
gece bilgisayarın başında 4 e kadar çalışınca ertesi günkü kafa izni şart oldu... sabah 8 de kalktım ... ofisi aramak için telefona uzandığımda ,çalmaya başladı telefon... ofis arıyor...
müthiş mutlu oluyorum bu telepatik zırzırlarla...
aklıma 20 sene önceki bilimsel!! çalışmalarım geliyor... genelde süje olarak anakraliçeyi ,bazende sık arayan dostlardan birini kullanırdım... elbette asla haberi olmadı kimsenin bunlardan...
gözümü diker telefona bakar ve bütün enerjimi annemin aramasına odaklardım...
arardı... telepati gücümü test edip onaylamaktan dolayı sevindirik olurdum...
tabiki burda sevindirik olma çıtasını düşük tutmakta yarar var... enerji odakladığın şahsı da iyi seçmek lazım...
en son 10 yıl önce görüştüğün arkadaşını seçmeyeceksin yani... günde zaten 3-4 kere arayan birini seçeceksin... yok canım üçkağıt değil.... şunun şurasında ,sevindirik olma seviyesini düşük tutuyoruz ...
telefonda büyükpatron... __sen uyu akşamüstü gelirsin işe... dedi...
rüya gibi bir cümleydi...
sabahın 8 i biliyorsunuz di mi...
kalktım ev eşofmanlarımı giydim... bir bardak çayla 2 galete biraz tulum peyniri,kiraz filan yedim... ayrıntıya bak be... sonra pikeyi alıp çalışma odamdaki kanapeye kıvrıldım...
buda arıza taraflarımdan biri ... uyumak vicdan azabına neden oluyor ,sanırım o yüzden gündüz uyumam lazımsa yataktan çıkıp yatağı toplayıp çayımı filan içip başka bir yerde uyuyorum...
kanapeye kıvrıldım kıvrılmasına da... odanın kapısı takıldı gözüme... kirli kirli duruyor... olur ya... unutulmuştur silinmemiştir falan filan... bezin üstüne biraz cif koyup gelip minik bir bölgeyi ovuşturdum....
belki gözüm yanılıyordur ne belli... boşu boşuna koca kapıyı silmeden önce deneme yapıyoruz herhalde dimi... boşa enerji harcamayalım...
sildim filan ama ı ıh yok beyazlamadı... kırık bir beyaz olmuş...siz isterseniz krem de diyebilirsiniz...
diğer kapıları kontrol ettim onlar daha beyaz temiz temiz duruyor... görmemezliğe geleyim dedim olmadı... öyle abartılı temizlik titizlik takıntım yoktur Allaha şükür... demek ki o kapı batmış bana...
hadi yeri gelmişken söyleyeyim... bu olayların mekanizması basittir aslında...
sokaktaki can'lara bir kap su , biraz yemek vermeyi uutmadınız değil mi...
kafaya takılmış ve çözülememiş bir sorun vardır... o sorun,insan kısmısının karşısına... kirli kapı,tozlu yer,sararmış duvar kağıdı,lekeli yüzey,parlaklığını yitirmiş sanılan saç,dağınık duran kablolar... o ana kadar farkedilmemiş ama dizel motor gibi çalışan bilgisayar,arabanın tiftiklenmiş döşemesi vs. olarak çıkar... takılır insan kısmısı bunlardan birine ya yapar,ya da bozar... neymiş... kafasını düzenleyemeyen insanlar çevrelerini düzenlerlermiş...
kalmadı uyku muyku tabi... bu seferde sokak eşofmanlarımı giydim arka sokaktaki nalbura gittim... ev eşofmanı,sokak eşofmanı.... oldu olacak birde iş yeri eşofmanı ile davet eşofmanı üretseler ... minnettar olacam...
bunca yıldır bu adama herhalde 3. gidişimdir... daha öncede bir tahtayı kesebilmek için elektrikli testere almaya gitmiştim... adam ne yapacağımı anlıyınca normal testere satmıştı...
mahallede en az gittiğim dükkan... oysa , ekselans bu nalburdan çıkamaz...
gittim dükkana...
yıllar önce badana yapmışlığım sonrasında da evdeki badana boya yapan ustaların boyalarından biraz alıp 3-5 fırça sallamışlığım var nasıl olsa...
__beyaz yağlı boya istiyorum ben... __tabi ablacım kaç kiloluk olsun... __2-3 kilo ver işte... __?? napıcaksınız söyleyin ona göre vereyim...
yahû niye birşey alacağım zaman herkes vik vik vik bir alay soru soruyor bana, bunu anlamış değilim....
__kapıyı boyayacam... __kaç tane
rapor veriyoruz ...
__1 tane....kaç tane olcak anlamadım ki sokağın tüm kapılarını boyayacak halim yok herhalde... __yama mı... __ne? __yani yama mı yapacaksınız ablacım... __yok kapının tamamını boyayacam...
küçücük bir kutu boya alıp verdi rafdan... __e bu çok küçük... __yok ablacım artacak o...
he anladımmmm...sulandırılacak demek ki...
__bu boyanın sprey gibi olanı varmı...
öksürük tuttu adamı...
__yok ablacım kapı için bunu vericem fırça lâzım mı.... __lâzım...
biri minicik biride ondan biraz büyükçe iki fırça çıkardı koydu tezgaha... __resim yapmıycam kapı boyayacam...daha büyük fırça yok mu... __ablacım bu küçükle kenarlar köşeleri boyayıp ,öbürüyle geniş yüzeyleri boyayacaksınız... __iyi tamam peki...ne kadar su koyacam...1'e 1 oranında mı... __...................
dumur oldu adam öyle baktı kaldı...
su konmazmış,tiner konurmuş ,onlar inceltici diyor... oranını söyledi... iyice karıştırmamı söyledi... 'abiyi bekleyeceksiniz di mi''... gibi bişiler geveledi... suratımı indirip bakışımdan anlamış olmalı kafama göre takılacağımı...
__isterseniz bende geleyim sizle boyayı karıştırıp küçük bir yerini boyarım kapının, böylelikle sizde görmüş olursunuz nasıl yapılacağını... __yok ben yaparım teşekkür ederim...
aslında hiç fena fikir değildi ama... adam benim için dükkan kapayacak ,üstelik dükkanında sahibi... şimdi buna emeği için para vermek mi incitir onu... yoksa para vermemek mi... işte bunu düşünmek zor geldiğinden çıkamadım işin içinden reddettim teklifi...
uça uça eve geldim... başıma bir bandana sardım... kapının altına gazete kağıtlarını yaydım... balkonda boyaya tiner koyup karıştırdım... zehirleniriz mehirleniriz neme lazım....
başladım boyamaya...
feriş nefret eder boya kokusundan ... ama merakına yenilir ...
çıktı çalışma masamın en tepesine ordan seyretmeye başladı...
korsi yardım etmek istedi ,3 kere boyadığım yere kuyruğunu değdirdi... yeni boyanmış kapıda tüylerini bıraktığından bende peçeteyle sildiğimden oyuk gibi bişey oldu orası...
bir tanecik kapı nolcak kiii biter hemencecik di mi... öyle olmadı tabi... ilk katı sürdüm... yoğurtlu patlıcan gibi dalga dalga bişey oldu... olsun... yılmadım... temiz parlak ve bembeyaz olana kadar ... daha doğrusu elimdeki boyanın tamamı bitene kadar boyadım... süper oldu süperrrrr... kurumaya bırakıp salona gittim... bir süre sonra... kontrol etmek için hole çıktığımda garip bir durum vardı... evin en göz alıcı ve parlayan yeri ,o boyadığım kapıydı...
eh hoş değil ... hani bazı insanlarda görmüşsünüzdür... üstteki ön iki yada 4 dişini porselen yaptırır...
gerisi sıradandır... o da bunu bilir... o yüzden de tavşan tavşan güler...
eskaza kahkaha attığında ,o zaman anlarsınız tavşan gibi gülüşün nedenini...
evde buna benzedi işte bir tane pırıl pırıl kapı bas bas bağırıyor,
krem rengine dönmüş kapıların içinde...
elime mi kafama mı küfredeyim çıkamadım işin içinden...
oturup ağlayacak halim yok... hafif bir kitap iyi gelir... baktım kapıda kurumuş zaten... altındaki gazeteleri topladım attım...
bir fincan kahve bir kadeh konyak aldım ,salona gidip kitap okumaya başladım... kitabın içinde mayalar zamanında bulunmuş bir kodeksin peşinde dağ bayır gezdik...
kapı çaldı... ekselans geldi... holden koridora ilerlerken zınk diye durdu... parlayan kapıyı gördü di mi... yok... hani...
''kurudu bu kapı'' diye, gazete kağıtlarını atmıştım ya...
işte o kapı kurumamış... damlaya damlaya göl olmuş yerdeki tahtaların üstünde...
şimdi ekselans onları tinerle silmeye uğraşıyor... kapı kalınlaşmış boyadan... kapanmıyor... '' kuruyunca çeker o kapı ve kapanır'' dedim...
gözlerini belerte belerte bana bakınca anladım... tamam ...niye kızıyor ki...
demek ki çekmezmiş...
ahahh ... bu arada aklınızda olsun... kapı boyanmadan önce kilidi sökmek lazım galiba... çünkü kilidi de boyamışım o da yapışmış ve dönmüyor...
anlayacağınız...
işler ayna çal çal oyna...
|