
Orhangaziden devam ettik yola...
zeytin ağaçlarının içinden geçerek ,
gemlik gürsu derken kestele geldi sıra...
yaşamak 70 'inde zeytin ağacı dikebilmektir demiş şair...
aralarında olmakta yaşamak...
yaşamak, doğanın içinde olmak demek.. severek,saygı duyarak müdahale etmeden,zarar vermeden... oturup toprağa,saatlerce ... bir karıncanın yuvasına erzak taşımasını seyretmek demek...
kestelden dağın eteklerine doğru yolumuz var...kızık köyleri var sırada...kaptırdık yolu gidiyoruz elbet bir kızık çıkacak önümüze ...
uludağın etekleri ile vadiler arasında kurulmuş , kızık köyleri...
ilk uğradığımız köy hamamlıkızık oldu..
köyün içinden geçen dere anlatılmaz ,ancak yaşanır,
dağdan gelen su berrak ve ışıl ışıl...
ses ,sadece su sesi..
oturun kayaların üstüne yada uzanın suyun sesini dinleyin... iyi gelir su sesi...ruha beyine,yüreğe ...
su sesi,para sesi ,kadın sesi demiş birileri ...aldırmayın siz...
sadece su sesidir güzel olan ister deli deli çağlasın...isterse incecikten usul usul şırıldasın....
derekızık köyündende saitabat şelalesine bir yol gider ...
evet nerde kaldık suyun sesini dinleyin demiştim...
zaten başka şansınız yok çağlamasından ...
yanınızdakini duymanız zor... çok güzel bir korusu var...ve alabalık cenneti...
meraklısına duyrulur...

dipteki taşları kurcaladım biraz , buz gibi...dinlenmek bu işte...
ben böyle yerlerde alabalık yiyemem...
bir havuz vardır...
içinde alabalıkların salına salına yüzdüğü...
bir garsonda gelir sizi havuza götürür balığınızı seçmenizi ister...
ya her yerde böyledir yada benim gittiğim yerlerde böylesi denk geldi...
o havuzda salınan balıklardan birini seçme ve biraz sonra tabağımda görme iştahımı kapıyor..
evet biliyorum yenmek için üretiliyorlar...
bilgi; fikre yön versede duyguyu yönlendiremez çoğu zaman...
garsona dönüp ''sen bana ölmüşlerinden bir tane getir '' dediğimde... bir seferinde ''bizde ölü balık olmaz ''çıkışıyla ... diğerinde dünyanın en saçma cümlesini etmiş bakışlarıyla karşılaştım... ve masamdaki herkes balığını yerken ,ben ekmek ve salatayla karnımı doyurdum...
bir kere geldim tufaya ...bundan yıllar önce canım ciğerim dostlarımla maşukiyeye gittik,alabalık tesisinin sahibi benim dostlarımdan birinin dostu... masaya oturur oturmaz söyledi: __ahmetcim garsonlara söyle bizim balıkların hepsi ölmüşlerden olsun... __tabii tabii hemen...
yedik afiyetle ...bilemezdim evden çıkmadan telefon edip adamıda kurguladıklarını....
tuaf işte insanoğlu...
neyse ...meğer kızık köylerindende maşukiyeye bir yol varmış 
hamamlıkızıkdan cumalıkızığa geçiş kolay oldu...çok yakın...
cumalıkızık ahududu cenneti...yer, gök ,tepeler, ev çitleri ,yol kenarları her yer ahududu...
gelde oyunu hatırlama şimdi...
gelde iki yaşlı hanımın yönettiği bir pansiyon varmı acaba diye merak etme....
cumalıkızık ilginç bir Osmanlı köyü...
turizm , kurtarıcı olmuş bu köyde...tüm evler ahşap ve koruma altında...nasıl anlatabilirim evlerin güzelliğini..
daracık yollar...
bazı sokaklarda iki kişi yanyana bile yürüyemezsiniz öylesine dar...
bu köyde zaman durmuş her şey çok sakin,herşey yavaş... böyle yerlerde insanlar uzunmu yaşar...
yoksa zaman çok ağır akarda yaşanılan hayat uzunmu gelir...
yada can sıkıntısı halet-i ruhiyesi ile tanışırsın...öyle sıkılırsın öyle sıkılırsınki ,zaman geçmez takılır kalırmı... bir hiperactive bu köyde ne yapar...

resmin başarısızlığından dolayı yerdeki dutlar gözükmüyor...her yer dut,adını ''cuma '' koyduğum bu kedicikde sakin sakin beni seyrediyor, burda herşey sakin...
ev kadınlığı mesleğini çoktaaan geride bırakmış köyün kadınları..şimdi işlerinden arta kalan zamanlarda yapıyorlar...
hemen hemen hepsinin işleri var... kimi ekmek ,tarhana,reçel ,erişte yapıp evinin önüne kurduğu küçük tezgahta satıyor...
kimi bahçesindeki dut,erik kirazları koparmış satıyor... kimi onca emekle yaptığı iğne oyalı yemenileri ,çetikleri satıyor... son derece güzel ve gurur veren bir görüntü...

bu ev gerçekten güzeldi...bir kısmının , girişindeki avlular yemek yiyebileceğiniz şekilde düzenlenmiş...
bir tezgahta kenarı oyalı havlular satılıyor...
normalde havluların üstlerinde cumalıkızık yazısını göreceğinizi düşünürsünüz dimi..
ı-ıh yanıldınız,havlular testiler vs.lerde ''yeşeren düşler'' yazıyor.
gelde çık işin içinden...romantik bir benzetme olmuş...
heralde kendi aralarında bu köye böyle bir ad takmışlar diye düşündüm...
cunda alibeyadası,assos behramkale gibi , yinede yazdım aklımın bir köşesine yemeğe oturduğumda orda soracam...
bir yandan etrafı inceler bir yandan fotoğraflar yakalarken ...
konak pansiyonun önünde bir sandalyede oturmuş beyaz saçlı ,orta yaşlı bir adam seslendi ...
__kızım benide çek benide... meşhurum ben,artisim...
gülümsedik,merhabalaştık eh pekde ciddiye almadık...
ısrarcı çıktı amcamız...
__evladım burda çevrilen dizide oynuyorum ben,estev de gösteriyolar...
estev ne ...yenirmi içilirmi...heralde yerel tv lardan biri diye düşünürken...
içerden gençten biri geldi ''yeşeren düşler'' dizinin adıymış...
estev de bildiğiniz yada bilmediğiniz stv den başkası değilmiş ...
insanları sıcak ve samimi... ekmeği muhteşem...almadan dönmeyin.. cevizliği çöreği çok güzel... gözleme güzel , mutlaka yiyin... mantı çok popüler... ayran vasat...anladımki ayran yapmakda bir ustalıkmış , çok sıradandı...
unuturmuyum hiç unutmadım ahududunu...
ahu suyuda satılıyor ama denemedim...bol bol ahududu yedim,yetmedi kutularda satılıyor, onlardan aldım...güzeldi...
kalıcam ben burada diyorsanız ,köyde pansiyonlarda var...
cumalıkızıkta yüzyılların ayak seslerini taşların üstünde...
yüzlerce yıldır süregelen yaşamın izlerini evlerde bıraktık...
''yolcudur abbas bağlasan durmaz'' dedik...
ve...devam ettik yola...

sn1:Cumalıkızık
Osmanlı sivil mimarisinin en görkemli köy yerleşimini günümüze ulaştıran Cumalıkızık, son yıllarda ülkemiz yanında tüm dünyada da tanınmaya başlamıştır. O kültür varlıkları yanında doğal varlıklarca da zengindir.
Tarihçe:Osmanlıların Bursa'da ilk yerleştikleri bölgelerden olan Cumalıkızık, 180'i halen kullanılan, bazılarında ise koruma ve restorasyon çalışmalarının yapıldığı toplam 270 ev ile Osmanlı dönemi konut dokusunu günümüze taşımaktadır.
Cumalıkızık yerleşiminin güneydoğusunda Uludağ eteklerindeki Ihlamurcu mevkiinde Bizans devrine ait bir kilise kalıntısı 1969 yılında tespit edilmiştir, Kilise kalıntısının yüzeyde rastlanan bazı mimari parçaları Bursa Arkeoloji Müzesi'nde saklanmaktadır. Bursa yakınlarında kurulan Osmanlı Beyliği kuruluşundan kısa zaman sonra bölgeye hakim olmayı başarmış, 1326 yılında Bursa'yı, 1331 yılında İznik'i fethederek yörede varlığını kesin olarak kabul ettirmiştir. Böylece Osmanlı halkının bu topraklara yerleşerek kentler ve köyler oluşturması sağlanmıştır. Cumalıkızık vakıf köyü olarak kurulmuştur ve bu özelliğini yerleşim dokusu konut mimarisi, yaşam biçimine yansıtmıştır.Uludağ'ın kuzeyindeki dik etekler ile vadilerin arasında sıkışıp kalan yöre köylerine bu konumlarından dolayı ''kızık'' adı verilmiştir. Köylerin birbirlerinden ayrılması için de dereye yakın olanına Derekızık, Fidye verene Fidyekızık ve Kızık köylerinden topluca gidilerek cuma namazı kılınan köye de Cumalıkızık adları verilmiştir.
İklim:Kışlar genel olarak çok yağışlı,yazlar ise kuraklığa sebep olmayacak derecede yağışlı geçer.
alıntı: T.C.kültür ve turizm bakanlığı
sn2:en üstte gördüğünüz ,hamamlıkızık resimleri çok güzel çıktı ,ancak sizinde farkedeceğiniz gibi ,cumalıkızık resimlerinde ciddi bir problem var...ne yaptıysam olmadı hatta bilgisayardan ters işlemle fotoğraf makinasına geri aktarımıda denedim o'da gördüğünüz üzre parladı o yüzden, yazının sonunda yayınladığım 2 resmi wikipedia'dan aldım.
ilginçtirki sonraki resimlerde sorun yok , bu köyle bir iletişimsizliğimiz oldu anlaşılan ...
|