Image and video hosting by TinyPic
bu sitedeki yazılarımın....kopyalanması,çoğaltılması,yayınlanması yasaktır...

Sedencikin Dünyası

Tanım

Çoban kaval çalar anın Hayâtı şairanedir ... Güler perisi tarlanın ... Bu bir güzel teranedir ... Tevfik Fikret

Bağlantılarım

» Ana Sayfa
» Profilim
» google
» e-mail

yakın gecmis

»
tüyap
» güvenli yollar
» dün'ün anlamı
» iki cihan'da...
» hünnap'ın yolculuğu...
» babalar ve oğullar
» hangi şerit
» bayramlık...
» kenar-ı dicle...
» merak kumkuma'sı
» ve...kutlu olsun
» bir fincan kahve
» kapılar ardı
» öküz kafayı sallarsa
» dün'ü gün'e eklerken
» akrebin masumiyeti
» ruh havalandırması
» arni'nin perdeleri
» şefkat'den zulm'e
» ninnilerle büyürken
» metro
» ucu açık
» özetle
» özetle-1-
» ada(mama)k
» öncelikler
» ne desem
» semer'den eser
» ilk aşk
» çok güzel hareketler bunlar
» kriz yönetimi
» zıkkımın dibi
» doz aşımı
» tasarruf tedbirleri !!!
» bayram'dan bayram'a
» delikanlı
» park etmeden fark etmek
» dut ağacı boyunca
» tüyapta kitap
» ayıklama
» işler nasıl gidiyor
» biri bizi...
» ya affetmezse
» tek tek
» hangi kene
» aynadaki oynamalar
» bu da geçer
» hibrit akvaryum
» kıtmir ve nankör kedi
» yağma
» bir demet saygı
» kadın ve emek
» şam şeytanı
» şerrealite
» projeler...ler...
» prestige aslında Tesla

geziyoruz

» uzungöl'ün gölgesi...
» sumela...
» trabzon...
» vona...yason
» ünye-fatsa arası buharlaşmalar
» bandırma'dan alaçam'a
» uçurum cinleri
» sinop-2-
» sinop-1-
» yollardan sonra
» şanslı ayrıntılar
» araba-benzinci-zeytin üçgeni
» iznik-göl-zeytin-yayın
» hamamlıkızık-cumalıkızık arası saat 8 sırası mı
» orhangazide kahvaltı
» ve geldim...
» deniz-tatil-yıldızlar


blog'dan bayram'a

 

 sn: iki yazı bir arada dolayısıyla uzundur...

 

 


aslında başlığı ''blogda kurban bayramı'' atsam daha iyi olurdu...

 

 

blogcuda ...
yenilenme ...ıslah etme ...düzenleme ...
aylardır çalışmayan butonların çalışır hale gelmesini  beklerken...
yönetim,değişimi seçti...
yenilenme ve köklü değişim arasında fark vardır desem de...
şikayet maili yazsam da...
sonuç bu...

hayır birde niye şaşırdım ki bu değişime dönüşüme onu anlamıyorum...


mesela...

yönetim paneli ve profil sayfalarımıza kutucuk eklenmiş

''ne düşünüyorsun?''

diye soruyor...

soru zaten insanı çığrından çıkarmaya yeter...

 


ben bu sisteme bayılsaydım facebookta yıllardır cirit atıyor olurdum di mi...

 

daha özgün bir düzenleme elbette yapılırdı ama antidemokratik biçimde yapılan budur...

 

şablonlarda dokunulamaz hale gelmiş...
kendi düzenlediğim şablona ve resmime dokunamıyorum artık...
ekleme çıkarma yok ...
ilginç di mi...
evini badana boya yapıp eşyalarını yeniliyorsun...
silip süpürüp temizliyorsun...
akşam geldiğinde kapıda elinde fenerle bir yer gösterici ...
sana oturacağın koltuğu gösteriyor...
evin diğer bölümlerine geçmek yassaahhh...
nasıl? iyi geldi mi...

 

bitmedi tabii...

 

blog sayfalarımızı blogcu üyesi olmadan ziyaret eden dostlar farkına varmadı bu değişimin...
çünkü benim sayfamda da gördüğünüz gibi herşey yerli yerinde aynı gözüküyor...

 

 

eh bazen elmada sağlam gözüküyor ama ısırınca yarım kurt görüyorsun ortasında...
bil bakalım diğer yarısı nerde...


tabi bu üye olmadan gelip okuyan dostlarım...
ki bazıları üye olsalarda sisteme giriş yapmadan sık kullanılanlardan gelip okurlar yazarlar...

 

işte bu dostlar değişimi yorum yazmak istediklerinde anlayacaklar...
veya anladılar...

şöyle bir yazı çıktı karşınıza...

''hata!!!... bu yazıya üye olmayanlar yorum yazamaz''

di mi...

beni eskiden tanıyanlar bunun sistemden kaynaklandığını tahmin etmişlerdir...
ve başladığım günden beri yorum onayı seçeneğini dahi kullanmadığımın farkındadırlar...


ve evet benden değil...
yönetimden kaynaklanıyor bu üye olmayanların yorum yazamama halleri...


öyle uygun gördüler...

 

beni okuyan  hiçkimse bana yorum yazabilmek için bu sisteme üye olmaya mecbur değil...


kaldı ki tek bir kişi dahi olsaydı bana dışardan yorum yazan okuyucu/dost...

yinede onu mağdur etmezdim...

 

 

düşünsenize
okumuş...
söyleyeceği ekleyeceği ya da itiraz edeceği  cümleleri var...

yorum yaz a tıklıyor...
meğer üyelik şartı gelmiş yazamıyor artık...

sordum  maille blogcuya...


''bunu düzeltecek misiniz bu böylemi kalacak''

böyle kalacakmış...

biz eski üyeleri korumak içinmiş...

 

 


insan korumasına alerjim vardır benim...


bi rahatta kalırsa insan...

kendini koruma kapasitesine sahiptir zaten...


çok mu zordu
yorum yazmayı seçenekli hale getirmek...


*herkes yorum yazabilir

*sadece blogcu üyeleri yorum yazabilir

*sadece arkadaşlarım yorum yazabilir

*yorum yazılamaz

 


şeklinde kullanıma açmak...

ve...

kararı biz blog sahiplerine bırakmak...

 

ne diyordum ...
'tek bir kişi dahi olsa ...üye olmadan yorum yazan ...
onu mağdur etmezdim'
diyordum..
etmeyeceğimde zaten...

 

üye olan dostlar için ise bir problem yok...
onlar nasılsa diledikleri yere yorum yapabiliyorlar...
kaybetmeyiz birbirimizi...

zaten yabancı bir yer olmayacak rahat olun...

 

millet iki bayram arası evlenmez ...
bende iki bayram arası taşınmıyım şimdi...

 

 
zaten...


bir bayramı daha idrak etmek üzereyiz...

bu arada...

kurban fiyatları %80 artmış...
haberiniz var mı...

 

 
nefret etmeme...asla yemememe rağmen ...

''tarhun otunun fiyatı artmış''  deseler üzülürken...
''kurban fiyatları el yakıyor'' cümlesini duyunca içim huzur doluyor...

 

''param yok ev kiramı ödeyemedim''
diyen biri içimi sızlatırken...
''param yok bu sene kurban kesemiyorum''
diyen biri yüreğimi rahatlatıyor...

 

parasızlığa sadistce bir alkış değil tabii benimki...

 


bu bayramıda atlatıp belkide baharı görebilecek olan  yüzlerce ,binlerce ...
koyun ,keçi ,dana ,deve için bir yudum sevinç...

 

kurban konusunda ulema ikiye ayrılıyor..
kimi vacip derken kimi sünnet olduğunu söylüyor...

 


vacip ya da sünnet ...
hangisi yakın geliyorsa size ...öyledir karışamam...


ama madem farz değil ...

farz'ın üzerinden giderim di mi ...

peki...

 

 

bakalım...

5 vakit namaz tamam...
30 gün oruç o da tamam...
hacca zaten çoktaan gidilmiş...
zekat desen kuruşu kuruşuna hesaplanıp veriliyor...


her biri ayrı ayrı sindirilip özümsenmiş...

yüzün gülüyor...


selamın sabahın yerinde ...

gıybetin semtinden geçmiyorsun...

 

 

namaz kılarken önünden geçen 3 yaşındaki çocuğa ...

namaz bitince böğürmüyorsun...

namazıda... kendinide ...çocuğuda sarsmıyorsun...

 

 


ramazanda oruçluyken bir nur çöküyor üstüne...
ne yiyeni ne yemeyeni...
görmüyorsun...

taksine binene ...
bankoda önüne gelene güler yüzle muamele ediyorsun...
gülümsemenin selamın sadaka olduğunu biliyorsun...
oruçlusun diye millete püskürmüyorsun yani...

 


zekat'ı  kılı kırk yarıp hesaplıyorsun kuruşu kuruşuna veriyorsun...

öyle bankada yüzbinlikler ,fonlar,eurolar...
kasada altınlar ...
kuzu gibi yatarken...

 

''kredi kartıyla 12 taksit buzdolabı aldım...
borcum var ...
borçluya zekat farz değel ki ...
bilüüünmü''...

 

demiyorsun...

eğmeden ...bükmeden ...kıvırmadan  ...

adam gibi ödüyorsun di mi zekatını...

özü yakaladın yani...

 


peki o zaman...

kes ...

gıkım çıkmaz...
kendi kendime üzülürüm...
yutkunurum ama tek kelime etmem ...edemem...


Allah kabul etsin...

 

 

sokaktaki ''can''lara bir kap su birazcıkda yemek vermeyi unutmazsınız değil mi...

 

 


heh işte bu noktada benim sorunum...
milletin inancıyla ibadetiyle değil...
yukardaki özel alanın dışında kalanlarla...

 


ilgi alanım onlar napalım...

eğen büken kıvıran...
çevresindekilere sabır orucu tutturanlarla...

hatta ve hatta...


namazın... orucun ...zekatın yanından geçmemiş...
ama...
her bayram kurban kesen...


veya...


şu ana kadar kesememiş ama en büyük hayali kurban kesmek olan...

abartmıyorum...
var böyle garabetlerde...

 

dedim ya sorunum onlarla diye...

 

hakkaten kim bunlar...kimsiniz yani...

 

 

''sanane'' yi cevap olarak kabul etmiyorum...

farzı elinin tersiyle süpürüp sünnetin peşine düşersen ...

bende bu temelsiz binayı merak ederim elbet...

 

''ee diğerleri zor ama ...kurban  hem yılda 1 kere ,hem kolay...
hemde sosyal yardımlaşmaaa''

 
hiç deme zaten...

 


ona kurban değil ...
hayvan öldürme , kan dökme...
denir...

 

 

kaldı ki ...
prosedürü günümüzde olduğu gibi...
pazara git ,seç ,kestir getir...

ya da ...

internetten seç...
kesip ,parçalayıp paketleyip ...
eve teslim etsinler...

asla değildir...

 


''vazgeçebilmeyi''de  barındırır içinde...
uzun ve derin konudur...
ama en önemli kısmıdır ve ne yazık ki bilinmeyen ya da unutulmuş kısmıdır...

 

 
3-4 gün önce bir akşam yemeğinde  sohbet ederken konu döndü dolaştı kurbana geldi...

 


vardır her ortama eklemlenenler...
az iyi niyet...çok laf... merak tuzuyla ...

çorbaya dahil olanlar...

 


uzatmadan tek cümle ettim o akşam...
'herşeyimiz tamam bir kurban eksikti'

dedim...

 


''ama seden onlar zaten kesilecek ölecekk...
üstelik et yiyemeyenler var çoluk çocuk sonuçta bu sosyal yardımlaşma ''

 
__yapma ya....

__a  aaa tabi aşkolsun ...ne sanıyosun ki...

 

 

 

ne diyim şimdi...

''ne sanıyormuşum''

oysa ben biz insanoğlusunu ölümlü...

koyun,keçi,dana,sığır,deve tayfasını ölümsüz sanıyordum...
demek ölümlülermiş heee...

mi diyeyim...

 

 

mantığa bak ...

onlar zaten ölecek...
biz napıcaz kazık mı çakıcaz...
onlar nasılsa ölecek diye kes ye...

 

fırtına ucunu gösterince köprü çöker belki diye ...
köprüden geçme otur oturduğun yerde ...koru kendini di mi...

öleceğini bilerek yaşayan tek tür olduğumuz söylenir...
kolaymış demek ...
kendini ölümsüz zannediyorsun oluyor bitiyor...

 

koyun,dana,develerin yaşlanarak ölmeyecekleri belli...
baharı görmek belki yazı belki kışı...vs...
zaten insan için ne ki...
1 dakika sonrasının garantisi yokken yaz tatili planlanmıyor mu ...

 

 
sosyal yardımlaşma elbette gerekli...
de...
bu kodlama niye yapılıyor anlamıyorum...
üç kelime...
bayram-toplum-yardımlaşma

üçü yan yana geldiğinde sonuç...

''hurraa koşup koyun keselim, et yiyelim''

 


yardımlaşma dedikçe ...

sosyal sosyal et yemek ve yedirmek gayreti ayrı bir tuhaflık ...

 

 

bulamadığı için et yiyemeyen çocuklar ,büyükler klişemizde tamamlar bu tabloyu...

 

et yiyemeyen çocuklar vardır doğrudur...
ama...
insanların tek besin kaynağıda zaten et değildir...

 

 

yahû yanısıra istanbulda doğmuş büyümüş ve hala denizi görmemiş...
vapura binmemiş...
köprüden geçmemiş...
çocuklar büyüklerde var...


ikisi aynı şey mi diye akıllara gelirse...
değil tabi...

 

her tarafı denize çıkan bir kentte doğup denizi hiç görmemek vapura binmemek...
içler acısı...

ayakkabısız,paltosuz,deftersiz,kalemsiz okula giden çocuklar...
kirayı ödeyemediği için evden çıkarılanlar ...
krize yenik düşüp işini kaybedenler
çok çok daha vahim...

 

gidin bakalım bunlardan birine...

''toplumsal yardımlaşma olan bu bayramda bir koyun kesip sizede verceeez''

diyin...

alacağınız cevabı banada yazın...

onlarında zaten tüm sorunu ...
bir tencere eti mideye indirip arkasından  def-i hacet eylediklerinde şıp diye çözülecek di mi...

 

sizce bir çocuk ne zaman mutsuzdur...

akşam yemeğinde patates makarna yediği zaman mı...
yoksa...
sabah okula su alan delik ayakkabılarıyla ve
defalarca söylemesine rağmen alınamayan defter ,kalem ve eşofmanlarıyla giderken mi...

öğle yemeğinde patlıcan pilav yedi diye mi mutsuz olur...
yoksa...
işten atılan babası yakacak alamadığı için ...
buz gibi evde battaniyle oturduğu için mi...

 


peki...

yıllar sonrasına kalan tortu ne olur...

empati kurun...

 

geçmişe yolculuk yaptığınızda ...

yıllar önceden aklınızda kalan ...
yediğiniz pirzolalar mı...
yoksa sıcacık yanan sobanın üstünde kızartılan kestaneler mi...


yokluk varsa ...
ordan ne kaldı aklınızda...
yiyemediğiniz bir tabak tas kebabı mı ...
yoksa arkadaşlarınızdan saklamaya çalıştığınız delinmiş su alan ayakkabılarınız mı...

hatırladıkça hangisi sızlatır içinizi...

 


önceliklere önem verin...
yardım edin...
ihtiyaçları gözönünde bulundurarak yardım edin...

 


kirasını ödeyememiş adamın sokağa atıldığında ...
götürdüğün koyun but'unu...
karşı arsaya çadır kurupda ...mangalda pişirip...
mutlu mutlu yiyeceğini düşünüyorsan...
feci şekilde yanılıyorsun derim...
bir daha gözden geçir...

 

 


heee...
birde bu yürekten  inandığın ...
kurban ettiğin hayvanların ...
öbür tarafta...
sırtına binipde...
köprüyü kolaycacık geçiverme niyetin ve isteğin var ya...

 


valla ne diyeyim ben sana...

melül melül bakan koyunlarla...
sakin sakin gezinen ineklere ,danalara kaldıysan...

senin işin öte tarafta yaş be usta...

bak ...

demedi deme atar o hayvan seni üstünden...

 


üstelik anlaşmışlar aralarında...

köprünün bir altında hep beraber yere yatıp doğal koruma oluşturacaklarmış...

kendilerini kesmeyipde düşenleri tutacaklarmış...

 


''yoook artık'' diyip küfretmeyin küserim  bak...

 

 

ne yani...

köprüden geçirdiğine inanıyorsan...
aşağıda tutacağına da inanacaksın tabi ...

 

 
öncelikleri gözeterek yardımı esirgemeyin...


sizi rahatlatıcaksa...


''ben kurban kesecektim ama Sedencik diye biri var onu okuyunca vazgeçtim...
bizim sokaktaki yoksul ailenin kira borcunu ödedim...
günahım vebalim onun boynuna ''
dersiniz ...
deyin...
onada eyvallah...

ve ...


huzurlu...sağlıklı...sağduyulu...kazasız...

hayırlı bir bayram diliyorum...

bayramınız mûbarek  olsun...

sağlık ve sevgiyle...

 

 

sn:blogcuda yorum ve şablon kısmı bu haliyle devam ediyorsa...
bayramın ertesi günü yukardaki yazıyla birlikte...
ve burdan vereceğim...
yeni adresimde buluşmak dileğiyle...

 



Tarih: 17:57, 25/11/2009 Kategori: gune dair
Yorum (6) | Yorum yaz | Bağlantı

tüyap...












28.tüyap kitap fuarı ...
bir kez daha tepebaşındaki eski yerine duyduğum özlemle tamamlandı...
merak etmeyin 280.yide yazarım...




sadece eskiye özlem değil bu...

beylikdüzü her anlamda ters bir yer...




herşeyden önce uzak...
hangi yakada olursanız olun bir kaç yerleşim merkezi hariç ...
her yere uzak...

evet istanbul sınırları içinde ...
ama zaten istanbul bu yayılma hızıyla devam ederse yakında tekirdağa kocaeline kadar yayılacağız demektir...



eh bir sonraki fuar yeride ...
bulgaristan sınırına yakın boş arazilere kurulur herhalde...



şu fuarı taksim mecidiyeköy civarında bir yere alsak ...
biliyorum yer yokda ...
o zaman yerin altına gömsek nasıl olur...
para bol nasılsa...


hadi o olmadı...
o zaman köprü giriş çıkışlarında şile yolu üzeri ...
yada kurtköy filan vardı...



bu yıl o kadar kalabalık değildi...



ama resimdeki kadar tenhada değildi tabi...kapanışa 5 dakika kala ...





domuz gribinden fuara katılım azaldı diyenler var...

bence olsa olsa beylikdüzü gribidir o...

tamam canım kızmayın...
mesela...
az ötedeki çatalca,mimarsinan bayıldığım yerlerdendir...




bu mesafeler...
bu yorgunluklar...


benim gibi kitapla fazla içli dışlı birini bezdirdiyse...
kitaba meyletmeye karar vermiş...
yenilere ne yapar varın siz düşünün...






yenileride ayırmak lazım ...


yanımdan geçen biri heyecanla anlatıyordu kankisine ...
''reşat nuri'nin yeni kitabı çıkmış -yeşil ışıklar-diye gördün mü''

yani ...

''aşk_ı memnu'nun kitabı çıkmış yaşasın''
repliği şehir efsanesi değil...





çook eskiden okusunda ne okursa okusun yeterki okusun derdim...

yine diyorum arasırada...


işte ara sıra...




hapishaneden çıktığında ilk iş kitap yazıp ...
yazarlar safına katılan mankenler şarkıcılar için...



'aferim ya oturmuş yazmış' filan diye düşünürken...

meslek hanesine yazarlığı ekleyen  birine gelen itiraz üzerine...
''nazım hikmetde hapis yatmıştı o'da yazıyordu orda noolmuş ki''



savunması ...


değiştirdi biraz beni...

nazım'da...ilhan selçuk'da,uğur mumcu'da,aziz nesin'de ve daha bir çok değerli isimde yatmıştı hapiste ama...


onlar zaten yazdığı düşündüğü için yatmıştı...


hani fikirleri vardı ...

var olan fikirlerin bazıları suç oluyordu falan filan hatırladın mı...

birde adi suçlar vardır...

fikirle adi suç arasındaki farkı farkettin mi...






rahmi koç müzesi küçük bir stand kurmuş...
müzeye gitmemiş olanların görmesi için güzeldi...

mesela şu aşağıda gördüğünüz araba vardı...
iki kişilik
ön taraf sürücü için...
arkada tek kişilik bir yer daha var...
büyükpatron geldi aklıma...
bir arabaya baktım bir zihnimdeki büyükpatrona...
eh işte bu arabaya anca tek bacağı sığar herhalde...






sokaktaki can'lara bir kap su ,birazcıkda yemek vermeyi unutmazsınız değil mi...













tüm fuarda en canlı ,en renkli , yanısıra çokda iyi bastığı kitapları olan...
ve tüm bunlara rağmen  en tenha stand...
ileri yayınları...

ilginç di mi bu kadar albeniye rağmen tenhalık...


bilmeyenler için kısaca açıklayayım...
her standın ortalama 2-5 arası görevlisi vardır...
çoğu standa yaklaştığında gülümseyerek merhaba der...
başka bir işle yada sorusu olan bir müşteriyle ilgilenirler...
gider istediğin gibi incelersin kitapları...
sen sorana yada kafanı kaldırıp gözgöze gelene ...
kadar ne konuşur nede sohbet ederler...



daha önceden tanışıklığımız olanlarda...
hal hatır faslından sonra sıra kitap incelemeye gelince...
okuma tarzını bilmenin verdiği güvenle...
birçok kitabı getirip bırakırlar önüne...
hepsi o...



işte o noktada anlarsın ki ...
bunlar kitapçıdır hakikaten yayınevi çalışanıdır...
fuar için 10 günlüğüne dışardan alınmış eleman değildir...
tut ki alındıysa bile kurallar iyice benimsetilmiştir...


ileri'nin standında yaklaşık 15 tane filan eleman var...

bir kitabın ne arkasını nede önsözünü 2 cümle okuman mümkün değil...
herşey ...
elini ilgini çeken bir kitaba uzatmanla başlıyor...
kitabı eline aldın mı aldın...
ve bittin...
aynı anda 3 eleman daha elinde 3er 5er kitapla yanına koşturup ...
o kitaplarında ne kadar güzel olduğunu anlatmaya başlıyorlar...


bir adım ötesi ellerindeki kitabın size ne kadar yakıştığını söylemek olacaktır...

onu da önümüzdeki yıl bekliyoruz...


iki yıldır bu standı mümkün olan en uzak mesafeden ...
pas geçip kitapları buldukça başka yerlerden alıyorum...





okulların öğretmenler eşliğinde gelmesini sonuna kadar destekliyorum...

ama...




sevgili hocam  ayıp olmuyormu atriumun önünde o çocuklara ...
''gidin isteyin çocuklar'' diye onları yönlendirip yüreklendirip ...
yayınevlerinin başına
''bedava kitap verir misiniz'' diye yollamak...


bak ne dedi...

doğandaki abimiz...

''çocuklar bende sizin yaşlarınızdaydım bir zamanlar ve harçlıklarımı biriktirip kitap alırdım...
kitap kıymetlidir...
sizde aynı kıymeti verin''


niye bunu cevap olarak kabul etmiyorsunuz...

hani ülkenin coğrafyası çetin bölgelerine hepimiz yolluyoruz kitap o ayrıda...



istanbulun göbeğinde özel okulda okuyan öğrencileri ...
bedelsiz istemeye alıştırmak ...
hangi eğitim/öğretim sisteminin ürünü onu anlayamadım...




güzelliklerde oluyor canım olmaz mı...

mesela Server Tanilli ile tanıştım...

bilginin zerafetle harmanı...

istanbul üniversitesinde anayasa hukuku profesörü idi ...
yıllar önce...
uğradığı silahlı saldırı sonunda tekerlekli sandalye ile sürdürüyor şimdi hayatını...


fuara dönersek...
şu tekerlekli pazar çantasıyla gelenler azda olsa var...
bazı yayın evleride hediye ediyor zaten...
ama...
bu yıl ilk defa market arabasıyla geleni gördüm...



önce feci dalga geçip güldüm...
sonrasında omzuma asılan torbaların ağırlığı çoğaldıkça ...
dalga geçtiğim market arabası inanılmaz önem kazandı gözümde...
de...
nerde satılır bunlar onu bile bilmiyorum...




böyle yük altında gezmektense bir zahmet dışarı çıkıp ...
torbaları çantaları arabaya koymak...
ve sonra devam etmek iyi bir fikir gibi durabilir belki...



siz bilmiyorsunuz ama...
herkes potansiyel kitap hırsızı...
çantanı ,cüzdanını ,kredi kartını emanet ediyorsun ...
hiçbirşey olmuyor...
ama kitap sözkonusu oldu mu herkes kitap aşırıyor...
otoparkçı...gittiğin restaurantın sahipleri,garsonları...
sokaktan geçenler...
ekselans...annem...dostlar...büyükpatron...
hepsi...



bugüne kadar yapmamaları yapmayacakları anlamına gelmiyordur herhalde...

tabi bu düşüncenin özünde ...
şimdi derin derin...
aynı potansiyele sahip olup olmadığımı düşünüyorum...


Tarih: 12:25, 10/11/2009 Kategori: gune dair
Yorum (9) | Yorum yaz | Bağlantı

<%EntryTitle%>

<%EntryBody%>
<- | Sonraki Sayfa ->


Free Website Counter
Free Website Counter

Hava nasil oralarda - YEDÝ KARANFÝL 2