
dut yemedim doyunca... ..........................
..................
.......
çok güzel bir türküdür...
de... benim gerçeğimle alakası yoktur... çatlayana kadar dut yemişimdir ...
şimdi bu aslında geçen yazımdaki devam edeceğimi söylediğim ... tüyap'ın inenleri,çıkanları ve okuma şekilleri... desem inanmazsınız di mi... ben olsam bende inanmam...
ama öyle 
en baştan söyleyeyimde... kitapla arası olmayanlar,sıkılanlar hayal kırıklığına uğramasın...
herkesin kendine özel kitap okuma yerleri vardır... sizinde vardır ... geçmişte...ya da bugünde...
mesela ... çocukken iki tane okuma yerim oldu akıllara zarar...
6-10 yaş arası... istanbulun bağrında bahçede büyüyen son şanslılardandım sanırım... anneannemin bahçesinde ağaçlar vardı ...
karadutlar elimi yüzümü üstümü berbat etmeyeyim diye yasak ... incirde netameli ağaçmıymış neymiş...o da yasak...
beyaz dut,erik,ceviz serbest...
bizimkiler bir tuhaf ailedir zaten...
sokağa çıkmak onlarca kurala bağlıydı...
gözümün önünden kaybolma... koşma,düşme,terleme,elleme... gibi kurallar silsilesi...
karşılığında ... ağaca çıkmak serbest...
beyazdutun ortalarında bir yerde üst üste gelmiş kalın dallar vardı... en çok orayı severdim... üstümde annemin diktiği bol cepli bahçıvan pantalon...
anneannemin hazırladığı, arasına beyazpeynir konulmuş ekmek bel kısmındaki cebe... kitabım en öndeki geniş cebe... ben doğru ağaca... kitap okumaya...
oturup sırtımı yaslardım o kalın dala... bir yandan peynirli ekmeğimi yer , yanında çatlayana kadar dutları yer ,kitabımı okurdum...
anneannemin... annemin herkesin kafası rahat... niye olmasınki...
__çocuk nerde? __ağaçta...
ee ne güzel işte...
kanatlanıp gökyüzüne uçacak hali yok...
sokağa kaçmak istese...
ağaçtan inip köpiş köpiş evin içinden geçmek zorunda...
onların düşüncesi böyle bir şeydi...
ağaçta mağaçta hiç değilse yeri belli... nerde olduğunu biliyoruz mantığı...
yerde olsam napıcağım zaten belli... ya sokağa çıkacam diye uluyacam yada sokaktaki tüm arkadaşlarımı eve bahçeye doldurucam... sokaktaki arkadaşlarımın bir kısmı 2 ayaklı değildi tabiki...

2. yerim bir arıza sonucu çıktı ortaya... 11-12 yaş arasında... kısıyormuşum gözlerimi... zaten batıyor yanıyor yaşarıyordu filan..
biraz bozuk,biraz yorgunmuş gözler... ışığın açısınının... ders çalışır ve kitap okurken nasıl olması gerektiğini anlattı göz dr.u...
anlattıda noldu... adam sanki ışık açısı tarif etmedi... yasaklayın kitapları dedi...
dr.un ''önemsiz ''demesi ... hiçbirşey ifade etmedi bizimkilere... biz ... en fecisi,en korkuncu neyse onu alalım...
muhtemelen körlük tehlikesiyle yüzyüze olduğumu düşündüler...
fıkrayı bilirsiniz di mi...
adam gece evine geç kalmış... anası ağlıyor ... söyleniyor... ''oyyy benim kuzum kaza mı geçirdi...uçurumamı düştü,boğuldu mu...noldu benim kuzuma''
karısı bulaşık yıkarken söyleniyor... ''boyu posu devrilesi... boynu altında kalası herif kimbilir kimin yanında'' adam camdan duyuyor bu söylenmeleri...
''ey Allahım anamın söylediği düşman başına... karımın söyledikleri dostlar başına''
yeni kitap alınmaz oldu.. eski kitaplarda birer ikişer dolaba kilitlendi... hergün azalıyorduk... olsun... harçlık biriktirir...açık hesap çalışır alırım ben yine...
iyi güzelde saatin 9.5 -10 unda yatıyorum... gelip kontrol edip... ışığı kapatıp salona gidiyorlar... saate bakmak için kalkıp ışığı yaksam koşa koşa gelip kapatıyorlar...
eee olmuyor uyku tutmuyor...
oysa... çok basit bir hayatım vardı benim o zamana kadar....
öğleden sonra okuldan eve gelirdim... üstümü değiştirir... çok az bir yemek yerdim...
hızla verilen ödevleri yapardım... çantamı alır spora giderdim... antrenmanlar bitince arkadaşlarımla tost ayran filan yerdik ... ordan eve gelirdim....
bisikleti alırdım... bisikletle fırına gider evin ekmeğini alırdım... annemin sokaktaki canlara hazırladığı yiyecekleri paylaştırırdım... ertesi güne sınav varsa ona çalışırdım... sonra babam gelirdi...
o rakısını içer gününü anlatırdı... bizde kendi günümüzü... tüm günün en güzel yemeği akşam yemeği olurdu... keyifle yer... yatma saatim 22.30 olmasına rağmen... ben 21 de giderdim yatağa... kalan 1.30 saat de kitap okurdum... uyuyakalmışsam... babam kitabın içine bir işaret koyar...ışığı kapatır ,üstümü örter gidermiş...
işte o basit hayat kafama geçti...
ne farkeder di mi bir süre kitap okumasan.... ama öyle olmadı...
spor angarya gelmeye başladı... derslerim keyif vermemeye ve ciddi angarya gelmeye başladı...
yaptığım herşey birbirinden beslenirmiş bunu anladım...
ve hala öyledir bende... yaptığım herşey birbirinden beslenir...
kâbus gibiydi... önce bir iki kitap aldım ... su saatinin dolabına sakladım... bir iki ...bir iki daha...
ışığı yakıp 2 satır bir şey okumaya başladığımda programlanmış gibi gelip kapatıyor bizimkiler...
''ya bir durun bir izin verin''
ı ıh...
kafalarına göre 6-7 ay dinlenmeye almışlar beni... demedi dr.böyle birşey... ''alakası yok kitapla sadece ışık doğru gelsin'' filan dedi...
kitabın üstüne takılan 1 yt lik lambalardan yok tabiki... trenlerde ,gemilerde, iskelelerde 1 ytl ye fenerde satmıyorlar elbette ...
çin malları ülkeyi istila etmemişti henüz ...
ama çözüm hep vardır...
yassı pilleri bilir misiniz... peki minik 1watt lık ampülleri bilirmisiniz... onlardan aldım... evde dünya kadar tel zaten vardı... olmasa nolur kullanılmayan bir kabloyu sıyır ...al sana tel... sistem basit... o yassı kocaman pillerin +/- uçları çubuk şeklinde üsttedir... aralarını açarsın telin ortasına ampülü sarıp her iki ucuda çubuklara bağlarsın...
biraz tipsiz olur ... sonuçta tasarım yarışmasına katılmıyoruz... kitap okuyacaz şunun şurasında...
imal ettiğim fener sürekli cebimdeydi... her gece yine 21 de gidip yatıyordum yatağıma... yorganı kafama iyice çekip yan dönüp ... kitabımı açıp müthiş fenerimi yakıp saatlerce okurdum..
biz dönelim fuarın inen çıkanlarına...
eğer... fuarı her yıl orda olmak kitap almak,kitap satmaktan öte... inceleyerek ve yılları birbiriyle kıyaslayarak... analiz ederseniz ... değişimi yakalıyorsunuz... isterseniz senteze bile gidebiliyorsunuz... kitap okurunun profili son 10 yılda hızla değişti... eskiden bir okur profili vardı... tek tip... bir örnek... içten renkli elbette ama karşıdan bakınca renksiz... şimdi ebruli... yaygınlaşma sözkonusu... güzelll....
Y.Nuri.Öztürk'ün kitaplarını çıkardığı yeni boyut standı önceleri karınca yuvası gibiydi... hele hoca ordaysa imzalıyorsa broşür alacak yer bile kalmazdı... kapış kapış giderdi kitapları...
sonra tenhalaştı... ne zamandan sonra ?? partisini kurduktan kısa süre sonra başlamıştı tenhalaşma.... bu sene pek kimse yoktu...
bir kaç yıl önce ... Altan kardeşlerin kitapları çok rağbet görürdü ,özellikle Ahmet Altan'a ilgi çok büyük olurdu... fuara geldiklerinde standlarının önü kitap imzalatmak yada sohbet etmek isteyen insanlar tarafından dolardı...
bu sene kimsecikler yoktu... oysa Mehmet Altan hep ordaydı...
Can Dündar'ın kitapları da her yıl en çok satanların başında gelirdi... bu yıl çok düşüktü talep...
O.Pamuk'un fuardan önce çıkarttığı son kitabının yok satacağını düşünmüştüm... ona da ilgi ortalamaydı...
şimdi bu yazının gerisini okumadan... Yaşar Nuri hoca hariç diğer isimlere bakınca... çıkanları ,talep patlaması olanları tahmin edebilirmisiniz...
Osman Pamukoğlu ve Erdal Sarızeybeğin kitaplarının kapışıldığı zannedilebilir... geçen yıl bayağı bir gitmişti kitapları ... ama... bu yıl durgundu...
yazarlar sakin sakin standında oturup arada bir gelen bir okuruyla sohbet ederken...
ortadaki standlardan birinde ki bilmeyenler için şöyle tarif edebilirim stand ortada duruyor oldukça büyük kare bir stand... 4 tarafında bitişik hiçbir yayınevi yok... ve bu standın tüm çevresi 2şerli 3 erli sıra insanla sarmal olarak dönmüş... ellerinde birer kitap...imza kuyruğundalar... insan kalabalığının arasından ... standın gerisinde masmavi biri gözüküyor...
peki rağbet kime... kimmiş bu kitapları kapışılan mavi yazar... meğer Elif Şafakmış....
diğer stand... önünde metrelerce kuyruk bir itiş kakış bir kalabalık... peki bu kimmiş... Zeki Kayahan Coşkun...
radyo programcısı olduğunu öğrendim... sanırım şiir kitapları da çıkarmış...
duymuşluğum vardıda... ne dinledim ne de tanırım... benim bilsizliğim ve ilgisizliğim elbette... ilginç geldi bu ilgi...
yinede...
bir kere daha anladım ki... bu halkta tahminleri altüst eden... ters köşeye yatıran... dolayısıyla hiçbir veriye güvenip sonuç çıkaramayacağınız müthiş bir potansiyel var...
işte ben bu potansiyeli çok seviyorum...
kitaplardan yükselen değer... elbette Marx'ın kapitali...
16 yaşından 76 yaşına kadar geniş bir okuyucu yelpazesiyle kapış kapış alıyorlar kapitali... kriz vurdu silkelendik şöyle bir savrulduk ya... çözüm kapitalde... en iyimser tahminle... kitabı.... 3 senede okuyup ... 13 senede sindirip... sonraki 13 yılda uygulamaya koyacak olan allameler ordusu geliyor...
aman sıkı basın ayağınızı yere... benim hesap tutarsa daha 29 yıl var...
Reşat Nuri'nin ''dudaktan kalbe'' si ve ''yaprak dökümü'' müthiş satıyor... ve Halid Ziya'nın aşk-memnu'su...
yahu şu kitapları şu adamlar yaşarken kapış kapış alsaydınızda onlarda mutlu ölseydi olmazmıydı...
ferhundenin resmi yok kitapta biliyorsunuz di mi...
tabi bu uydum akıllılığı daha genç yaştaki kesim yapıyor...
eh tabi birde olmazsa olmazlar her devrin kitapları var onlar inişte değil ki çıkışa geçsinler... hep çıkıştalar... başlıkları bellidir bu kitapların...
''5 derste mutlu olma sanatı'' ''3 derste kocanızı elde tutma sanatı'' ''şu 10 yeri görmeden ölmeyin'' ''hayatın gerçeği 10 maddede saklı'' ''öteki kadını nasıl alt edersiniz '' ''neleri yerseniz uzun yaşarsınız '' filan...
yahu bizim dedeyi yazsam mı bende...
alternatif kitap olarak... adam hayatı boyunca filtresiz sigara içti ... günde 3 duble rakıyla yetindiği zaman ohh bugün içmedi pek zararı olmamıştır vücuduna dedirtti... temel besin maddeleri... beyaz peynir,kaşar peynir,salam ,jambon, kaz ciğeri ve lakerdaydı... ağzına ne et ne sebze yemeği sürmezdi... kışları elma yazında erik ve kiraz haricinde meyva da yemezdi... bir gün yataktan kalkmadı... doktor baktı ... ne hastalık ne bir şey doğal yaşlılık dedi... öldü... 94 yaşındaydı... 96 yaşındaki ablası ''gencecik gitti kardeşim'' diye ağlarken hıçkırık tuttu zaten herkesi...
neyse
kötü örnek, örnek olarak alınmamalı...
ama şu
doğru beslenme ve uzun yaşama kitaplarıda aralarında bir fikir birliğine varsalar iyi olur... mesela... birinin ak dediğine ,diğeri kara demese...
yukardaki dede örneğimi nötralize etmek için size bir sağlıklı yaşam iksiri vereyim... efendim biliyorsunuz sebzelerin en makbul hali çiğ halleri... piştikçe besin değeri kayboluyor... o yüzden şimdilerde moda çiğ tüketmek...
lahana... ıspanak kereviz karnabahar havuç turp bezelye kabak patates bir demet maydanoz bir demet tere katı meyva presine konulup suyu çıkarılır... içine 3-4 limonun suyu karıştırılır... taze taze içilir.... aç karna tavsiye edilir...
bir deneyin için...iyi bişeyse banada haber verin bende içeyim ...
|