
bir zamanlar isimlere takmıştım... ismiyle müsemma mı değilmi diye... hadi soyadı neyse... doğmadan belli soyadın... dolandırıcılıktan bir içeri bir dışarı başı dönenin soyadı ''dürüst''se...buna kim ne yapsın...
ama isimde makûl ana-babalarla dolaylı seçim hakkı var... şaka falan yapmıyorum 2 tane ''fındık hanım'' tanıdım biri tv.da... biride eskiden ofiste çalışan bir elemanın annesinin adı...
böyle, espriden bol miktarda nasibini almış isimler arasında... bülbül,kiraz,lokma,şeker,lokum,akide ,acur( muhtemelen acun koyacaktı sanırım nüfus memuru böylesini uygun görmüş) filan var... keşke nüfus dairesinde çalışsaydım ,sabahlara kadar bilgisayarda isimleri incelerdim...
daha da vahimi ...
bebekken ,amanda aman nede şirinmiş diye pışpışlanan ismin birgün kullanıcının başına dert olabilmesi...
*hayatımda gördüğüm en sevimsiz insanın adının şirin,güzel,pıtırcık filan olması...
*yanında biri hapşırdığında koltuktan 1 metre zıplayan adamın adının yavuz,cesur,yılmaz,korkmaz,aslan,kaplan olması....
*hayatında çiçekten böcekten,hayvandan, insandan ,aynaya baktıkçada kendinden nefret eden insanın adının sevgi olması...
*görüp görülecek en agresif en çamur insanın munise diye kayıtlanması...
*furkanın 18 inden sonra aileye bayrak açıp hayatının sonuna kadar ateizmi seçmesi...
*narinin kıçıyla dağ deviren bir hantal olması...
*devrimin faşist olması.... *eylemin sünepe olması.... *evrimin yobaz olması...
tamam anladık ne isyan ediyorsunuz...
''ooops isim kalmadı ne koycaz''falan diye...
düşündük herhalde di mi...
nasılsa artık herkesin vatandaşlık numarası var... onları kullanırız... telefona çıkan şahsa 100.347 ile görüşebilirmiyim lütfen falan dersiniz... nihohoho....
tamam kabul iğrenç espriydi...
arada uyumlularda görüyorum tabii... ama , bana mı denk gelmiyor nedir... bu uyum pekde sağlıklı uyum değil ....
mesela...
bir sekreterimiz vardı, 4 yada 5 yıl önce... iyi kızdı hoş kızdı da... ota boka ağlardı... suratındaki sivilceden,kuaförün istediği formda fön çekmemesine kadar ... herşeye hıçkıra hıçkıra ağlardı... hayır canımcımlar hıçkırık değildi adı ... adı nalan*dı... K.Nadir romanının ofis versiyonuydu...

her ne kadar sabrımı dibine kadar zorladıysada bu huyuyla... valla ben bişey yapmadım... büyükpatron bir sabah kesti hesabını... bir müşterimiz büyük yapraklı bir çiçek yollamıştı hediye olarak... ertesi sabah geldiğimizde gördüğümüz manzara ilginçti... çiçeğin karşısına yere çömelmiş sekreterimiz... iki yana sallana sallana ağlıyor... __yine ne oldu... __bakın çiçek ağlıyor ... __yapma ya... __valla bakın... __şebnem olmasın o...
anlattık filan... ı ıh...ikna olmadı çiçek ağlıyor buaaaaauuuu hınk hınk... yani ... ofis işte sonuçta ağlama duvarı değil ... eh gitti tabi...
en başta dedim ya bir zamanlar takılmıştım diye... geçtiğimiz cumaya kadardı bu isimlere takılmam...
sokaktaki ''can''lara bir kap su birazda yemek vermeyi unutmadınız değil mi...
cuma gecesi bu takılmalarımdan tabiki vazgeçmedim... ama... ek yaptım...
artık isimlerin yanısıra... insanın, tipiyle davranış modelleri arasındaki armoniyi ,harmoniyi ,anomaliyi, incelemeye karar verdim...
davranış karaktere bağlı olabilir ama olmayabilirde... o yüzden davranış modelleri dedik... suni ,giydirme,sonradan kuşanılmış olabilir bazıları...
cuma akşamı eve yeni gelmiştik telefonum çaldı... büyükpatron... __ televizyon varsa bulunduğun yerde ''beyaz show''u aç ''sawyer'' var dedi...
lost dizisindeki sevdiğim karakterlerden olduğunu bilir... kaptım kumandayı... kapıcan tabii... normal normal alınmaz o kumanda ,ekselansın eline yapışıktır...
ekranda sawyer (Josh Holloway) kanapede diğer uçta ikide hanım kızımız... sokulmuşlar birbirlerine... biri sahnelerimizin rockçısı....ki cuma gecesine kadar hakikaten severek dinlerdim... artık bir süre dinleyemem ... şarkısını duysam aklıma cuma gecesi dipdibe oturan bu ikili gelir allerjim tutar... öbürüde masal kahramanı şehrazatımıss kıymetlimiss...
dizlerini bitiştirmişler dipdibe oturmuşlar... ver ellerine bir yumak ,birde tığ ... hazır pencereden bakıp görücü beklerken ikide motif attırırlar... çeyiz kabarık gözükür fena mı...
o ne haldi öyle be ...
anlamadımki bu ''sawyer'' ısırıyor falan mı insanları... o yüzdenmi uzak duruluyor yada göz göze gelinmiyor ve konuşulmuyor...
yada göz göze gelince ne gibi bir reaksiyon oluşacağını kestiremeyen bizim hanım kızlarımız mı bir kontrolsüzlük sorunu yaşıyor... bilemem...
ama hanım hanımcık cici küçük kızlardı , onu biliyorum... ahhh birde utangaçlar ki sormayın... yüzleri kızarıyor hep önlerine bakıyorlar filan...
''size dokunabilirmiyim'' dedi ... şehrazatımıss kıymetlimiss... kızara bozara utana sıkıla... en inceltilmişinden küçük kız çocuğu sesiyle... ne güzel ne güzel...
''size dokunabilirmiyim''... ''elinizi 1 saniyecikliğine tutabilirmiyim''... ''size baba diyebilirmiyim''...
yahu ben bu kadını zaten sevmezdim... oynadığı hiçbişilerden hoşlanmazdım falanda nedenini hep boş boş bakışlarında bulmuştum...
hatta bu uğurda son dönemlerde işte bu son ... bu sefer kesin akıl çıktı şirazesinden ... diye düşündüğüm sayın,sevgili herşeyimiz Y.Küçük hocamızın, bu hanım kızımız için... ''dana gibi bakıyor'' lafını duyduğumda...
oh be iyiymiş sağlıklıymış hocamız ...yaşa hocam varol hocam diye zıp zıp zıpladığımı hatırlıyorum...
ama bakışlardan beteride varmış... neymiş... bazı kadınlarda yaşı kaç olursa olsun arada sırada ( burdaki sır ; arada sırada olmasında) yaptığında sevimli duran minik, şımarık, küçümencik kız çocuğu taklidi...
ağlamış surat ifadeli birinde... yada... palet gibi eller ayaklarla yalı kazığı gibi bir kadında sevimsizliğin pik yapmasıymış....
takvim yaşı kemale ermiş... bedensel gelişime bakarsak, fazlası var eksiği yok ... eh birde hal,tavır davranış herneyse işte ona bakınca... insan ister istemez zeka yaşınıda merak ediyor tabi...
iyi halt ettiniz yani... ''sawyer'' için beyazı seyretmeye karar vermişken... ''sawyer'' için bile çekemedim bu iki minik kız çocuğu imitasyonunu... bıraktım...
anlamadımki... konuşmasını bilen,neşeli,doğal bıcır bıcır ,elini ayağını koyacağı yeri şaşırmayan insan kıtlığı mı başladı da... bula bula bu iki nuhuseti bulup çıkarıp karşıma oturtup gecemide, programıda rezil ettiniz...
defne joy vardı mesela... yahu aysun kayacıya bile razı olurduk be başka ne diyim...

benim gibi kuyruğunu kovalıyor
yukardaki pastanın konuyla bağlantısını kuramadınız di mi... kuramazsınız ... konuyla değil bağlantısı... direct benimle ilgili...
bundan tam 14,5 yıl önce bugün doğmuşum... iyikide doğmuşum...
tamam 20 olsun... 23... 27...
yok artık 30 yıl önce mi... hadi 33 de anlaşalım ses uyumu var hiç değilse
hadi itiraf edin... kaç tane zehir hafiye yazıyı bu noktada yarıda bırakıp... koşa koşa profilime bakmaya gitti... bir akıllı sizsiniz di mi 
yukardaki sayılar ara ara hissettiğim yaşlar... eh birde takvim yaşım var... elbette arasıra 140-150 yaşında filanda hissediyorum tabi... ama 500 yıl yaşamayı hedeflediğime göre 140- 150 bile genç kalıyor ... kazık çakıcamda ...
severim doğumgünlerimi... o yüzden ... bütün yılı torbaya koyup tamda doğum günlerinin sabahında hayatının muhasebesine girişen puhu kuşlarını anlamam mümkün değil...
ben... muhasebeyi bütün yıl yapıp... doğduğu gün askıya alıp .... doğumgününde varlığı için teşekkür edenler tayfasındanım...
bir diğer deyişle ...
doğduğu için sevinen sinir bozucular tayfasındanım...
bu yaşam bir armağanlar paketi... beğenin yada beğenmeyin... her yıl başka bir kurdelayı çözüyoruz... hepsi bu... ve... son paket açılana dek umut en yakın dostumuz olsun...
bugünü vesile edeyim... ve bugüne kadar... yorumlarıyla,içtenlikleriyle,sevgileriyle,saygılarıyla,dürüstlükleriyle,güzel cümleleri ve en önemlisi iyi niyetleriyle... yanımda olan eski dostlarıma ,eskimeye aday yeni dostlarıma çok teşekkür ederim... gelip düzenli okuyup selâmsız gidenlere de ... benden selâm olsun...
*nalan:ağlayan,inleyen
**şebnem: yada çiy... Havada buğu durumundayken akşamın ve gecenin serinliğiyle yerde veya bitkilerde toplanan küçük su damlaları...
|