
süs'e , püs'e , kurdelanın kıvrımına... 15 dakika süren peçete katlamalarına... kısacası hayatın ne kadar luzumsuz ayrıntısı varsa ... onlara takılmış bir arkadaşınız / dostunuz olsun çevrenizde...
bu ayrıntılara karşıysanız ... o dosta bakarak sinir kondüsyonunuzu muhafaza edersiniz...
taraftarsanız... hayli eğlenceli zaman geçirirsiniz...
veya... benim gibi ... luzumsuz bulup... ama ... başkası yapınca hayran hayran seyreden... yinede hayatına dahil etmeyenlerdenseniz...
hem sinir sisteminiz egzersiz yapar... hemde eğlenirsiniz...
bunlardan biri... yılbaşında masanın üstüne sermek için örtüyü istedi ...
sirk gösterisi kıvamında elini cebine atıp ,küçük bir poşet çıkardı...
içinde minik minik tüplerde olan...
masanın örtüsüne simler ,yıldızlar ,pullar dökmek modaymış ...
kim bulmuş... niye bulmuş... nerden çıkmış bilmiyorum...
evet hoş olabilir... şık olabilir... sevmem ,nefret ederim demiyorum... belkide çok güzel ve estetik bulabilirim... ama kendi yemek yediğim masada değil... başkalarının masalarında olursa beğenirim... hepsi o...
masa şık olacak ... ama rahat... masa dizaynı hoş,ambians güzel olacak ... ama rahat... evde öyle olacak... düzenli ... ama rahat... temiz ... ama kasmayacak şekilde ve rahat...
gibi gibi...
anlaşıldı sanırım ...
bileşke 'rahat ' olması... hal böyleyken boncuk ve pullarla rahatlık sağlanmayacağıda çok açık....
__dökmeyesin sakın onu masaya... geçen sene gece 12 de sinsi sinsi cebindeki konfetileri atmanı unutmadım daha...
__ama çok güzeldi di mi...
__nesi güzeldi işi gücü bırakıp , yarım saat kadehlerden hatta salatalardan,mezelerden konfeti ayıkladık...
__bak bunlar onların içine girmezki örtüde duracak...havaya atmayacam...
__yok birde havaya atacaktın...
__o zaman bende küçük masayı süslerim bunlarla kafama göre ... oraya nasılsa fazlalıklar konuluyor...yoksa mutsuz olucammm bennn...
mutsuz olacakmışmış...
içime sindiğinden değil... duygu sömürüsüne başladığından... kimse mutsuz olmasın yepyeni bir yılın daha başında...
şık bir örtü yaydı fazlalıkların konacağı küçük masaya...
pullardan yıldızlardan çiçekler yaptı... ortalarına nazar boncukları koydu... fazla bardakların tabakların konulacağı kısımlarını daha farklı düzenledi...
en üstünede minik tüplerde getirdiği pırıl pırıl parlayan simleri serpti...
''bunlarla uğraşana kadar 3 tane domates yıkasaydın işe yarar bişey olurdu''
bile demedim...
ama ... sahanda 2 yumurta kırıp ,yanınada bir tabak kıvırcık salata yapmasının niçin 2 saat civarında sürdüğünü ...
ve insanı bayıltan ağırlığının nedenini anladım...
gösterdiği özene hayran olmamak elde değil... yaparken aldığı keyifse müthiş... topu topu 1-2 saat içersinde bozulacağı kesin olan bir çalışmaya gösterdiği özeni,dikkati ve emeği... anlamıyor olmam... takdir etmeme engel değil...
üstelik içim rahat ,bu çözümle ana masa kurtuldu pullardan simlerden...
korsi ,feriş ve hepimiz ilgiyle seyrettik bu çalışmayı... içeri gittik fazladan bardakları tabakları aldık ... dönerken...
bu çalışmayı herkesten fazla ilgiyle seyreden ve eminim çok çok beğenen feriş kızım masanın üstüne atladı.. patinaj çekerek durdu... pulların simlerin üstüne yattı...
öyle keyif aldı öyle keyif aldı ki... kesmedi bu onu 3 sn içinde birde sırtüstü yatıp oyun yaptı...
sn.ler içindeki bu olaya...
__feriş yapmaaa ...
diye ...
bağırmam elbetteki geç kalmış bir bağırmaydı... örtüyle beraber yere atladılar...
sokaktaki can'lara bir kap su birazda yemek vermeyi unutmadınız değil mi...
ordan koltuğa zıplayıp tüylerinin arasındaki simlerden kurtulmak için ilk parti orda silkelendi...
üstüne uçtum... elimden kaçtı...
koridor hol,yatak odası hurç tepelerine kadar her yerde zıplaya zıplaya silkelene silkelene simlerini pullarını döke döke gezdi...
içimden geçen tek şey...
bu simci arkadaş bozuntusunu küvette ıslatıp ardından viledanın ucuna bağlayıp evdeki tüm simler üstüne yapışana kadar evi paspaslamaktı...
ama ... zihin okuyor uyanık... hayatında ilk defa hızlı hareket etti... elektrik süpürgesini kaptığı gibi süpürmeye başladı...
bende elimde fırçası ferişi ikna etme turlarıma başladım...
artık ,kaynak feriş onu fırçalamadan bitmez bu sim rezilliği...
iki kedi ...
iki farklı huy yada ihtiyaç...
fırçayı elime aldığımda korsi koşarak gelir yatar... ''tara beni '' diye...2 saat tarasan 2 saat keyifle durur...
niye çünkü tüyleri uzundur ve taranmalar tüylerin arasında oluşması muhtemel düğümlenmeleri önler... o da bunu bilir...
feriş fırçayı iki kere üstüne sürünce sıkılır ve gider... niye ... çünkü tüyleri kısadır... ve ihtiyacı yoktur... o da bunu bilir....
gardrobun tepesinden , hurcun üstünden bana bakıyor...
__gel kızım... ı ıh... gelmiyor... yüklükten merdiveni çıkardım... tepesine tırmandım anında yere atladı... hurç-yer... yer-hurç... maymun etti beni...
kaç kere o merdivenin tepesine çıkıp indiğimi hatırlamıyorum... feriş için güzel bir oyun oldu artık...
indiğinde ... diğerleri tutsa bana verse,bende fırçayla tüylerini tarasam iyi olurdu tabi... ama ... böyle bir şey söz konusu bile değil...
korsi herkese eşit mesafede ve kibarlıkta davranır... zorda kalmadıkça... patilemez tırmalamaz,ısırmaz... korsi istemediği halde ... zorla sevmek için tutup mncıranlara ,hatta sevmediklerine bile bir toleransı vardır...
ferişin 1 sn. bile toleransı yoktur...
asla el kaldırmadığı,patilemediği ve ısırmadığı sadece benim...
evde olduğum zaman koalanın ağaca yapışık yaşaması gibi yaşar benle... feriştende anlaşıldığı gibi...
siz kediyi sahiplenemezsiniz... kedi sizi sahiplenir...
benim haricimdekilere davranışı biraz sorunlu...
kısa süreli 2 dakika kadar...kafasını okşattığı... 3 kişi var...
başka bir Allahın kulu tüyüne bile elini süremedi bugüne kadar... zorlayıp bir yerde kıstırırlarsa...
el ve kollarına yaptığı hamlelerle jilet gibi tırnaklarıyla yaralar... zorlama devam ederse... yüze çalışır... yani evet böyle pis bir huyu var...
önceleri bu icraatlarını başarıyla sergilediğinde feci derecede ezilip büzülüp özürler diliyordum...
sayamayacağım kadar özür diledim bu yüzden desem ... anlaşılır sanırım...
düşünsenize...
evinize gelmiş aileden akrabadan ya da dosttan biri...
sağlam sağlam gelmiş evinize... bir kaç dakika içinde eli, kolu, yüzü, burnu yaralı... üzülüyor tabiki insan...
yaraladıklarına ilaç filan sürüp... otomatiğe bağlamışcasına özür diliyordum ... elimden gelen bir tek buydu...
sonra sonra...
birşeyi farkettim... eve gelen tamirci... usta... komşu... uzak tanış... ya da resmi misafir dediğimiz... gelip oturup sakin sakin çayını kahvesini içen ... sonra kalkıp giden ,hiç kimse ...
ferişin darbelerinden nasiplenmiyor... ortalık sakin...
niye ... çünkü ... feriş ... kimsenin yanına gelmez... bir başka odada ya oynuyordur... ya uyuyordur... ya da yalanıyordur..
gelen ustalar , uzak tanışlar da oda oda arayıp peşine düşemeyeceğine göre zarar görmüyorlar... bu kadar basit...
neymiş...
feriş istemiyormuş... dokunulmayacakmş... iyi ya dokunmasınlar o zaman...
elbette ...
şimdi umurumda bile değil... özür filan dilemiyorum artık kimseden...
işin doğrusu ... zaten kimse başkasının hatasından dolayı özür dileyemez...
dilememelidir...
bu başkası kedi olsa da...insan olsa da...
önce düşünmek lazım... hata diye görünen,gerçekten hata mıdır...
yoksa eli yüzü çizilenin cazgır cazgır bağırıp...
sizi ... 'bu ferişin hatası' diye düşünmeye sevketmesi midir hata...
kaldı ki ...
zeki hayvanlardır kediler... zaten sevmediği biri geldiğinde kapıdan kafayı uzatıp bakıyor ve başka odaya gidiyor...
hiçbir zaman ... sakin sakin koltukta oturan insanın üstüne atlayıp...
__dur ben bunun yüzünün haritasını biraz değiştireyim ... de demiyor...
inatla 'elleyecem' diye üstüne gidene tüm marifetlerini sergiliyor hepsi bu...
hatta...
ruh sağlığı yerinde insan modeli bile diyebiliriz... ''aman Allahım ne kediymiş''
diyip cık cık lamadan önce düşünün...
sokakta sakin sakin yürüyorsunuz... sadece selamlaştığınız ve hiçde hazetmediğiniz yan komşuyla karşılaştınız...
elinizi uzattınız... o inatla ... yüzünüzü öpmek için çekiştiriyor... istem dışı yaptığınız hareket ... çekiştiremesin diye dirseğinizi sabitlemek olacaktır...
dedim ya özür mözür dilemiyorum artık bu yüzden...
kim diyor ki ...
evin bir ucuna geçmiş oturmuş sakin sakin duran kedinin yanına git... üstüne atla mıncır...
istemiyor işte zorla mı...
özür dilemiyorum ama acısını paylaşıyorum tabi...
batikon sürüp... yaralarını sarıyorum... ve bir daha dokunmaması konusunda birmilyonuncu kez uyarıyorum...
işte bu yüzden kimse tutmayı denemedi bile...
en sonunda çok sevdiği bir top'a tav oldu ve geldi... yere yatırıp bacaklarımın arasına kıstırıp fırçaladım tüylerini... ne berbat bir şeymiş bu sim be...tüylerinin dibine kadar işlemiş...
herşey bitti...
simleri çöpe attım... sofrayı kuruyoruz... simcimiz iş başında...
bu seferde... küçük masayı boncuklarla süslüyordu...
|