
ortaokula başladığım gün açılış töreninde...
mikrofonun ve kürsünün ardında ... bize ilk seslenen...
''hoşgeldiniz çocuklar'' diyerek başarılar dileyen... müdürümüzdü... ses tonu ...gökgürültüsü gibiydi...
görüntüye bakınca dev gibi... ya da ben fazla küçük...
üst sınıflar büyük bir keyifle... son derece sinirli,sert ve öfkeli olduğunu ballandıra ballandıra anlatınca... müdürümüz olduğu için çok sevinmiştim...
sonuçta okul müdürünü ne kadar zamanda bir görürsün... kaç günde bir işin düşer ki...
beterin beteri hocamızda olabilirdi... tören bitti... sınıflara dağıldık...
ilk ders matematik...
kapı açıldı müdür girdi... evet aynı zamanda matematik öğretmenimizmiş... olsun...
orta - lise bir sürü yıl var önümüzde bu yıl o gelir... seneye bir başkası gelir... tırsmayalım...
şomluktan uzaklaşmanın yolunu züğürt tesellisinde ararım ben... sarkaç misali... ve her seferinde niyeyse şomluk kazanır...
ortaokula matematik öğretmenimiz olan müdürümüzle başladım... ve ... yine onunla liseden mezun oldum...
''yıllar içersinde tanıdımkiiii ...meğer içinde yumuşacık bi insan varmışşş''
demeyeceğim tabiki... hulusi kentmeni anlatmıyorum bizim müdürü anlatıyorum... ve fakat yıllar içersinde... o tavizsiz çetin karakterinin yanısıra... öğrencilerini... gerektiğinde ... bozulan sistemden... gerekirse ailelerinden... bazen öğrencinin kendinden bile ... ki... zarar her zaman dışardan değildir bazen kendinden de kaynaklanır... koruyabilecek kadar mesleğine ve öğrencilerine düşkün olduğunu anladık...
bir halt yersek tepelenmekten beter edileceğimizi biliyorduk... ama aynı zamanda ... bizi başkasının tepeleyemeyeceğinide biliyorduk...
sokaktaki can'lara bir kap su birazcıkda yemek vermeyi unutmazsınız değil mi...
hayır efendim ... çarpıtılmış otorite hayranlığı ...vızıttırı sendromu vs. değil... aile sendromu... hani olur ya... arıza çıkardığında anan tüm başarısız atıcılığına rağmen terliği üstüne fırlatır... ama... yoldan geçen buna niyetlendiğinde üstüne uçar ya... işte onun gibi...
hani olur ya... sporcu -antrenör öğretmen -öğrenci ebeveyn- çocuk yönetmen-oyuncu
itiş kakış-huzur sevgi -nefret aidiyet -kaçıp gitme isteği...
grifttir yani...
ekim ayının ortalarıydı... 29 ekime hazırlanıyorduk...
bilirsiniz ...
müdür-öğretmenler-öğrenciler konuşma ve şiirler hazırlarlar...
matematik dersimize gelen giden olmadı... kimse inanmaz ama sınıfta çıt çıkmıyor... fiizikçi geldi sınıfa...
__çocuklar bir sonraki dersiniz neyse açın kitaplarınızı onu çalışın...
__ee hocam müdür nerde...
__rahatsız biraz ...
__nesi var...
__çocuklar ...çok kötü üşütmüş 1-2 güne kadar iyileşir...çalışın ve gürültü yapmayın...
3gün 5 gün derken...
zatürreden dolayı hastaneye kaldırıldığı haberi geldi... 29 ekim sabahı tören için okula gittiğimizde... bir hemşire refakatinde... törendeydi... çok hasta olduğunu ve ateşinin yüksek olduğunu bulunduğumuz yerden bile anlıyorduk... öksürük nöbetinin izin verdiği bir kaç cümleyle bayramı kutladı... günün anlamına önemine değindi... ve ayrıldı törenden... 1 ay sonra iyileşip döndüğünde... bazen ... bir bakışın birçok kelimeden... bir gülümsemenin onlarca özürden etkili olması gibi...
bazen tek bir davranışın da...
ciltlerce okunan kitaptan... aylar yıllarca süren anlatımlardan çok daha etkili olduğunu öğrenmiştik... bir gün gecikmeli de olsa... 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı hepimize kutlu olsun...
sn1: gecikmenin nedeni benden kaynaklanmıyor... 28 ekim -30 ekim tarihleri arasında blogcu bakıma girmeye karar vermiş... şık bir tarih elbette 29 ekim... dolayısıyla giriş yapılamıyordu...
sn2:bakım sonucunda büyük bir merakla... 3 ay önce maille ''resim butonu çalışmıyor'' diyerek ve 2-3 kere yineleyerek ilettiğim şikayet mailime cevaben yazdıkları... ''sorun en kısa sürede giderilecektir,anlayışınız için teşekkür ederiz'' mailerine ... kesin düzeltmişlerdir inancıyla resim butonuna baktım... hayır düzelmemiş... ama güvenim tam... düzelteceklerdir... bunca reklamı başarıyla idare edipde altyapı sorununu çözememek olmaz di mi... çözülür yani ...
|