Image and video hosting by TinyPic
bu sitedeki yazılarımın....kopyalanması,çoğaltılması,yayınlanması yasaktır...

Sedencikin Dünyası

Tanım

Çoban kaval çalar anın Hayâtı şairanedir ... Güler perisi tarlanın ... Bu bir güzel teranedir ... Tevfik Fikret

Bağlantılarım

» Ana Sayfa
» Profilim
» Arkadaşlarım
» google
» e-mail
Image Hosted by ImageShack.us
Yakın Geçmiş:
» melekli hanlar'da anneler günü
» hibrit akvaryum
» ortak paydalar
» en güzel gün
» amacı aşmak
» yağmur yağdığında
» kıtmir ve nankör kedi
» yağma
» okyanusta bir bardak su
» bir demet saygı
» kadın ve emek
» silelim parlatalım
» şam şeytanı
» kar altında
» pırlanta'dan sevgililer günü
» nesini söyleyim
» şerrealite
» prestige aslında Tesla
» avanslı günler ve hayırlı bayramlar


Arkadaşlarım:
» dönence
» anday
» sihirlibahce
» asivemavi36
» meyraca
» sevimlipatiler
» thares
» onurtan
» mahmure
» kamuranesen
» aklimaestikce
» ayselle
» paticikler
» lodoscu
» jadore
» alkiyoni
» kalimerasas
» alivesitesi
» dilara45
» dolphinblue
» hamdivehusnucan
» sonbaharyesili

sulu hediye...

 

 

 

 

bugün sabahın köründe başlayan ve yoğun geçen arazinin öğleden sonrasında...

eve dönmek üzere yola çıktım...

aslında evde temizlik var..

remziye bütün evi kaldırmıştır ayağa...

 

gitsem mi gitmesem mi diye tereddüt yaşadım...

anakraliçeyi aradım ...

 

__anne ... evdeysen gelip biraz uyuycam...

__aaa gel evladım gel...müjgan teyzen var...otururuz...o'da seni çok özlemiş...

__bir dakka annecim 2. hat var telefonda ...işe geri dönmek zorundayım...görüşürüz....

 

ben ''uyuycam'' diyorum o ''müjgan teyzen'' diyor...

tabiiki gitmeyecem...

2.hat varmışmış pehhh....

 

 

sokağın ortasında durup  telefonla herkesi arayıp uyuyabileceğim yer varmı diye sondaj edecek halim yok...

temizlik ,gürültü her ne varsa var...

eve gittim...

 

daire kapısı açık, kapının dışında bir adam...

ortada  su bidonu kapının içinde elleri belinde remziye...

buda yetmez...

çançançan yükselmiş seslerle bir tartışma...

 

 

sokaktaki ''can''lara bir kap su birazda yemek vermeyi unutmadınız değil mi...

 

 

yuh da deseniz, bu ne vurdumduymazlık da deseniz ne derseniz diyin haklısınız...

ne yalan söyliyim ilk aklımdan geçen ve uygulamaya koyduğum botlarımı çıkarıp süzülüp eve girmek battaniyeyi kafama çekip uyumaktı...

 

 

ikisi arasında bir dalaşma olmuş belli...

bana ne...

bana mı güvenip dalaştılar...

üstelik konuyu bile bilmiyorum...

kapıdaki adamı tanımıyorum...

meğer o beni tanıyormuş...

adam beni görünce kurtarıcı gelmiş gibi rahatladı...

yazık bilemezdi tabii yanlış algı olduğunu...

 

başladı derdini anlatmaya...

 

_ablacım bu bayan 2 bidon su istedi...

getirdim...hem para verip suyu almıyor ...

hem birdaha almayacağını söylüyor ...

hem sizdeki 2 boş bidonuda vermeyecekmiş...

hemde bizi belediyeye, bakanlığa şikayet edecekmiş...bide bunu söylüyor...

 

hadi gitde uyu şimdi...

 

 

__noluyo burda remziye...

__sen çok yorgun görünüyon git dinlen ,zaten ferişte ulur gibi bağırdı biraz önce...

 

 

sucu bağırdı arkamdan ablacım bir dakka  ben anlatayım...

 

adama döndüm...

__bugüne kadar bu eve su istediğimizde , aldık mı  gelen suyu ...

__aldınız...

__parası ödendi mi...

__ödendi...

__alacağın filan kaldı mı

__yok kalmadı

__iyi ya şimdi su alınmıyorsa demek ki  vardır bir nedeni...

aranızda çözün remziyeyle...

 

 

girdim içeri ...

uludu dediği feriş kızım derin uykuda uyuyor,hatta rüya görüyor...

elbette 10 sn.de uydurmuş remziye ulumayı besbelli...

gittim yattım ferişin yanına 2 saat kadar uyumuşum.

 

 

evet, tuhaf bir şekilde arasıra böylesi ,meraksızlıklarım,rahatlıklarım vardır...

düz mantıkla düşünmekde olabilir,yorgunlukda olabilir...

dahada devam edersem bu sayfa birazdan şikayet kutusuna dönecek sanırım ...

kestim...

 

uyanınca remziyeye sordum...

__konu neydi..

__değişik marka su getirdi...

__getirsin ne olmuş...

__öyle diyonda 5 ayda 3 defa su markası değiştirdi bunlar...

__remziye sanane değişen markadan...hepsi tanınmış markalar...

adam mahallenin sucusu ...

 

 

__ne demek banane , kolaymı... gelmiş bir dükkan açmış burda ,mahallelide ona müşteri neyin olmuş markayıda beğenmiş alıp içiyolar o da para kazanıyo....

ona o parayı kazandıran bunlarsa  markayı değiştirmeden hepisimize (öyle işte hepimiz yok...hepisimiz var,mesela üçümüz yok üçüsümüz var) sormak zorundaydı...

3 ay önce değiştirdiğinde bissürü laf dedim...

bana ''haklısın kusura bakma bu daha iyi diye aldık'' dedi...

bi daa olmaz dedi...bak gene değiştirmiş...

2 kerede zam yapmıştı zaten...

dua etsin kafasını kırmadım...

 

 

__yok deve...çıldırdınmı ya sen...adam belki firmayla anlaşamadı o yüzden değiştiriyor marka...

 

__iyi o zaman söle bakim bana neye anlaşamıyo firmasınnan hı...

firmayı dolandırıyo belkim...belkim firma bunlara su vermeyi kesiyo...belkim etiketleri basıp kendileri dolduruyolar bu suları sahte sahte  hı....

 

__güzel aferim watson...bravo ,şimdi içecek su yok dimi evde...

ağzımızı musluğa dayayıp melen çayını mı içicez...

 

__hiçte bilem aldım ki iki bidon suyu...(ki lerimizde acaip meşhurdur)

__madem sonuda alacaktın ne diye o kadar tantana ettin...

__ama 5 kuruş para vermedim kiii...iki tane suyu hediye etti...11 lira kâr ettim...

__ne???

__ee öyle bizim mahallede yeni sucu açılınca hepisimize 1 er bidon su hediye veriyolar ki hep ondan alalım diye...bunlar 3 kere marka değiştiriyo bi hediye su yok...

ha yeni dükkan açılmış ha marka değişmiş aynı şey...

salak sucu  anladı sonunda da hediye etti...

 

__rezil olduk adama desene sen şuna...

__olurmu öle şey...yukardaki büfeye  4 liradan veriyo suyu...komşunun oğlu çalışıyo orda ...o dedi...

zaten para bitmiş her yerde...

__o nerden çıktı..

__haberler öle diyo,heryer kapanıyomuş, hükümetde kapanıyomuş,para bitmiş yani...

__nerde bitmiş para remziye...

 

düşündü taşındı...

 

__bankalarda...

 

 

sn: yolladık 11 lirayı sucuya remziyeden gizli...adam ne kadar tırstıysa ,

10 dakka cebelleşmiş parayı almamak için...

 

 

 


Tarih: 17:31, 14/5/2008 Kategori: gune dair
Yorum (7) | Yorum yaz | Bağlantı

melekli hanlar'da anneler günü

 

 

 

 

annemin kitaplığındaki kitapların hepsi ...

aynı renkte ciltli ve üstünde isimleri basılıdır...
kesinlikle ayraç kullanır...
ve asla kitabın sayfasını kıvırmaz...
ben bildim bileli öyle...

 

 

benim kitaplığım ayrıydı ve evin kütüphanesini didiklemem yasaktı...
çocuğuz  o zamanlar ve benimkiler çocuk kitaplarıydı elbette...

ve bu yasak benim dr.jivagoyu 9 yaşımda okuyup bitirmemi sağlamıştır...
ne anladıysam...
anakraliçe dışarı...
anannem mutfağa...
ben...
yasak kitaplığın ,

yasak kitaplarından arakladıklarımla koşa koşa odama...

o yüzden dr.jivagoyu 18 yaşımda tekrar okuduğumda ,

bambaşka bir kitap gibi hatta ilk defa okuyormuşum gibi gelmişti...
ki normalide buydu...

 

 


oysa ben o zamanda kıvırırdım kitapta kaldığım sayfayı ...
şimdi de...
ayraç kullanmam...
tüyaptan verilen bir torba ayracı ertesi gün dağıtırım çevreme...
ne  bonkörüm görüyorsunuz di mi...

 

 

evin kütüphanesinden  aldığım kitaplarda ,

kaldığım yere saçımdan bir tel koparıp koyardım ,

annem gelmeden önce  ve annem görmesin diye...
ucunuda hafif dışarda bırakınca bir sonraki sefere kolayca bulurdum kaldığım yeri...

sadece yerli yabancı klasikler,romanlar değildi tabiki...
şiir kitaplarıda vardı...

 

 

F.Nafiz Çamlıbelin kitabını bulmuştum araklama seanslarımdan birinde...

belki dilinin sadeliği belki ''han duvarları''nın şiir formundaki inanılmaz güzel öyküsü...
çok  sevmiştim kitabı çok...
ve ezberlemeye çalışıyordum...
olur ya ...anlarlarsa kilit altına bile girer kitaplar...
ama ezberi bozamazlar öyle kolay kolay...

 

 

 

Çamlıbel...

 

''yağız atlar kişnedi
meşin kırbaç şakladı
bir dakika araba yerinde durakladı
neden sonra sarsıldı altımda demir raylar
gözlerimin önünden geçti kervansaraylar''

 

derken...
hayatımda hiç görmediğim kervansarayları hayalimde çizmeye uğraşıyordum...

 

 

''ellerim takılırken rüzgarların saçına
asıldı arabamız bir dağın yamacına''

 

''rüzgarların saçı'' çok hoşuma giden bir benzetme olmuştu...

 


yağız atlar eşliğinde yola çıkan yolcumuz bir han'da konakladığında han odasının duvarlarına yazılmış bir dörtlükle karşılaştı...

 

 

''garibim namıma Kerem diyorlar
Aslı'mı el almış haram diyorlar
hastayım derdime verem diyorlar
Maraşlı şeyhoğlu Satılmışım ben''

 

 

çok hüzünlü bulmuştum ve üzülmüştüm bu dörtlüğe...
kimbilir kimdi ,nasıl biriydi Maraşlı şeyhoğlu...

 

 

  ''ey köyleri hududa bağlayan yaşlı yollar
    dönmeyen yolculara ağlayan yaslı yollar
    ey garip çizgilerle dolu han duvarları
    ey hanların gönlümü sızlatan duvarları''

 

 

diye biterdi bu güzel şiir...
evet ezberlemiştim şiirin çoğunu ...
ve o yaşlarda yapılan ezberler en sağlam olanı...
bunca yıl sonra bile hatırladığıma göre...

 


''han''lar müthiş ilgimi çekmişti,hayran olmuştum...
her odasının duvarlarında kimbilir daha ne güzel dörtlükler vardır,kimbilir kimler yazmıştır ...
diye düşünüyordum...

 


han hayalleri kuruyordum...
ham hayalleri bilmiyordum henüz...

bir akşam ...
annemle babama....


''yaz tatilinde deniz kıyısında bir handa kalabilir miyiz'' diye sordum...

sessizlik oldu...

__han?
__neden,niçin,nasıl?
__nerden çıktı evladım han? sen nerden biliyorsun,nerden öğrendin hanları??
__öğretmenin mi anlattı

 

 

bir sürü soru geldi...

tam ağzımı açtım anlatacağım...
yuttum...
kitap araklamalarım çıkacak ortaya...
sustum...

 

 

elbette ''han duvarları''nın yanısıra...
kısa bulduğum daha kolay ezberlenir ve ilgimi çeken şiirleride ezberliyordum...

 


anneler günü geldi...
öğretmenim anneler günü ile ilgili şiirler ezberlememizi istedi...
benim ezberimde vardı zaten şiir...
ne gerek var yenisini ezberlemeye...
anneler günü şiiri demek, içinde anne kelimesi geçen şiir demek,başka ne olabilir ki....
şart mıdır yani ''benim annem güzel annem,beni al kollarına''yı söylemek...

 


cuma günü sınıfta herkes şiirini/şarkısını okudu...

bende okudum...

öğretmen oturtmadı yerime...
3 kere tekrar okuttu  şiiri ve büyük bir ilgiyle dinledi...
demek ki çok beğenmişti...
başka ne olabilir ki...tam 3 kere okutmuş işte...

 

 

o halde...
bende ertesi gün anneme hediyesini verirken bu şiiri kesinlikle okumalıydım...

okudum...

 

sanırım sesimle bakışlarımlada iyice dramatize etmiş olmalıyım...

annem ağlamaya başladı....
babam çok şaşırdı...
anneannem iki arada bir derede kaldı...

 

eh kitap araklamalarım açığa çıktı elbet...
yetmedi...
pazartesi günü sabahın köründe öğretmenim geldi...

okuduğum kitapların kontrol edilmesi gerektiğini ve ertesi gün tekrar görüşmek istediğini söyleyerek benide aldı yanına okula gittik...

işte o şiir...

 

                                        melek


                                Annesi dün Zeynebe
                              "Melek yavrum" diyordu
                                İşitince bu sözü
                                Kız merak etti, sordu :

 

                              - Melek yavrum ne demek ?
                                Doğrusu anlamadım,
                                Melek kanatlı olur
                                Hani benim kanadım ?

 

                                Cevap verdi annesi:
                              - Üç yavrum daha vardı,
                                Onlar kanatlanarak
                                Elimden uçmuşlardı.

 

                                Hepsi yalnız bıraktı
                                Bu talihsiz kadını
                                Bari sen uçma diye
                                Kopardım kanadını.

                                      

 

                                                           Faruk Nafiz ÇAMLIBEL

 

 

ve...
anneler gününüz kutlu olsun...
ve...
cinsiyet ayırmaksızın aşağıdaki çiçekler hepinize gelsin...

                                                   sevgi ve saygıyla...

 

 

 

 

sn1:öğretmenimin bu hassasiyetinin nedeni ,şiirden sonra bütün sınıfı gösterip ''hepimizin mi kanatlarını yoldular'' diye sormam olabilir ...

 

sn2:bir alt yazıda han duvarları şiirinin tamamını bulabilirsiniz...

 

 


Tarih: 17:01, 9/5/2008 Kategori: gune dair
Yorum (10) | Yorum yaz | Bağlantı

han duvarları

   

 

              HAN DUVARLARI

 

 

Yağız atlar kişnedi, meşin kırbaç şakladı
Bir dakika araba yerinde durakladı.
Neden sonra sarsıldı altımda demir yaylar,
Gözlerimin önünden geçti kervansaraylar...
Gidiyorum, gurbeti gönlümle duya duya,
Ulukışla yolundan Orta Anadolu'ya
İlk sevgiye benzeyen ilk acı, ilk ayrılık!
Yüreğimin yaktığı ateşle hava ılık,
Gök sarı, toprak sarı, çıplak ağaçlar sarı...
Arkada zincirlenen yüksek Toros dağları,
Önde uzun bir kışın soldurduğu etekler,
Sonra dönen, dönerken inleyen tekerlekler...
Ellerim takılırken rüzgarların saçına
Asıldı arabamız bir dağın yamacına,
Her tarafta yükseklik, her tarafta ıssızlık,
Yalnız arabacının dudağında bir ıslık,
Bu ıslakla uzayan, dönen kıvrılan yollar.
Uykuya varmış gibi görünen yılan yollar
Başını kaldırarak boşluğu dinliyordu.
Gökler bulutlanıyor, rüzgar serinliyordu.
Serpilmeye başladı bir rüzgar ince ince,
Son yokuş noktasından düzlüğe çevrilince
Nihayetsiz bir ova ağarttı benzimizi
Yollar bir şerit gibi ufka bağladı bizi
Gurbet beni muttasıl çekiyordu kendine
Yol, hep yol, daima yol... bitmiyor düzlük yine.
Ne civarda bir köy var, ne bir evin hayali
Sonunda ademdir diyor insana yolun hali,
Arasıra geçiyor bir atlı, iki yayan
Bozuk düzen taşların üstünde tıkırdıyan
Tekerlekler yollara bir şeyler anlatıyor,
Uzun yollar bu sesten silkinerek yatıyor...
Kendimi kaptırarak tekerleğin sesine
Uzanmış kalmışım yaylının şiltesine,
Bir sarsıntı... uyandım uzun süren uykudan;
Geçiyordu araba yola benzer bir sudan
Karşıda hisar gibi Niğde yükseliyordu,
Sağ taraftan çıngırak sesleri geliyordu;
Ağır ağır önümden geçti deve kervanı,
Bir kenarda göründü beldenin viran hanı.
Alaca bir karanlık sarmadayken her yeri
Atlarımız çözüldü, girdik handan içeri
Bir deva bulmak için bağrındaki yaraya
Toplanmıştı garipler şimdi kervansaraya.
Bir noktada birleşmiş vatanın dört bucağı
Gurbet çeken gönüller kuşatmıştı ocağı,
Bir pırıltı gördü mü gözler hemen dalıyor,
Göğüsler çekilerek nefesler daralıyor,
Şişesi is bağlamış bir lambanın ışığı
Her yüzü çiziyordu bir hüzün kırışığı,
Gitgide birer ayet gibi derinleştiler
Yüzlerdeki çizgiler, gözlerdeki çizgiler...
Yatağımın yanında esmer bir duvar vardı,
Üstünde yazılarla hatlar karışmışlardı;
Fani bir iz bırakmış burda yatmışsa kimler,
Aygın baygın maniler, açık saçık resimler...
Uykuya varmak için bu hazin günde, erken,
Kapanmayan gözlerim duvarlarda gezerken
Birdenbire kıpkızıl birkaç satırla yandı;
Bu dört mısra değil, sanki dört damla kandı
Ben garip çizgilerle uğraşırken başbaşa
Raslamıştım duvarda bir şair arkadaşa;


"On yıl var ayrıyım Kınadağı'ndan
Baba ocağından yar kucağından
Bir çiçek dermeden sevgi bağından
Huduttan hududa atılmışım ben"


Altında da bir tarih. Sekiz mart otuz yedi..
Gözüm imza yerinde başka ad görmedi.
Artık bahtın açıktır, uzun etme arkadaş!
Ne hudut kaldı bugün, ne askerlik, ne savaş;
Araya gitti diye içlenme baharına,
Huduttan götürdüğün şan yetişir yarına!
Ertesi gün başladı gün doğmadan yolculuk
Soğuk bir mart sabahı... Buz tutuyor her soluk
Ufku tutuşturmadan fecrin ilk alevleri
Arkamızda kalıyor şehrin kenar evleri
Bulutların ardında gün yanmadan sönüyor,
Höyükler bir dağ gibi uzaktan görünüyor...
Yanımızdan geçiyor ağır ağır kervanlar,
Bir derebeyi gibi kurulmuş eski hanlar
Biz bu sonsuz yollarda varıyoz, gitgide,
İki dağ ortasında boğulan bir geçide
Sıkı bir poyraz beni titretirken içimden
Geçidi atlayınca şaşırdım sevincimden
Ardımda kalan yerler anlaşırken baharla
Önümüzdeki arazi örtülü şimdi karla
Bu geçit sanki yazdan kışı ayırıyordu
Burada son fırtına son dalı kırıyordu
Yaylımız tüketirken yolları aynı hızla
Savrulmaya başladı karlar etrafımızda
Karlar etrafı beyaz bir karanlığa gömdü;
Kar değil, gökyüzünden yağan beyaz ölümdü...
Gönlümde can verirken köye varmak emeli
Arabacı haykırdı *İşte Araplıbeli*
Tanrı yardımcı olsun gayri yolda kalana
Biz menzile vararak atları çektik hana.
Bizden evvel buraya inen üç dört arkadaş
Kurmuştular tutuşan ocağa karşı bağdaş
Çıtırdayan çalılar dört cana can katıyor
Kimi haydut kimi kurt masalı anlatıyor
Gözlerime çökerken ağır uyku sisleri
Çiçekliyor duvarı ocağın akisleri
Bu akisle duvarda çizgiler beliriyor
Kalbime ateş gibi şu satırlar giriyor


"Gönlümü çekse de yarin hayali
Aşmaya kudretim yetmez cibali
Yolcuyum bir kuru yaprak misali
Rüzgarın önüne katılmışım ben"


Sabahleyin gökyüzü parlak, ufuk açıktı
Güneşli bir havada yaylımız yola çıktı
Bu gurbetten gurbete giden yolun üstünde
Ben üç mevsim değişmiş görüyordum üç günde
Uzun bir yolculuktan sonra İncesu'daydık
Bir han yorgun argın tatlı bir uykudaydık
Gün doğarken bir ölüm rüyasıyla uyandım.
Başucumda gördüğüm şu satırlarla yandım!


"Garibim namıma Kerem diyorlar
Aslı'mı el almış harem diyorlar
Hastayım derdime verem diyorlar
Maraşlı Şeyhoğlu Satılmış'ım ben"


Bir kitabe kokusu duyuluyor yazında
Korkarım yaya kaldın bu gurbet çıkmazında
Ey Maraşlı Şeyhoğlu, evliyalar adağı!
Bahtına lanet olsun aşmadıysan bu dağı!
Az değildir, varmadan senin gibi yurduna
Post verenler yabanın hayduduna kurduna!
Arabamız tutarken Erciyes'in yolunu
Hancı dedim bildin mi Maraşlı Şeyhoğlu'nu?
Gözleri uzun uzun burkuldu kaldı bende,
Dedi
Hana sağ indi ölü çıktı geçende!
Yaşaran gözlerimde her şey artık değişti
Bizim garip Şeyhoğlu buradan geçmemişti...
Gönlümü Maraşlı'nın yaktı kara haberi.
Aradan yıllar geçti işte o günden beri
Ne zaman yolda bir hana raslasam irkilirim,
Çünkü sizde gizlenen dertleri ben bilirim
Ey köyleri hududa bağlayan yaslı yollar
Dönmeyen yolculara ağlayan yaslı yollar!
Ey garip çizgilerle dolu han duvarları
Ey hanların gönlümü sızlatan duvarları!...   

 

                                                      Faruk Nafiz Çamlıbel


Tarih: 16:37, 9/5/2008 Kategori: siir
Bağlantı

<%EntryTitle%>

<%EntryBody%>
<- Son Sayfa | Sonraki Sayfa ->


Free Website Counter
Free Website Counter