''demiş...
cevap...
''biraz müsade edin tüm kene resimleri açılsın sizinki hangisine uyuyor bakalım''
tabii bu keneler ille 8 bacaklı bit kadar olmuyor...
biliyorsunuz değil mi...
bunların 2 ayaklı ve insanımsı olanlarıda var...
bunlar komple gelip yapışmıyorlar size...
ellerini uzatıp cebinize sokuyorlar bu şekilde yapışıyorlar...
işin bok tarafı bunları vida söker gibi ,kene kartıyla vs. ilede çıkaramıyorsun...
dr,veterinerde kâr etmiyor bunlara...
her yerde karşınıza çıkabilirler...
apartmanınızda,gittiğiniz devlet dairesinde ,belediyelerde,sokakta her yerde...
radyasyonlu çayları ,fındıkları vatandaşa yedirebilmek için ekranda bardak bardak çay içen türün devamını kolay tanırsınız ...
mesela...
şehir şebekesinin suyunun mikroplu olmasından dolayı vatandaş hastalanıp hastanelere akın eder...
ama onlar mikroplu olmadığını kanıtlamak için bardak bardak şehir suyu içerler ekranda...
''bak bana bişicikler olmuyor''eşliğinde....
eh olmaz tabi...
mikrop böylesini görüce mikropluktan vazgeçiyor,süklüm püklüm kalakalıyor kenarda...
bir diğeri mikroplu sular için tülbentle süzmeyi öneriyor....
tabii ne demek...
mikrop dediğin tülbentin gözeneklerine takılır kalır...
çünkü mikroplarda semirip dana kadar olmuş tülbente takılıyorlardır artık belli mi olur....
belediye seçimleri yaklaşıyor ya...
kazanamayacağı kesin olanlardan biri katlı otopark yapıyor şimdi...
görünürde problem yok gibi dursada 8 aydır bölgenin tamamını ana arterlerden ,ara sokaklara kadar kazıkladıkları yani kenarlara küçük dekoratif metaller çaktıkları ve bu metaller sayesinde artık kimsenin arabasını parkedemeyeceği düşünülünce...
otopark biraz anlam kazandı...
arabalar yüklenip eve çıkartılamayacağına göre...
otoparka bırakılacak...
bir araba için günlüğü 15 liradan ayda 450 ytl eder...
bakalım otopark ihaleye açılınca kim kazanacak...
''giderayak ne koparsam kâr''ın derdi midir...
yoksa...
''aman vatandaş rahat rahat yürüsün''ün derdi midir...
sonuçlansında yazarım kısmetse...
tabi şimdi burda akla şu gelir hangisi daha zararlı 2 ayaklılar mı...8 ayaklılar mı...
nasıl oldu da bu veciz cümleyi yanlış anladı insanlar üstelik birde kızdılar bu cümleye ve imama ...
yaşa hocam varol...
hatta dünya durdukça yaşa...
belli mi olur belkide bir gün başka perspektiflerden bakarsın dünyaya...